Kültür

‘Troya Kenti’nde ok çekmeni istiyoruz’ (02.08.2021)

Troya Müzesi, 2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları'nda Türkiye tarihindeki ilk olimpiyat madalyasını kazanan Mete Gazoz’u tebrik eden...

‘Troya Kenti’nde ok çekmeni istiyoruz’ (02.08.2021)

Troya Müzesi, sosyal medya hesabından Mete Gazoz’u tebrik etti. 2020 Tokyo Olimpiyat oyunları’nda Türkiye tarihindeki ilk madalyasını kazanan Mete Gazoz için, “Mete Gazoz, okçulukta Türkiye'ye tarihindeki ilk olimpiyat madalyasını kazandırdı. Gazoz, okçulukta ilk olimpiyat şampiyonluğunu kazanarak tarihe geçti. Sevgili Mete Gazoz, tarih boyunca birçok iyi okçuya ev sahipliği yapan Troya Kenti’nde yay çekmeni büyük bir heyecanla görmek isteriz” dedi.

İNSANLIĞIN ORTAK MİRASI;

Bozkır kültürünün en önemli unsuları arasında yer alan geleneksel Türk Okçuluğu UNESCO tarafından 2019 yılında insanlığın ortak mirası ilan edildi. “Geleneksel Türk Okçuluğu”, Kolombiya’nın başkenti Bogota’da gerçekleştirilen UNESCO 14. Hükümetlerarası Komite Toplantısında Somut Olmayan Kültürel Miras Temsili Listesine kaydedilerek, insanlığın ortak mirası olarak ilan edilmişti. Kültür ve Turizm Bakanlığı, somut olmayan kültürel miras unsurlarının UNESCO aracılığı ile tüm dünyaya tanıtılmasına ve insanlığın ortak mirası olmasına yönelik çalışmalar yürütmeye devam ediyor. Bu kapsamda hazırlıkları tamamlanarak UNESCO’ya sunulan ‘Geleneksel Türk Okçuluğu’ dosyası; Kolombiya’nın başkenti Bogota’da gerçekleştirilen UNESCO 14. Hükümetlerarası Komite Toplantısında Somut Olmayan Kültürel Miras Temsili Listesine kaydedilerek, insanlığın ortak mirası olarak ilan edildi.

YÜZYILLIK GELENEK

Geleneksel Türk Okçuluğu ile ilgili Kültür ve Turizm Bakanlığı resmi internet sitesine göre; “Geleneksel Türk Okçuluğu; Türkiye’de gerçekleştirilen geleneksel okçuluk sporu etrafında şekillenen, yüzyıllar içinde belirlenmiş ilkeleri, kuralları, ritüelleri ve toplumsal uygulamaları, geleneksel zanaatkârlıkla üretilen ekipmanları, okçuluk disiplinleri ve atış tekniklerini barındıran bir somut olmayan kültürel miras unsuru olma özelliğini taşıyor. Yaya ve atlı olarak gerçekleştirilen farklı disiplinleri bulunan Geleneksel Türk okçuluğunun icrasında kullanılan ekipmanlar; malzeme bilgisi, beceri, sabır ve ustalık gerektiren bir zanaatkarlıkla üretiliyor. Eğitim sırasında, gençlerin kültürel değerlere ilişkin görgü ve bilgisini arttırmaya, onların çevreye, doğaya saygılı ve öz disipline sahip bireyler olarak gelişim göstermelerine önem verilen unsurun güçlü bir sosyal ve eğitimsel fonksiyonu bulunuyor. Geleneksel Türk okçuluğu ile ilgili uygulamalar ve ritüellerde doğaya ve hiçbir canlıya zarar verilmeyip, yüzyıllardan beri sosyal, kültürel, ekonomik, etnik köken, din ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin toplumun her kesiminden kişilerce icra ediliyor”

ATLI BOZKIR KÜLTÜRÜ

Türklerin kültüürnde en önemli yere sahip olan bozkır kültürü ve beraberindeki okçuluk gibi unsurlar, günümüzde araştırılmaya devam ediyor. Geleneksel Türklerde okçuluğun ve özellikle atlı okçuluğun önemi tarih öncesi zamanlara kadar uzanır. Yaklaşık milattan önce 5 bin yıllarından itibaren Altay ve Tanrı Dağları ve çevresinde ortaya çıkan, daha sonra da İç Asya’ya egemen olan ‘Atlı Bozkır Kültüründe’ atlara ve okçuluğa büyük önem veriliyordu. Dört nala giderken eyer üstünde dönüp arkaya ok atarak hedefe tam isabet ettirme ustalıklarıyla tanınan Türk atlı okçuları, uluslararası literatürde "Part Vuruşu" olarak isimlendirilen at üzerinde geriye doğru yapılan ok atışının en başarılı ve en ünlü uygulayıcıları olmuşlardır.

EN BAŞARLILARA UNVAN VERİLİR

Türk kahramanı olan Tarkanların tolgalarına şahin tüyü unvanları; takma hakkı yalnızca Part atışını başarılı bir şekilde uygulayabilenlerine verilmiştir Vur-kaç, sahte geri çekilme ve düşmanın etrafını sarma gibi taktikler Türk atlı okçularının kullandığı ve birçok zaferde kilit rol oynayan taktikler arasına girmiştir. Türk destanlarından Oğuz Kağan Destanı'nda ok ve yay, sembolik anlamlarla yer alır. Türk kültürünün geçmişinde okçuluk geniş bir alanda öneme sahip olurken, Orta Asya'da geçim kaynağı ve askerî tatbikat niteliği olan sürek avları, Türk atlı okçuluğunun gelişmesini sağlamış; Türkler bu becerilerini Orta Asya'dan Anadolu'ya taşıdılar ve Savaşçılık, avcılık, sporculuk gibi alanların dışında sosyal alanda da okçuluk önem teşkil etti. Örneğin askeri bayramlarda, dinsel törenlerde çeşitli sportif okçuluk yarışmaları toplumsal hayatta yer almıştır. Avrasya coğrafyasında göçebe yaşayan Türklerin ok ve yay yapımında kullanılan özel malzeme ve teknikleri gizli bir şekilde usta-çırak yoluyla nesilden nesle aktarması, teknolojik fark sayesinde yerleşik halklara karşı Türklere üstünlük sağlamış ve silah üreticisiyle ailesine sosyal yaşamda seçkinlik kazandırdı.

Arkeolojik araştırmalardan, yazılı ve sözlü kaynaklardan elde edilen veriler, okçuluk geleneğinin nesilden nesle aktarılan birikimlerini ve öğretilerini gösterilirken özellikle dönemin komşu halklarının yazılı kaynakları ve kültürel tarihin en erken kayıtları, bu birikim ve öğretilerin folklor formu içinde kullanıldığını gösteriyor. Bu verilere ek olarak sembollerle bağlantılı resimlerin olduğu bazı erken yazı sistemi formları da günümüze kadar uzuyor.

Damla YELTEKİN

Kaynak: Haber Merkezi
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Haber Merkezi
Editör
H

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!
Yorum Yaz
Yorumunuz yönetici onayından sonra yayınlanacaktır.
Bizi Takip Edin
Henüz hesap eklenmemiş.
- REKLAM -