ÇANAKKALE BÜYÜYOR, ÇANAKKALE DEĞİŞİYOR
Mustafa Kurt
Çanakkale Belediyesi Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Üyesi
1 -Çanakkale her geçen gün büyüyor ve gelişiyor. Bu büyümenin Çanakkale’ye katkıları sizce nelerdir? Bu anlamda neler yapılıyor?
Çanakkale büyüyor ama bahse konu olduğu kadar büyümüyor. Ben Çanakkale’ye ilk defa büro açtığımda 1995 yılıydı, o zamanlar Çanakkale için ikinci İstanbul olacak, nüfusu 2 milyon olacak diye bahsediliyordu. Üzerinden 22 yıl geçmesine rahmen nüfusumuz hala 125 binlerde seyrediyor. Evet Çanakkale büyüyor ama öyle abartılı büyümüyor tabi daha da büyüyecektir, köprü yapıldıktan sonra daha da büyüyeceğine inanıyorum ama öyle çok abartılı bir büyüme olacağını düşünmüyorum. Batı’daki bütün şehirler gibi kendi doğal büyümesini gerçekleştiriyor. Birazda göç olması normaldir çünkü Çanakkale, Türkiye’nin en huzurlu en yaşanabilir kentlerinden birisi olduğu için daha da büyüyecektir. Bu altından kalkılamaz, kontrol edilemez, planlanamaz bir büyüme değildir. Mesela Doğu’da bunlar yaşandı, terör olaylarından sonra nüfusları birden çoğalan, 100 binlerden 800 binlere çıkan iller oldu. Bu büyümenin önüne geçmenin, kontrol altında tutmanın imkanı yoktur. En son Suriye olaylarından sonra nüfuslarda bir şişme oldu, bunu da kontrol etmenin imkanı yoktur. Ben şuan da Çanakkale’de böyle tehlikeli, ön görülemez, önüne geçilemez bir büyümenin olacağını tahmin etmiyorum. İstanbul’da artık kotasını doldurdu, Çanakkale bölgesi henüz bakir, köprüden sonra doğası, tabiatı, coğrafyasıyla, büyükşehirlere ulaşım yakınlığıyla, huzuruyla çekici gelecek ve bu taraflara doğru bir göç beklentim var. Yeni imara açılan bölgeler aşağı, yukarı yeni bir Çanakkale daha yapacaktır. Bu da kısa vade de Çanakkale’de bir baskı yaratmayacaktır diye düşünüyorum.
2 -Önümüzdeki 5 yıl içerisinde size göre Çanakkale ne yönde(turizm, eğitim, tarım vs) ilerleme kaydedecektir?
Zaten Çanakkale şuan da doğasını yaşıyor. Yani Çanakkale’de sanayi yok ve inşallah ta olmaz. Çanakkale şuan da bir eğitim kenti, öğrenciler burayı tercih ediyorlar, üniversitemiz iyi bir gelişim kaydetti ve bu daha da artacaktır. Bildiğim kadarıyla Çanakkale’de ikinci bir vakıf üniversitesi planlıyorlar. Yani üniversite Çanakkale’de gelişecek ve talep alacaktır. İkincisi tarım, zaten şuan da Çanakkale ve Balıkesir’in bir kısmı, Kaz Dağlarına bakan kısmı şuan da İstanbul’un gıda ambarı diyebiliriz. Merkezi hükümetin bu konuda yaptığı çok büyük hatalardan sonra ne olur bilemiyorum. Bunlar normal bir yöneticinin yapacağı hatalar değildir. Çanakkale gibi İstanbul, Bursa, İzmir’in merkezinde olan ve tarım potansiyeli çok yüksek olan bir yere gelip 17 tane termik santral planlaması, bu bölgenin su kaynağı olan Kaz Dağları’na altın madeni işletmesinin ruhsatları verilmesi kadar kötü bir şey yapılamaz. Bir Türk düşmanı getirseniz ve ‘’bu bölgeyi bitir’’ deseniz zaten bunları yapacaktır. Bu çok kötü bir şey, inşallah hala hukuk vardır ve bunların önüne geçilir. Düşünün Çanakkale’de her yer tarumar edilecek ve 100 ton altın çıkarılacak ama bu altının 2 tonunu biz alacağız. 98 tonu alıp gideceklerdir. Bu 2 ton altının Türkiye ekonomisine kazandıracağının katlarını zaten biz her yıl ekonomiye kazandırıyoruz. Bu altın yumurtlayan tavuğu kesip sonra aç kalmak demektir. Çanakkale’de turizm henüz gerektiği kadar yerini bulamadı diye düşünüyorum. Çanakkale’de deniz turizminin handikapları var. Tabiatı çok güzel ama sezonu kısa, bir Ege veya Akdeniz’deki gibi 6 ya da 8 aylara varan bir turizm sezonumuz yok. O yüzden kültürel turlar, şehitlikler, Truva Çanakkale’deki değerini tam bulmadığını düşündüğüm şeylerdir. İnşallah daha ileride bu tip şeyler, turizm girdileri, özellikle yabancı turistler artar. Eskiden Çanakkale’ye ciddi tular gelirdi. Hotellerin önünde her zaman 8-10 araçlık tur otobüsleri olurdu ama şimdi birkaç taneden ileriye gidemiyor. Eskisi kadar ziyaret olmadığını düşünüyorum.
3 -Yaşanılabilir kentler listesinde ilk ona nasıl girebiliriz? Mutlu bir kent olma yolunda neler yapılabilir?
Ben zaten bu kriterlerde olduğumuz düşünüyorum. Çanakkale’nin bu yaşanılabilir kentler listesinde ilk 10 değil hatta ilk 5 içerisinde olduğuna inanıyorum ve insanlarında mutlu olduğunu düşünüyorum. Biz bunu nasıl koruyabiliriz ve nasıl geliştirebiliriz diye düşünmemiz lazım. Son zamanlarda dikkat ediyorum Türkiye’de bir ayrışma, bir gettolaşma başladı. İnsanlar daha rahat yerlere, fikir yapısının daha uygun olduğu yerlere göç ediyorlar. Çanakkale o yüzden sosyal demokrat, rahat insanların göç ettiği, yaşamayı arzuladığı ve ya niyetinde olduğu yerlerin başında geliyor. Çünkü tabiatı, coğrafyası çok güzel, insanları çok rahat ve özgürler. Çanakkale, ‘’özgürlüklerin ve barışın kentidir’’ denir ve bunu hak eden bir şehirdir. Bence belediye de bu konuda başarılı bir sınav verdi. Eksik olduğu yerler yok mudur? Tabii ki vardır. Mesela diğer belediyeler, çok fazla yapı yapılmasıyla, çok beton kullanılmasıyla övünüyorlar. Bunun reklamını da çok yapıyorlar ama bu son derece yanlış bir şeydir ve geri dönüşü çok zor olan bir şeydir. Yapılaşmanın çok fazla olmaması, daha planlı olması elbette ki şehre bir şeyler katacaktır. Çanakkale’nin şöyle bir handikabı var; eski yapılanmanın, şehrin olduğu yer çok sıkışık bir bölge, özellikle Fevzipaşa, Kemalpaşa, İsmetpaşa buralar yapılaşmanın çok sık olduğu yerlerdir. Buralar da çok uzun yılların yapılaşmaları olduğu için buralarda çok fazla yapılacak bir şey yok. Ama yeni imara açılan yerlerde özellikle Esenler bölgesinde çok güzel bir şehircilik olacağını düşünüyorum. İmar planlarından hatırladığım kadarıyla orada iki tane büyük park var ve bunlar 90’ar dönüm olan yerler. Bir tanesi şuan da ki halk bahçesinin iki kadar büyüklüktedir. 10 kata kadar yapılaşma verildi ama imar arttırılmadı, bu demektir ki arsalardaki peyzaj çok geniş olacaktır. Bu bölge ferah, hava alabilir bir bölge olacaktır. Belediye veya yöneticiler en azından şunu yapabilir; yeni imara açılan yerlerin yaşanabilir şekilde planlanması ve bir de biz meclisten bir karar çıkarmıştık. Bu mahkeme kararıyla durduruldu ama bütün siyasi partiler oy birliğiyle karar vermiştik, bunu başarabilirsek merkezi biraz rahatlatırız diye düşünüyorum. Merkezde kamusal yapılarımız çok fazla var, bence şehrin göbeğinde karayollarının bir işi olmaması gerekiyor. Bunların şehir dışına alınması, buraların yeşil alan ilan edilmesiyle ilgili bir kararımız vardı, mahkemeye bir itiraz oldu ve mahkeme bu kararı durdurdu. İnşallah bunu tekrar başarırız, yani bu Çanakkale merkezdeki yapılaşmalara hava alabileceğimiz geniş koridorlar oluşturabiliriz. Bu Çanakkale’de yaşayan herkesin istediği bir şey ve oy birliği ile olabilecek bir şeydir. Adliye taşınıyor, oranın açılması, arkasındaki bağlı yapılarının yıkılması, vakıflarda bu işe ön ayak olursa hastane taşınıyor onun eklentilerinin yıkılıp oranın açılması ve halk bahçesiyle bütünleşmesi Çanakkale merkeze bir değer katacaktır, hava alacak bir alan yaratacaktır diye düşünüyorum. Merkezde otopark sıkıntısı olması en çok eleştirilen konulardan birisi, evet var ama biz şunu unutmayalım ‘’eski şehirler trafikten arındırılmış yaya bölgeleridir’’ bizde hala her yere araçla gitme, iş yerinin önüne arabayı park etme gibi alışkanlıklarımız var ve bunlardan artık kurtulmalıyız. Merkezi bir otopark yapılıp, belli mesafelere yürüyerek gidebilmeliyiz. Bu Çanakkale’de olmadığı için bir trafik sıkıntısı, otopark sıkıntısı maalesef ortaya çıkıyor ve bu da alışkanlıklarımızdan kaynaklanıyor. Bu alışkanlıklar ancak ve ancak kısmen zorlamayla olur. Mesela eski tarihi bölgenin trafikten arındırılmasıyla çözülebilir. Çarşı caddesi trafikten arındırıldığı zamanda esnaf çok itiraz etmişti ve çok büyük tartışmalar olmuştu. Şuan da Çanakkale’nin en işlek bölgesi o bölge ve trafiğe kapalı yerlerde olan hareketlilik, canlılığın esnafa kesinlikle artısı oldu. Bunu insanlar yaşadıkça görecektir. O yüzden bu eski tarihi dokunun artık trafikten arındırılmasının zamanının geldiğini düşünüyorum. Bir de şehirler arası geçiş trafiğinin merkezden alınması lazım, özellikle bayramlar ve yaz aylarında çok büyük sıkıntılar yaşıyoruz. Bu sorunun acilen çözüme kavuşturulması gerekiyor diye düşünüyorum.
4 -Ekonomik yönden değerlendirdiğinizde değişim ve gelişim yönünde yatırımlar (ulaşım, turizm, eğitim, sanayi, termik santraller, metal madenciliği) ne yönde olabilir, maden ve termik santral konusuna nasıl bakıyorsunuz?
Çanakkale’nin idam fermanıdır. Çanakkale dünya da tabiatıyla, doğasıyla çok ünlü bir yerdir ve maalesef biz bunun kıymetinin farkında değiliz. Daha doğrusu farkındaysak ta bir ihanet içindeyiz diye düşünüyorum. Çanakkale gibi bir yere özellikle Çanakkale’nin hakim olduğu kuzey bölgesine 17 tane termik santral demek Kaz Dağlarının ölmesi demektir. Bunu hiçbir mantıkla izah etmek mümkün değildir. Elektrik ihtiyacımız var mı? Var. Ama çözüm dünyanın terk ettiği eski teknolojileri alıp, dünya da gelişmemiş ülkelerin bile bıraktığı bir teknolojiyi alıp, bunu yapmak tam bir ihanettir. Altın madeni, olacak iş değildir. O altından gelecek kazancı coğrafya zaten her yıl üretiyor. Bayramiç’in elmasının yok olduğunu düşünebiliyor musunuz? Ezine ovasının, Kaz Dağlarının beslediği Gönen ovasının yok olduğunu düşünebiliyor musunuz? Bu insanlar ne yiyecek, ne içecek, bu gıdalar nereden gelecek? Dediğim gibi yurt dışından birini getirip ‘’bu coğrafyayı bitirin’’ dediğinizde sadece bunları yapacaktır. Son yıllarda her yerde rüzgar gülleri oluşturulmaya başlandı. Bunun ham maddesi bedava ve bir kez yaptığınız zaman bir daha maliyet gerekmiyor. Çanakkale bu yönden avantajlı bir konumda olduğu için bundan faydalanması gerekiyor. Ama rüzgar santrallerinin de bazı kötü yönleri olduğu biliniyor. Bence şuan da geleceğin enerji piyasası güneştedir. Bence Çanakkale bu yönden uygun yerlerden bir tanesidir. Almanya da çok az güneş olmasına rahmen, bu teknoloji hızla gelişiyor ve Almanya enerjisinin yüzde 40’ını güneşten sağlıyor. Bu demektir ki biz yüzde 80’ini sağlayabiliriz. Biz bu konuda çok daha avantajlıyız ve bu teknoloji hem ucuzluyor hem de gelişiyor. Eskiden bir güneş enerjisi santrali yapmak çok daha maliyetliyken, şimdi daha ekonomik olmaya başladı ve evlere bile yapılabiliyor. Bununla ilgili Enerji Bakanlığı’nın bazı çalışmaları olduğunu biliyorum, eskiden çok sert izinlere tabi iken biraz daha kolaylaştırdılar ve daha da önlerinin açılması gerekiyor. Yani gelecek güneşte yatıyor. Bir kere yaptığınız zaman ham maddesi bedava, doğaya hiçbir zararı yok, yavaş yavaş buna doğru evrilmemiz gerektiğini düşünüyorum. Ekonomik yönden baktığımızda Çanakkale’nin geleceği tarımdadır. İstanbul, İzmir ve Bursa’nın tam ortasında olması bizi bu yöne itmektedir. Son yıllarda hayvancılıkta ciddi bir talep var. Coğrafyamız çok temiz, doğal ve hayvancılık açısından çok uygun bir yer, sulu tarıma çok uygun bir yer. Geleceğinin tarımla olduğunu düşünüyorum. Şuan da fark edilmiyor ama su ve gıda, geleceğin stratejik ürünleri olacaktır. Bundan vazgeçmek düşünülemez, şuan da petrol nasıl bir konumdaysa ileride su da aynı konumda olacaktır. ‘’Su Savaşları’’ diye bir kavram türedi ve biz suyun tam göbeğinde yaşarken bundan vazgeçmeyi izah edemezsiniz. Çiftçi şuan da üretemiyor ve bunda herkesin suçu var. Bir kere hükümetin tarım politikası çok yanlış, bu başlıca bir faktör. İkincisi çiftçi çok bilinçsiz, üçüncüsü pazarlamayla ilgili bilgisi sıfır denecek kadar az miktarda. Şuan da üretici değil aracı para kazanıyor. O yüzden tarım sektörüyle geçinenler çok zor durumdalar. Ben iddia ediyorum tarımla uğraşan orta yaştaki çiftçilerin nüfusu azaldıkça biz gıda bulmakta zorlanacağız. Çünkü köylerde genç nüfus pek yok, orta yaş ve üstü başka bir iş bilmeyen, başka bir şansı olmayan, zararına da olsa bu işi yapmak zorunda olan insanlar bu işi yapıyorlar. Bu insanların çocukları asgari ücretle de olsa şehirde olayım mantığıyla yaşıyorlar. Bu yaşlı nüfusta ölümler başladıkça çiftçilik azalacaktır ve zorlanacaktır. Çiftçinin de şu suçu var; arazilerimizde çok küçük alanlarda üretim yapılıyor, kooperatifleşme maalesef yok, oysa ki çiftçinin birinci tercihi kooperatifleşme üzerinden satış olmalıdır. Satış politikası yok ve bu da çiftçinin hak ettiği değeri almamasına sebep oluyor. Çanakkale’de domates 50 kuruşa üretilirken, aracı kurumlarla İstanbul’da 5 lira oluyor. Bu bir kooperatif üzerinden direk pazarlama yöntemiyle yapılsa çiftçide iyi para kazanır, İstanbul’lu da ucuza domates yer. Ama kooperatifleşme de olan yolsuzluklar nedeniyle insanlar bu konuya sıcak bakmıyorlar. Ben hatırlıyorum Bayramiç’te bir salça fabrikası vardı ve eskiden de Ezine ovasında ciddi domates üretimi olurdu. Fabrika bunları her sene sömürürdü. Ben insanları çok uyardım ‘’kooperatif olun, bir sene ürün almadım dersiniz, fabrika sizin olur. İkinci sene fabrika para kazanmasa da üretici para kazansın yeter.’’ Dedim ama dinlemediler. Hep bir güvensizlik var, ciddi, iyi yöneticiler olmadığı için insanlar bu konuya karşı soğuklar. Ama bakıyorsunuz Batı’da çiftçi kooperatiflerle para kazanıyor. Midilli Adasındaki zeytin ağacının sayısı 18 milyon, bizim körfezlerimizde 11 milyon zeytin var. Yani bizim övündüğümüz körfezlerimizden daha fazla zeytinleri var ve bunu tamamının toplanmasını kooperatif eliyle yapıyorlar. Yani çiftçi ağacından ne kadar ürün aldığını bile bilmiyor, kooperatif bunların tamamını üretiyor, herkesin payını teslim ediyor ve bütün adanın geliri buradan sağlanıyor. Herkes kazançlı çıkıyor ama biz bunu Türkiye’de bir türlü beceremedik. Bunda merkezi hükümetinde çiftçinin de hataları var ve maalesef tarımın gittiği nokta hiç iyi değil diye düşünüyorum. Bildiğim kadarıyla teşvik yapılıyor ama doğru teşvikler yapılmıyor. En basit örnek olarak yat sahiplerine mazotu 1 liradan çiftçiye 5 liradan verirsen o insanların idam fermanına imza atmış olursun. Bu olacak iş değildir.
5 -2018 yılı Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Troia yılı ilan edildi. Bize kazanımları neler olacaktır? Nasıl hazırlanıyoruz?
Ben çok iyi hazırlandığımızı ve bu konuda başarılı olduğumuzu hiçbir zaman düşünmedim. 2015 yılında Çanakkale Savaşları’nın 100. Yılıydı, onunla ilgili hazırlıklar yıllar önce başlamıştı ama çok boş geçti, yeteri kadar faydalanamadık. Truva Yılı önemlidir, en azından yönetim vasfında yereller olduğu için daha başarılı olacağını ümit ediyorum. İnşallah 2015’te ki gibi bir hayal kırıklığına uğramayız. Bence 100. Yıl heba edildi, Çanakkale’ye hiçbir artısı olmadı. Sadece kısmi devlet başkanları geldi, başka da bir faaliyet olmadı. Truva Yılı’nı yönetenlerin bu konuda çok profesyonel olduklarını düşünüyorum. Maratonun da Çanakkale’ye yer, yer ciddi bir artı yazdığını düşünüyorum. Bu tip şeylere ihtiyacımız var, kalıcı, daha profesyonel ve yerellerin elinde olmalı. Bizim genelde şöyle bir handikabımız var; bizim yönetimimiz Ankara’dan oluyor, ben özellikle kendi mesleğim açısından biliyorum. Onlarda, yıllarca bu işin, bürokrasinin içersinde oturmuş, piyasadan kopuk insanların çıkardığı, çıktıktan sonra toparlamaya çalıştıkları yönetmelikler, yasalar var. Yani düşünülmeden, hızlı bir şekilde yapılmış şeyler var ama Truva Yılı bizim için bir artıdır, faydalanılması gereken bir şeydir. Ben olumlu ve faydalı geçeceğini düşünüyorum. Dünya’ya tanıtılma açısından da güzel şeyler olacağına inanıyorum. Bu yılı bir başlangıç bir tanıtım olarak düşünmemiz gerekiyor. Truva Müzesi’ninde açılmasıyla dünya çapında daha iyi bir tanıtım olacaktır. Rusya’da ki eserlerimizi de getirebilirsek dünyaya açılan kapımız olacaktır diye düşünüyorum.
6 -Çanakkale 1915 Köprüsü şimdiden ses getirmeye başladı. Bittiğinde şehrimize katkısı ne olacaktır?
Köprünün katkısı olacaktır. En azından Çanakkale’nin içindeki trafikten kurtuluruz diye düşünüyorum. Bu bir yapılaşma baskısı getirir mi diye düşünürsek getirebilir. Ama dediğim gibi kontrol edilemeyecek, birden şişecek bir boyutta olduğunu zannetmiyorum. Verimli midir dersek ben çok verimli olacağını düşünmüyorum. Bu köprü daha önce daha kısa olduğu halde geçişinin merkezden olduğu halde iki kez iptal edildi. Çevreden hiçbir firma bu işe girmedi çünkü geri dönüşünün olmadığını gördüler. O yüzden çok ekonomik olduğunu düşünmüyorum. Tabi bir yandan da boğaza gerekli olduğunu düşünüyorum ama bunun geri dönüşü nasıl olur? Çanakkale’ye çok eksi yazacağını düşünmüyorum. Transit geçişi hızlandıracaktır, en azından yeri çok doğru bir yer. İlk köprü projesi çok kötü bir yerdeydi, kısa olsun diye Çanakkale merkezde Sarıçay’ın üzerinden viyadüklerle geçecekti, karşıdaki Kilitbahir Kalesinden toprağa girip tünelle Eceabat’a çıkılıp bırakılacaktı. Bu bir çayın üzerine yapılan köprü mantığıyla sadece boğazı geçen bir köprüydü ve çok yanlış bir projeydi. Şuan da en azından mantık olarak daha doğru, Kapıkule’den bir otobandan giren bir kişi İzmir’den çıkacaktır. İnşallah çabuk bitirilir. Esnaf açısından baktığımızda Çanakkale’ye ekonomik katkı sağlayanların feribotla geçenler değil turlarla dışarıdan gelenler olduğunu düşünüyorum. Feribotla gelenler daha çok şehri yaşanmaz hale getiriyorlar. Ben esnafa zararından çok daha fazla katkısı olacağını düşünüyorum. Transit geçenlerin ekonomik bir katkısı olduğunu düşünmüyorum. Çanakkale dünyada çok bilinen bir yer değil Çanakkale’yi Truva ve Gelibolu olarak bilirler. Bu yerlerin tanıtımını güzel bir şekilde yapacağız diye düşünüyorum.
7 -Muhtemelen büyükşehir olacağız. Bu konu hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?
Bence yeteri kadar üzerinde çalışılmamış, hazırlık yapılmamış, daha çok siyasi bir karar olduğunu düşünüyorum. Çünkü alt yapısı oluşturulmadan yapılan şeylerde sıkıntılar oluyor. Daha önce büyük veya bütün şehir olmuş yerler bu sıkıntıları çok fazla yaşıyorlar. Bizde yapılan yeni bir şeyi hep devrim diye tanıtırlar, o devrimi yaptıktan sonra handikapları ortaya çıkar. Bunu en belirgin şekilde milli eğitimde yaşıyoruz. TEOG’u devrim diye getirip şimdi kötülüyorlar. Yani çok düşünülmeden, çok planlamadan bir şeyi yapmak çok doğru değildir. Türkiye’nin yönetim şeklini etkileyecek planlamaların daha bilinçli, daha hazırlıklı yapılması gerekiyor. Bizde her zaman ‘’bir yapalım, eksiklerini kapatırız’’ mantığıyla çalışılıyor. O da dediğim gibi en basitinden, bizden önce Balıkesir büyükşehir oldu. Oradaki köylüler hizmet ve yaşama konusunda bu durumdan hiç memnun değiller. Ben bildiğimi söyleyeyim, Balıkesir, Edremit’te ciddi mal varlıkları vardı. Büyükşehir olduktan sonra bu mal varlıkları belediyeye geçti, insanlarda bu durumda bilinçsiz, bilmeden yakalandılar ve şuan isyan halindeler ama yapacakları bir şey yok. Gereklilikten ziyade siyasi bir hareket gibi duruyor. O yüzden handikapları olduğunu düşünüyorum. Çanakkale merkezden 500 civarında köyün alt yapısı, üst yapısı, kanalizasyonu vs. bir çok şeyi takip etmenin oldukça zor olduğunu düşünüyorum. Bu ciddi bir zorluk, seçilene Allah kolaylık versin. Yoksa Çanakkale merkezin bir sıkıntısı yok, Çanakkale’ye yakın köylerin de sıkıntısı yok ama Çanakkale dışında Gelibolu’nun Keşan’a bakan Bolayır’ın vs. köyüne bir tarafta Edremit’in sınırında Yenice’nin vs. köyünün hizmetini aynı anda götürmek oldukça zor olacaktır. Biz Çanakkale olarak bütün şehir kavramının içine giriyoruz diye düşünüyorum. Yani bütün ilin tek bir belediye üzerinden idare edilmesi. İstanbul, Bursa gibi gerçekten kosmopolite olan yerlere büyük şehir deniyor. Biz nüfus olarak bütün şehir statüsündeyiz. Aslında mantık olarak aynı şeyler. Yavaş, yavaş bu konuya evrilmek gerekiyor çünkü yerellerin daha güçlenmesi açısından ama biz bunu siyaset açısından çok hızlandırdık. Bunun tehlikeleri, zorlukları olabileceğini düşünüyorum ve hükümetin bu konu da çok samimi olduğunu düşünmüyorum. Bu ‘’nasıl daha iyi hizmet ederiz?’’ konusundan ziyade daha siyasi bir amaç gibi görünüyor. Bir yapalım da eksiklerini tamamlarız havasından çıkılması gerektiğini düşünüyorum.
Caner KÜPELİ
Yorumlar
Yorum Yaz