Zekeriya İşseven açıklamasında şunları kaydetti; “Termik santraller ülkemizin ihtiyaçları çünkü biz Türkiye olarak petrol çıkaran, doğal gaz çıkan, doğal kaynakları olan bir ülke değiliz. Bundan yıllar önce tarımda dünyanın en iyi ülkelerinden birisi olmamıza rağmen şuan da gerilerde kaldık, şuan bizim her zaman ürettiğimiz ürünleri yurt dışından getiriyoruz. Bunun yanında enerji üretmemiz gerekiyor, kendi enerjimizin kendimize yetmesi gerekiyor. Bunun da yolu doğal olarak termik santrallerden geçiyor. Çünkü o kadar çok enerji giderimiz var ki, bunu karşılamak için mecburen termik santraller yapılıyor. Ben şöyle bir şey düşünmüyorum, hükümet termik santralleri bu insanların sağlığı bozulsun diye yapmıyordur. Ama kendimizi şu yönde geliştirebiliriz; bizim bölgemiz de son dönemde rüzgar gülleri çok fazla yapılıyor. En temiz enerji kaynağı rüzgar gülleridir. Bununla ilgili çalışma yapılabilir.
Hollanda’dan örnek verecek olursak nereye baksanız rüzgar güllerini görüyorsunuz. Bizim bölgemizde de her yere rüzgar gülleri yapılabilir ve temiz enerji üretilebilir. Ayrıca güneş panelleri de yine aynı şekilde kurulabilir. Bunların ürettiği enerji miktarı termik santrallerin yanında küçük kalıyor ama ilk önce bunlara yönelirsek, daha sonra yetersiz kalırsa konumu çevreye zarar vermeyecek, kuru olan yerlere termik santraller yapılabilir. Maden konusuna gelince, ben bazı dernek ve kuruluşların sürekli sağda, solda eylem yapıp ‘’madenleri istemiyoruz, yeşilimize dokunmayın’’ gibi söylemlerini duyuyoruz. Bugün baktığımız da en çok ses çıkaran ve bu tür dernekleri destekleyen Almanya ama dünya da altın üretimindeki en ileri seviye ülkelerden birisi de Almanya’dır. Ülkemizdeki kaynakların dışından petrolümüz yok, doğal gazımız yok, hiçbir şeyimiz yok, yer altı zenginliklerimizi çıkartmayalım ama aşırı tüketen bir toplumuz peki o zaman bu ülke nasıl ayağa kalkacak? Çocukluğumuzdan beri 2023 yılından antlaşmalar bitecek yer altı kaynaklarımızı çıkaracağız vs. gibi şeyler duyuyoruz. Düşündüğümüz de ülkemizde altın kaynakları var ama biz bunları çevremize zarar gelmesin ellemeyelim diyoruz ve çıkarmıyoruz. Bunun için şöyle bir şey yapabiliriz; devlet kuruluşları denetleyerek çevreye en az zarar verecek şekilde kuruluşlar açtırır ve şirketlere şöyle bir görev verebilir.’’ Bu madeni çıkarttıktan sonra toprağı tekrar kapatacaksın ve üzerini yeşillendireceksin ve bende bunu denetleyeceğim’’ diyebilir.
Çok iyi bir denetimle beraber maden çıkarıldıktan sonra tekrar doğa örtüsüyle kaplanıp bir şekilde zararsız hale getirilebilir. Ya da derneklerle oturulup neler yapılacağı ile ilgili uzlaşmalar sağlanabilir. Bazı dernekler bu uzlaşmaya yanaşırken bazıları da ‘’hiçbir şey istemiyoruz’’ diyor. Öyle olursa biz gelişmeyen, kendi yağıyla kavrulan bir toplum olalım istiyorlar. Yeni yetişen nesil böyle bir şey istemiyor ki. Gençlerimizde ‘’ben en iyi cep telefonunu almayayım, ben en iyi arabaya binmeyeyim, sakin kalalım, ben yürüyerek de bir yerlere gideyim’’ gibi bir düşünce olduğunu zannetmiyorum. Hepsi en son teknolojiyi kullanmak istiyor, harcamalar hat safhada fakat gelir olarak baktığımız da ‘’onu yapmayalım, bunu yapmayalım’’ mantığıyla düşünürsek bir gelişme sağlayamayız. Siz hem ağaca su vermeyeyim istiyorsunuz hem de ağaçtan en güzel meyveyi yemek istiyorsunuz. Böyle bir şey mümkün değil. O yüzden devletin bu tür termik santral, maden gibi yerleri çok iyi bir şekilde denetlemesi gerekiyor, denetimi yapıldıktan sonra da zararlı olabileceğini düşünmüyorum.” CÜNEYT AKAY
Yorumlar
Yorum Yaz