Türkiye’de her gün binlerce kişi, yaşama tutunabilmek için tek bir haberi bekliyor: “Size uygun organ bulundu.”
Sağlık Bakanlığı verilerine göre, ülke genelinde yaklaşık 32 bin 500 kişi organ nakli bekleme listesinde yer alıyor. Organ bağışı sayısının yetersiz olması, her geçen gün umutların biraz daha azalmasına yol açıyor.
Toplumda farkındalığı artırmak amacıyla her yıl 3-9 Kasım tarihleri arasında “Organ Bağış Haftası” düzenleniyor. Hafta boyunca çeşitli etkinliklerle organ bağışının önemi anlatılarak, toplumda duyarlılığın artırılması hedefleniyor.
2025’te 4 bin 169 nakil yapıldı
Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü verilerine göre, 2025 yılının başından bu yana Türkiye genelinde 4 bin 169 organ nakli gerçekleştirildi. Nakillerin büyük kısmını böbrek nakilleri (2 bin 695) oluştururken, onu karaciğer (1.415), kalp (41), akciğer (17) ve ince bağırsak (1) nakilleri takip etti. Uzmanlar, nakil sayısının artmasına rağmen, bağışçı sayısının bekleme listesindeki hasta sayısına oranla oldukça düşük olduğuna dikkat çekiyor.
Organ bağışı ve nakil süreciyle ilgili bilgi veren Dr. Ahmet Yıldız, “Hastanın tedavi edilemez ve yaşamını tehdit eden organının, sağlıklı bir vericiden alınan organla yer değiştirilmesi işlemine organ nakli diyoruz. Tüm tedaviler denenmiş ancak sonuç alınamamış ve kısa vadede ciddi sorunlara hatta ölüme yol açabilecek durumlarda nakil zorunlu hale gelir.” ifadelerini kullandı.
Nakil öncesinde sürecin titizlikle yürütüldüğünü aktaran Dr. Yıldız, hastanın fayda/zarar oranı, kronik hastalıkları, sağlık alışkanlıkları ve tüm tedavi basamakları göz önünde bulundurulduğunu belirtti. Ayrıca donör ve alıcı arasındaki kan uyumu, yaş, cinsiyet, genetik faktörler ve mevcut hastalıkların sürecin temel unsurları olduğunu söyledi.
Canlı vericilerde başarı oranı daha yüksek
Canlı vericiden yapılan nakillerin başarı oranının ve uzun vadeli işlevselliğinin çok daha yüksek olduğunu vurgulayan Dr. Yıldız, bu yöntemin dini, örf ve etik tartışmalara daha az konu olduğunu ve daha stabil yürütüldüğünü belirtti.
Organ naklinin temel taşlarından biri ise doku ve kan grubu uyumu. Bu süreçte yapılan hassas tıbbi çalışmalar, tahliller ve geçmiş deneyimler doğrultusunda oluşturulan prosedürlere sıkı sıkıya bağlı kalınması gerekiyor. Bu sayede hem alıcı hem de donör açısından riskler minimuma indiriliyor, nakil süreci güvenle yönetilebiliyor.
Nakil sonrası en büyük risk: doku reddi ve enfeksiyon
Dr. Yıldız, organ nakli sonrası dönemin en az operasyon kadar kritik olduğunu belirterek; en sık karşılaşılan komplikasyonların enfeksiyonlar, doku reddi, maligniteler ve greft yetersizliği olduğunu ifade etti.
Yorumlar
Yorum Yaz