ÇANAKKALE BÜYÜYOR, ÇANAKKALE DEĞİŞİYOR
Mustafa Kansu - Çanakkale İnşaatçılar ve Yapı Müteahhitleri Birliği Derneği (ÇİMDER) Yönetim Kurulu Üyesi
1-Çanakkale her geçen gün büyüyor ve gelişiyor. Bu büyümenin Çanakkale’ye katkıları sizce nelerdir? Bu anlamda neler yapılıyor?
Çanakkale’nin ne kadar büyüdüğüne bakmak gerekiyor. Nüfus olarak büyümede istatistik enstitüsünün verdiği veriler %2 olarak gözüküyor. Artı olarak nüfus yaşlanıyor. Fiziki olarak bakıldığında konutlar yapılıyor ama hiçbir şey üretilmiyor. Bu büyüme nereye kadar gider? Çanakkale konut sektöründe ki büyümeyi ne kadar kaldırır? Bunları bilemiyoruz. Zaman gösterecek çünkü dışarıdan alıcılar var. Onlar geldiği sürece problem yok ama dışarıdan alıcılar gelmediğinde Çanakkale kendi içerisinde bu büyümeyi devam ettiremeyecektir. Çanakkale’yi Bandırma’yla bir kıyaslayalım. Orada sanayileşme ne durumda? Nüfus artışı ne durumda? Milli paydanın aldığı pay ne? Birde Çanakkale’nin durumu ne? Büyüme için önemli olan nereyle kıyasladığımız. Elmayla armutu kıyaslarsak olmaz. Sadece turizm anlamında Çanakkale’yi değerlendirirsek bu sene İstanbul ve Antalya kadar kötü geçmedi. Sadece turizm olarak bakıyorsak Çanakkale turizmi büyüyor. İnsanların ilgisi daha çok artıyor. Daha çok gelenimiz ve konaklayanımız var. O anlamda problem yok ama bu sadece merkezi tetikler. Çanakkale’nin ilçeleri var, köyleri var. Turizmde çalışabilecek sayı belli. Bir süre önce baktığımda yıldızlı otellerde çalışan sayı Çanakkale’de 800 kişi civarındaydı. Çanakkale turizmi için bu yeterli bir sayı mı? Üniversite de 50 bine yakın öğrenci var. Nereden baksak senede 10 kişi mezun oluyor. Yani sadece Çanakkale üniversitesi için her sene 10 bin kişiye iş üretecek bir yatırım lazım. İnsanlar 7 yaşından başlıyor ve yaklaşık 23 yaşında okulu bitiriyor. Aradaki zaman dilimine bakın. Hayatınızı kazanabileceğiniz iş için yıllar harcıyorsunuz. Sonrasında 22-23 yaşından sonra iş aramaya başlıyorsunuz. Çanakkale için bu büyüme mi oluyor? Fiziki olarak büyüme ayrı bir konudur. Benim çocukluk yıllarımda, şu anda müzenin olduğu yerde Çan-Ka fabrikası vardı ve orayı arabayla geçerken gördüğümüzde Çanakkale’ye yaklaştık diyorduk. Şu anda o mesafeyi yürüyerek gidiyorum. Şu anki Cumhuriyet Meydanı garajdı. Oraya girdiğimizde Çanakkale’ye girdik diyorduk. Demircioğlu Caddesini saymıyorduk ve onun arka tarafında hiçbir şey yoktu. Fiziki büyümeye bakarsak evet büyüdük ama o dönemde bir sürü fabrikası vardı. Şuan o fabrikaların hiç biri yok. Şimdi kıyaslayalım hangisi büyüme? Yani konut mu? Sanayi mi? İnsanların ekmeği mi? Çanakkale genellikle insanların emekli olup gelip yerleştiği sakin bir kent.
2-Önümüzdeki 5 yıl içerisinde size göre Çanakkale ne yönde(turizm, eğitim, tarım vs) ilerleme kaydedecektir?
Çanakkale’nin bundan sonra sanayiyi planlaması gerekiyor. Çanakkale merkezde sanayi olmaz ama ilçelerinde yapılabilecek olan yerler var. Ezine’de tarımı destekleyecek sanayi bölgesi yapılıyor. Yani köylüyü köyde tutup insanları yaşadığı yerde mutlu etmek lazım. Adam orada doğmuş büyümüş ve belli bir yaşa gelmiş. Adamı orda geçindiremeyip şehre indirdiğinizde mutsuz oluyor. İnsanları toprağından kopartmayacaksınız. İşte oradaki sanayi, o insanları mutlu yaşayabilecekleri bir ortam sağlayacak. Ezine Gıda İhtisas’ın asıl amacı evet sanayi ama bunun yanında tarımı destekleyici bir sanayidir. Bunun özünde gıda ihtisas var. Aksi halde orada karma osb yapılırdı. Plastik fabrikası, odun fabrikası, demir fabrikası gibi bir çok fabrikada gelebilirdi. Ama Ezine Gıda İhtisas öyle değil. Orası hinterlantında olan tüm ovalara, köylere hizmet edebilecek, o yapıyı sağlayabilecek, insanları mutlu yaşayabilecek bir ortam sağlayacaktır. Hem sanayisi olacak, yani toprakla tarımla uğraşmak istemeyen insanların ekmek yiyebileceği ya da gıda üzerine okuduktan sonra çalışılabilecek bir ortam sağlanacak. Hem de köydeki insanların devamlılığı sağlanacak. Orada üniversiteyle ÇTSO’nun yaptığı büyük bir proje daha var. Bundan sonra ki yapılan tarımı ve tarım ürünlerinin işlemesini daha bilimsel anlamda yapabilecek bir laboratuvar kurulması planlanıyor. Rektörlükle beraber Bilim ve Sanayi Bakanlığı’nın sanayi kümeleşmeleriyle ilgili bir çalışma yapıyordu. Bakanlıktan onay gelirse bu projede o bölgeye girecek ve bir bütün oluşturacak. Biz daha önce kendimizi besleyebilen ülkeler kategorisindeydik ve onunla övünüyorduk. Silahımız, füzemiz, uçağımız kısacası hiçbir şeyimiz yokken kendini besleyebilen bir ülkeydik. Şu an bakanlık açıklama yapıyor ‘’ Karkas et getiriyorduk, şimdi löp ete döneceğiz ama bunu nasıl ayıracağız?’’ Demek ki biz artık bir hayvanı bile yetiştiremiyoruz. Buğdayı dışarıdan, pirinci dışarıdan alıyoruz. Bir çok gıda ürünün ithal olarak alıyoruz. Ana temel besin kaynaklarımızı yok ettik. Niye ? çünkü ürünü para ettirecek sanayi kuruluşları olmazsa işlemiyor. Örneğin domatesin bir ömrü var. Toplandı, hale gitti ve bir hafta da bu malın tüketilmesi gerekiyor. Tüketilmezse çöpe atılacak. O zaman ürün para etmiyor hatta eksi maliyet oluyor. Bunlar satılmıyorsa en azından konserve kutusuna koyabilirsin, salça yapabilirsin. Uzun ömürlü olacak, rafa girecek ve ihtiyaç olduğunda alınacak. Çiftçide kazanacak, sanayici de kazanacak. Bu işler birbiriyle entegre olursa büyüyecek. Yüksek katma değer getiren ürünler yapalım diyoruz ama tarımda da aynı şey geçerli. Bir liralık domatesi üç liraya çıkartırsanız yüksek katma değer olmaz ama köylü için yüksek katma değer olur. Önemli olan bu ortamları yaratmak.
3- Yaşanılabilir kentler listesinde ilk ona nasıl girebiliriz? Mutlu bir kent olma yolunda neler yapılabilir?
Emniyet açısından güzel bir kent. Şu anlarda birkaç sıkıntı oluyor ama emniyet gerekli önlemleri aldı. Çanakkale güvenli ve keyifli bir kent. Çanakkale’de sadece trafik sıkıntısı var. İnsanların başka problemi olacağını zannetmiyorum. Oda trafik sorunu, akan trafikten olmuyor. Park edenler yüzünden trafik sorunu var. Yollarımızın hepsi iki şeritli ve bir şeridi komple park halinde. Sadece tek şeritli yol çalışıyor. Mevcutta bakarsanız trafik ağına iki şeritli yol yetiyor ama birini kapatırsak tek şeride düşer. İnsan sayısına, araç sayısına göre hesap yapılıyor. Yeterli deniyor ve iki şeritli yol yapılıyor. Bunu yaptıktan sonra kalkıpta tek şeridini parka bırakırsanız o zaman şehrin trafiği arkaya doğru uzayarak gidiyor. Oraya araç bırakanlar bir gün o trafiğin içinde kalıyorlar. Yani oraya park etmezlerse o trafik oluşmaz ve o zorluğu yaşamazlar. Birey toplumda yaşar ve bireyin yaptığı hatayı toplum çeker. Her birey hatasız olursa, toplum kusursuz olur. Ben bunu Japonya’da gördüm. Toplum diyor ki ben hata yaparsam yine ben sıkıntı çekerim. Toplumun içinde yaşadığının farkında ve yaptığı hatanın topluma zarar vereceğinin farkında ve o zararın içinde kendisinin de olduğunun farkında. Böyle bir algı yaratmış insanları. Bizimde bu algıyı yaratmamız lazım. Bu toplumda bireyin yaptığı hatanın kendine döneceğini bilmesi lazım. Bunlar oluştuğunda yaşanılabilir kentler listesinde üst sıralara çıkarız.
4-Ekonomik yönden değerlendirdiğinizde değişim ve gelişim yönünde yatırımlar (ulaşım, turizm, eğitim, sanayi, termik santraller, metal madenciliği) ne yönde olabilir, maden ve termik santral konusuna nasıl bakıyorsunuz?
Çanakkale’de yatırımlar yerine göre olması gerekiyor. İnsanın boğazı doymadan aklı bile çalışmaz. Fakülte açmışsın bir dünya profesör koymuşsun ama aç insanlarla doldurmuşsun. Kim bu dersi dinleyebilir? Edremit, sanayile mi büyüsün yoksa üniversiteyle mi? diye bir anket yapılmış ve sonuç üniversite kararı alalım çıkmış. Mahvettiniz dedim. Adam orada bir şaşırdı ne demek istiyorsun? Üniversite şehri büyütecek dedi. Şehri büyütürken çocukları heba ediyorsunuz dedim. Bir fakültede 11 ders var, 2 tane hoca vardı. Bu alınan eğitim doğru mu? Mezun olduktan sonra işe girdiğinde üstündeki insanlar ‘’sen bu işi bilmiyorsun. Okuldan nasıl mezun oldun?’’ derse insanlar o iş yerinde rahat edebilecek mi? Herkesin üniversite okuma zorunluluğu yok. Yaptığı işi doğru yapan insanlar her zaman iyi para kazanırlar. Üniversite, fakülte, bina yaparak bilim gelişmez. Üniversitelerimiz de araştırma yapılmadan , bilimsel çalışmalar yapılmadan gelişemeyiz. İki tane hoca öğrenciye ders mi anlatacak yoksa bilimsel çalışmamı yapacak? Bunları da geçtim. İyi bir eğitim aldı bilimsel çalışmalarda bulun ama mezun oldu bir yerde çalışamayacak. Sonuç? Eğitim fakülteleri öğretmen çıkartıyor. Bu öğretmenlerin ağırlıklı iş bulabilecekleri yer devlettir. Kamunun elinde bir yapı var ve belli. Bir sene sonra emekli olacak öğretmenin zamanı belli, hangi branştan kaç öğretmene ihtiyaç var belli, çocukların yaşları belli, kaç kişi okula başlayacak belli ama bunun planlamasını yapan insan yok. Beş öğretmen alınacak ama beş yüz öğretmen mezun olacak. Eğitim gerekli ama kaliteli eğitim gerekli. İllaki eğitilsin üniversite okudu densin diye eğitim yapılmamalı. Böyle bir dünya düzeni olamaz. Toprağı heba edebiliriz ama tekrar işleme şansımız oluyor ama evlatlarımızı yanlış yönlendirip, yanlış iler yapıp onların üzerinden rant sağlamak bana ters geliyor. Üniversiteyi kurupta eğitimini kaliteli yapacağım demiyor. Şehre para kazandıracağım diyor. Bir çocuktan para kazanmak için o çocuğun hayatını, geleceğini dağıtmak olmaz. O çocuklar hepimizin geleceğidir. Ben 70 yaşına geldiğimde devlet bana para verecekse, emekli maaşı alabileceksem bu çocuklar sayesinde olacak. Aynı şekilde onlar 70 yaşına geldiğinde bir alt nesil çalışacak. Alttan gelen nesil o parayı üretebilecek, hatta daha fazlasını üretebilecek nesil olmalıdır. Maden ve termik santral bu ülkenin geleceğidir. Bunlar yapılacak ama önemli olan doğru planlanmasıdır. Kömür ithal gelecekse ve deniz kenarına yapılacaksa termik santrale karşıyım. Kömüre döviz ödüyoruz ve bizim kendi kömür kaynaklarımız var. Bu kaynakların yanına kurulması gerekiyor. Kömür vasıfsızda olsa para ülkede kalıyor. Mazot harcıyor, istihdam yaratıyor, enerji üretiyorsunuz ve en önemlisi dışa bağımlılığınız azalıyor. Adam sana kömür satmıyorum dediğinde o santral demir yığınından başka hiçbir anlam ifade etmiyor. O yüzden santralleri kaynakların yanında oluşturmak gerekiyor. Bunu yaparken de Avrupa’da ki gibi konjesyon sistemini kuracaksın. Kömürden iki kere faydalanıyorlar. Hem ısınma sağlıyorlar hem de enerji üretiyorlar. Bacalardan çıkan buharı dahi kullanıyorlar. Çıkan buharı belli bir seviyeden sonra soğutmamız gerekiyor. Bunu soğukta ayrı bir enerji yaktırıyor. Ama mantıklı kullanırsak iki taraflı kazanç elde edilebilir. Onun haricinde madenciliğe gelirsek bu coğrafya binlerce yıldır savaş görüyor. Savaşların sebebi de bu coğrafyanın zenginliğidir. Bizde 12 cm. verimli toprak kalınlığı var. Ukrayna 12m , Hollanda 8m seviyelerinde. Eğer konu toprak olsaydı gider orayı istila ederlerdi. Bu coğrafyada o kadar savaş olmazdı. Bizden bin yıl önce yaşayan insan akıllıydı da biz mi aptalız? Neden bu madeni çıkartmayacağız? Neden ekonomiye katma değer sağlamayacağız? Ülke neden parası olan bir ülke olmasın. Madenler de önemli olan doğru kişilerin yönetmesi ve denetlenebilir mekanizmalarda olması önemli. Devlet bu işi bilen insanları özel sektörden toplayıp, iyi de paralar verip diyecek ki: ‘’Gelin kardeşim. Siz bir birimsiniz ve bunları denetleyin’’. Bunların içerisine STK’lar da bulunsun. Herkes kendi gözüyle oraya bakmalı ve adamın yaptığı hatayı orada görmeli, söylemeli ve düzelttirmeli. Adam oradan çok para kazacak diye oradaki insanlara ileriki yaşamında zarar verebilecek bir şeyler yaptırmaması gerekiyor. Bir konuya karşı çıkmak çok basit. Önemli olan neden karşı çıktığını açıklaman. Yabancı bir yatırımcı geliyorsa da bizim siyasilerimizin, bürokratlarımızın bir şekilde buradan o işi yapabilecek insanları bulup, işi onlara yaptırması lazım. Para içerde kalacaktır. Ben burada para kazanırsak ilk olarak ne yapmak isterim? Ev almak isterim. Buraya farklı bir sektöre para akıtmış olurum. Bir arabam olsun istersin. Almak için nereye gidersin? İzmir yolunda ki bayilere bir bakarsınız. Farklı bir sektöre yine para akıtmış olursunuz. Sonra dönersiniz akşam yemeğine çıkarsınız. Farklı bir sektöre daha para akıtmış olacaksınız. Önemli olan burada ki insanın para kazanabilmelidir.
5-Çanakkale 1915 Köprüsü şimdiden ses getirmeye başladı. Bittiğinde şehrimize katkısı ne olacaktır?
Ulaşım kolaylığı katacaktır. Bunun haricinde Çanakkale’nin özelinde fazla bir şey katacağını düşünmüyorum. Çan tarafındaki sanayileşmenin önünü biraz daha açar. Önümüzde Osmangazi Köprüsü gibi bir örnekte var. Çanakkale’ye gerekli mi? Evet. Yaz aylarında gerekli ama ekonomik yapısını çok net bilmediğim şeyi de enine boyuna tartışamam. Ben buradan geçen araç sayısını bilmiyorum. Köprüden kaç araç geçecek onu bilmiyorum. Köprünün maliyetini bilmiyorum. Osmangazi Köprüsü yapılırken kimse bunu bilmiyordu, açıldıktan sonra öğrendi. 1-2 sene sonra toparlayacak kendini. Hiçbir işletme açıldığı andan itibaren kasasına para koyan bir yer olmaz. Devlette kendi cebinden vermektense, birilerinin cebindeki parayı harcattı ve dedi ki yetmezse ben vereceğim. Buda doğru bir mantık. Yoksa devlet yapacaktı ve o paranın hepsini şu ana kadar harcamış olması gerekiyordu. İhtiyaç meselesi miydi? Evet. Orada çok büyük sıkışıklıklar oluşuyordu. İnsanların burada kötü izlenimi var. Çanakkale’de gelip 3-5 saat feribot sırası beklemiş. İnsan yediği tatlıyı unutur ama yediği tokatı unutmaz. İnsanlar Çanakkale’ye geleceğiz dediğinde soru işareti yaratıyor.
6-2018 yılı Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Troia yılı ilan edildi. Bize kazanımları neler olacaktır? Nasıl hazırlanıyoruz?
Turizm anlamında Çanakkale’nin şansı ve Çanakkale’ye turizmi öğreten Troia’dır. Çanakkale turizminde denizin bir etkisi yok. Akdeniz sahiline iniyor veya Ege’ye gidiyorlar. Çanakkale turizmini ayakta tutan kültür turları oldu. Aziz St.Paul’un kutsal yolu var. Hristiyanlığın Avrupa’ya geçiş noktasıdır. O konuyu da ele alacağız. Troia yılı dedik ama Troas bölgesi demeye bağlayacağız. Dünya çapında tanıtımına baktığımızda; Türkiye bilmiyor, Dünya biliyor. Örneğin ben Japonya’ya gittim. Türkiye dedim, adam boş bakış yaptı. Sonrasında Çanakkale’yi söylemeye gerek duymadım. Sonra aklımıza geldi ‘’ Troia’dan geldik’’ deyince anladılar. İnsanlar Troia’yı biliyorlar. Sadece Türkiye’de Çanakkale’de olduğunu bilmiyorlar. Bizim şimdiki amacımız bu algıyı ortadan kaldırmak olacak. Filmde nasıl bir algı yaratıldı ve insanlar buraya koşa koşa geldiler. Bizimde amacımız bunun gibi çalışmalarla insanları Troia’ya çekmek olacaktır. O bölgeyi daha çeşitlendirecek daha da canlandıracak alt yapı eksiklikleri vardı. Achilles’in, Hector’un Tümülüsleri vardı. Oralara gidilmiyordu. Levhalanmamış, sunulmamış halde duruyorlardı. Yani bir ürün yapmışsınız ve paketlemeyi unutmuşsunuz, etiket koymamışsınız. İşte bunları paketleyip etiket koyacağız ve yeniden satacağız. İnsanlar Troia’ya gelince tekrar tekrar gelmeleri için çalışmalar yapmak zorundayız. Türkiye’nin iki tane açılan kapısı vardır. Biri Antalya’dır diğeri İstanbul’dur. İnsanlara İstanbul’u sorarsanız orayı kendi başına devlet zannedenleri göreceksiniz. Antalya’yı da aynı şekilde biliyorlar. Bunların Türkiye’nin bir parçası olduğunun farkında değil. Bunlar dünya markası olmuş şehirlerimiz. Bunlarla ilgili sıkıntılarımız yok. Buralardan giriş yapmak zorundalar. Çanakkale’nin ve Troia’nın bir günlük turist kapasitesi var. İda, Parion, Troia, Apollon, Assos bunların her birine yarım gün ayrıldığında üç gün yapar. Gelen turisti Çanakkale’de tutmak için Troas bölgemiz olması gerekiyor. Bunlar için alt yapımız tam olarak yeterli değil. İlk hedefimiz Troia yılını ayağa kaldırma olarak harcıyoruz. Orada kalıcı olacak aktivitelerin yapılması lazım. Şu an biz Troia yılı ilan ettirdik ve oranın makyajını yapıyoruz. İnsanların oraya kolay ulaşabilmesini sağlamaya çalışıyoruz. Bunları başarırsak Troia Yılı- Troas bölgesi diyeceğiz. Troia’da tek savaşan Troia’lar değil, Anadolu halkları da var. Onlarında katılacağı bir şeyler olmalı. Avrupa’nın bu işin içine katılması lazım. Roma köklerini, Paris köklerini burada olduğunu biliyorlar. Adamlara soruyoruz nereden geldiniz diye, Troia’dan geldik diyorlar. Bu kadar bilinen bir yer. Bizimde enerjimizin yettiği yere kadar girişimlerde bulunabiliyoruz. Sonuçta bizler bir STK’yız. STK’ların görevi belli. Belirli sorunları ortaya çıkarmak ve bununla ilgilenen kurumları harekete geçirmek. İşte ne kadar harekete geçirebiliriz? Buda ekonomik yapıyla alakalı. Türkiye bir Avrupa gibi değil, Asya gibi Amerika gibi değil. Anadolu coğrafyası çok zengin, hangi taşı kaldırsak altından tarih çıkıyor. Önemli olan buraları turizm anlamında satabilmek. Pazarlamamız yok bizim. Bir şeyin çok olması zebil olması anlamına gelmez. Bir adamın küçük bahçesi vardır her domatesini değerlendirir ama bir adamında 50 dönüm arazisi vardır, tarlaya gidip bakınca her yerinde çürük domates görürüz. Bizim sıkıntımızda buna benziyor. Bolluktan kaynaklanıyor. Tek olsaydık hepsine bakardık, saklardık, pazarlardık. Akdeniz sahiline indiğinizde ; Bergama, Efes, Likya yolu gibi bir sürü sayabileceğimiz inanılmaz bir tarih var. Herkes haklı olarak bölgesini kalkındırabilmek adına kendi ürününü pazarlamaya çalışıyor. Tanıtıma çıkıldığında tüm ürünleri koyduğumuz zaman, insanlar bir şey almıyorlar. Niye? Çünkü her şey çok ve seçilemiyor. Bu kadar bolluk varsa başka bir yerde daha güzellerini buluruz diye düşünüyorlar. O yüzden pazarlama tekniğimiz ve taktiğimiz farklı olmalı. Buna da devletin yapabileceği fazla bir şey yok. Kimseyi kırmadan dökmeden götürmeye çalışıyorlar. Herkesten birer parça alıyorlar ve sonuç olarak çorba oluyor. Ondan sonrada hepsi yarım ve köşeli kenarlı kalıyor. Taş devrindeki tekerlek gibi oluyor. Atlaya atlaya ilerliyoruz.
7-Muhtemelen büyükşehir olacağız. Bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz?
Çanakkale kendini planlayamazken Yenice’yi planlaması isteniyor. Çanakkale’nin teknik alt yapısı buna yeterli değil. Ruhsat veriyorsun ve bir haftaya anca alıyorsun. 5-10 yıl içerisinde planlanan mahalleye bakıyorsun. O kadar fazla konut yapılacağı belli ve otopark sıkıntısı yaşanıyor. ’’O zamanlar Herkesin arabası mı vardı’’ diyorlar. Şimdi var. Bunları düşünemiyorsan, vizyonsuzsunuzdur. Ekonomik yatırımlar artıyor, refahları artıyor. İşletmenin temel prensibi vardır. Kazandığından bir fazla harcarsın. Hep bir borcunuz olur. O yüzden alt yapısı olmayan bir şeyin yapılması yanlış. Bu teknik alt yapıyı kurabilecekseniz olur. O şehrin içerisinde yaşayanlar kendi şehrini planlayamayacaklar. Kim planlayacak? Merkez planlayacak. Ayvacık’ı, Küçükkuyu’yu, Yenice’yi planlayacak. Herkesin yapısı farklı. Küçükkuyu’yla Yenice’nin insan yapısı farklı. Şu anki köy muhtarları valinin kapısını çalabiliyor ama mahalle muhtarı çalamaz. Mahalle muhtarı statüsüne düşecekler. İnşallah hayırlı olur diyelim.
Doğancan Ustabaş
Yorumlar
Yorum Yaz