“ÇANAKKALE’NİN GELECEĞİ TARIMLA”
Çanakkale Belediyesi Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Üyesi Mustafa Kurt; “Ekonomik yönden baktığımızda Çanakkale’nin geleceği tarımdadır. İstanbul, İzmir ve Bursa’nın tam ortasında olması bizi bu yöne itmektedir. Son yıllarda hayvancılıkta ciddi bir talep var. Coğrafyamız çok temiz, doğal ve hayvancılık açısından çok uygun bir yer, sulu tarıma çok uygun bir yer.”dedi.
Mustafa Kurt açıklamasında şunları kaydetti; “Çanakkale’nin geleceğinin tarımla olduğunu düşünüyorum. Şuan da fark edilmiyor ama su ve gıda, geleceğin stratejik ürünleri olacaktır. Bundan vazgeçmek düşünülemez, şuan da petrol nasıl bir konumdaysa ileride su da aynı konumda olacaktır. ‘’Su Savaşları’’ diye bir kavram türedi ve biz suyun tam göbeğinde yaşarken bundan vazgeçmeyi izah edemezsiniz. Çiftçi şuan da üretemiyor ve bunda herkesin suçu var. Bir kere hükümetin tarım politikası çok yanlış, bu başlıca bir faktör. İkincisi çiftçi çok bilinçsiz, üçüncüsü pazarlamayla ilgili bilgisi sıfır denecek kadar az miktarda. Şuan da üretici değil aracı para kazanıyor. O yüzden tarım sektörüyle geçinenler çok zor durumdalar. Ben iddia ediyorum tarımla uğraşan orta yaştaki çiftçilerin nüfusu azaldıkça biz gıda bulmakta zorlanacağız. Çünkü köylerde genç nüfus pek yok, orta yaş ve üstü başka bir iş bilmeyen, başka bir şansı olmayan, zararına da olsa bu işi yapmak zorunda olan insanlar bu işi yapıyorlar. Bu insanların çocukları asgari ücretle de olsa şehirde olayım mantığıyla yaşıyorlar. Bu yaşlı nüfusta ölümler başladıkça çiftçilik azalacaktır ve zorlanacaktır. Çiftçinin de şu suçu var; arazilerimizde çok küçük alanlarda üretim yapılıyor, kooperatifleşme maalesef yok, oysa ki çiftçinin birinci tercihi kooperatifleşme üzerinden satış olmalıdır. Satış politikası yok ve bu da çiftçinin hak ettiği değeri almamasına sebep oluyor. Çanakkale’de domates 50 kuruşa üretilirken, aracı kurumlarla İstanbul’da 5 lira oluyor. Bu bir kooperatif üzerinden direk pazarlama yöntemiyle yapılsa çiftçide iyi para kazanır, İstanbullu da ucuza domates yer. Ama kooperatifleşme de olan yolsuzluklar nedeniyle insanlar bu konuya sıcak bakmıyorlar. Ben hatırlıyorum Bayramiç’te bir salça fabrikası vardı ve eskiden de Ezine ovasında ciddi domates üretimi olurdu. Fabrika bunları her sene sömürürdü. Ben insanları çok uyardım ‘’kooperatif olun, bir sene ürün almadım dersiniz, fabrika sizin olur. İkinci sene fabrika para kazanmasa da üretici para kazansın yeter.’’ dedim ama dinlemediler. Hep bir güvensizlik var, ciddi, iyi yöneticiler olmadığı için insanlar bu konuya karşı soğuklar. Ama bakıyorsunuz Batı’da çiftçi kooperatiflerle para kazanıyor. Midilli Adasındaki zeytin ağacının sayısı 18 milyon, bizim körfezlerimizde 11 milyon zeytin var. Yani bizim övündüğümüz körfezlerimizden daha fazla zeytinleri var ve bunu tamamının toplanmasını kooperatif eliyle yapıyorlar. Yani çiftçi ağacından ne kadar ürün aldığını bile bilmiyor, kooperatif bunların tamamını üretiyor, herkesin payını teslim ediyor ve bütün adanın geliri buradan sağlanıyor. Herkes kazançlı çıkıyor ama biz bunu Türkiye’de bir türlü beceremedik. Bunda merkezi hükümetinde çiftçinin de hataları var ve maalesef tarımın gittiği nokta hiç iyi değil diye düşünüyorum. Bildiğim kadarıyla teşvik yapılıyor ama doğru teşvikler yapılmıyor. En basit örnek olarak yat sahiplerine mazotu 1 liradan çiftçiye 5 liradan verirsen o insanların idam fermanına imza atmış olursun. Bu olacak iş değildir.” NURSEL GÜNGÖRDÜ
Yorumlar
Yorum Yaz