ALLAH KURTARSIN...
Bazı Yerlerde İnsan Önce Sayılır... İş yerimin adı, E Tipi'ydi Yüksek yüksek duvarlar ve pencerede parmakliklar takılmıştı. Hem küçük olmam hemde sorumluluk duygusuyla yüklenmiş olmamla çok tedirgindim. Tedirginligimi gizlemeye çalışarak bakıyordum etrafa ve orada yaşayanlara. Saatler ilerliyordu, gün bitiyordu.
Koridorun başındaki pencereden, parmaklıkların arkasından dışarıyı izliyordum.
Aşağıda, o dar beton avluda bitmek bilmeyen bir hareket vardı. Bir aşağı, bir yukarı… Adımların kendine has bir ritmi, yürüyüşün bir adı vardı. Bu manzara filmlerde görünürdü. Bu sahneler volta atmak hapishanenin olmazsa olmaz ritüeliydi. Ancak bunun bu kadar içinde olacağımı hiç tahmin etmezdim.
Tutuklular bir aşağı bir yukarı yürüyorlardı; kimi koyu bir sohbette, kimi yalnız başına mırıldanıp türkü söyler gibi... Mahkumlardan birinin yukarıdan baktığımı görüp el kaldırarak selam vermesi içimi biraz yumuşattı, üzerimdeki korkuyu dağıttı. Ben de bir tebessümle karşılık verdim. Hepimiz kadındık; genç de vardı ileri yaş olan da .
Onlar mahkûm, ben görevli; farkımız sadece buydu. Aynı atmosferi kokluyorduk.
Bir an onların da bir evi, bir yuvası ve ailesi olduğunu düşündüm.
Birden anonstan duyulan o tok ses ile irkildim. Sessizliği bir bıçak gibi kesti:
“Akşam sayımı alınacaktır, herkes bahçeye…”
Daha ilk nöbetim...
Kilit seslerine, demir kapılara, bu duvarların insanı nefessiz bırakan havasına henüz alışamamışken; bu anons bambaşka bir dünyanın kapısını araladı. Kıdemli baş memur Ayfer Hanım, dünyanın en sıradan işini yapıyormuşçasına sakin bir edayla yerinden kalktı. “Sayım alacağız,” dedi. O önden, ben arkadan merdivenlere yöneldik. O an anladım ki bu koridorlarda yürümek sadece bir görev değil, bir teslimiyetti. Yanımda yürüyen iş arkadaşımın o sarsılmaz sakinliğine güvenmek zorundaydım. Onun adımlarının ritmini, anahtarı çevirişindeki o emin tavrını izliyordum. Çünkü burada güvenmek bir lüks değil, bir hayatta kalma refleksidir.
“Bahçe” dedikleri yer, gökyüzünü görmenize izin verilen ama dört yanınızı betonla mühürleyen bir havalandırmaydı. Gökyüzü oradaydı ama özgürlük çok uzakta... Yüksek beton duvarlar, insanın omzuna çöken görünmez bir ağırlık gibiydi.
Tutuklu ve hükümlüler merdivenlerden iniyordu. Az önceki o serbest hareketlilikten eser kalmamıştı. Volta atan o kalabalık, şimdi görünmez bir cetvelle çizilmişçesine yerlerini almıştı. Sadece fiziksel bir diziliş değil, aralarında sessiz ama sert bir hiyerarşi vardı. Kılık kıyafetlerindeki özen dikkatimi çekti; saçlar, başörtüleri gayet düzgündü. Kimsenin yakasi bozuk degil, kimsenin duruşu rastgele değildi.
Sayım başladı.
Bir, iki, üç…
O an fark ettim; dışarıda insanlar isimleriyle, hikâyeleriyle var olurken; burada sadece birer sayıdan ibaretlerdi. İlk defa bir insanı "sayı" olarak gördüm. Elleri yanlarında, omuzları hafif düşük o insanların birer birer rakama dönüşmesinin ne kadar ağır bir yük olduğunu iliklerime kadar hissettim.
Sayım biter bitmez o kadim temenni duyuldu: “Allah kurtarsın…” Söylendi ve herkes ne yapacağını bilerek koğuşlara yöneldi. Kapı kapandı. Önce sürgü çekildi, sonra asma kilit takıldı. Demirin demire değdiği o tok ses, "teslimiyet" demekti. Defterde sayı, kapıda kilit tamamdı. Nöbeti diğer vardiya personeliyle beraber devir teslim ediyorduk.. Biz de birbirimize dönüp o sade ama yükü ağır cümleyi kurduk: “İyi nöbetler…”
Nöbetten çıkarken içimde tek bir soru vardı: Yarın yine gelmeli miyim? İnsan, dört duvar arasında kime güveneceğini şaşırıyor tabii ki. En zoru da insanın kendine güvenmesiymiş. "Bu yükü taşıyabilir miyim?" sorusu zihnimi kemirirken; vicdanıma, sabrıma ve irademe güvenmekten başka çare kalmadığını fark ettim.
Kaçıp gitmek isteyen kalbime karşı güven tazeleyerek ertesi sabah yine geldim. Çünkü o gün öğrendim: Bazı yerlerde insan önce sayılır, sonra hatırlanır. Ve bazı mesleklerde insan; vazgeçmeyi değil, dayanmayı seçtiğinde o kapıdan içeri geçerken adım atmış sayılır. Bazı yerlerde güvenmek, sadece görmek, yaşamak değil; kendi sessizliğini ve yarınını o duvarların arasındaki hayatın içine kendini kendine emanet etmektir.
Öğrenecek çok şey var.
Daha ilk gün...
Yaşımın küçüklüğü sorun değildi,
Hem büyüyüp hem de görevimi yapacaktım.
Okurlarıma saygıyla
Özgürlük güzel, kontrollü olmak çok daha güzel
Yorumlar
Yorum Yaz