İlk bölümü 11 Temmuz Cumartesi günü kaleninsesi web tv’den canlı olarak yayınlanan Üçüncü Hamur Kültür Sanat ve Tarih Programı’nın ilk konuğu yazar, tiyatro yönetmeni ve oyuncu Abdülkadir Katra oldu. Katra, pandemi sürecinin kendilerini ve tüm sanat camiasını etkilediğini söyledi. Katra; “Pandemi süreci olumsuz etkiledi, sadece Çanakkale Sanat Tiyatrosu değil Türkiye’de var olan tüm tiyatroları görsel sanatları, salonlarda etkinlik yapanları olumsuz etkiledi” dedi.
Çanakkale’nin tam bir kültür kenti olduğunu ve Çanakkale’de yoğun izleyici potansiyelinin var olduğuna dikkat çeken Katra; “Çanakkale’deki seyircinin şöyle bir avantajı var, kültür ve tiyatroyu gerçekten iyi bilen, iyi tanıyan, iyi eleştiren bir seyirci kitlesi, bu da bizim için aslında bir avantaj” diye konuştu. Kaleninsesi Gazetesi olarak, Çanakkale Sanat Tiyatrosu’nun kurucusu Abdülkadir Katra ile yapılan canlı yayın programının detaylarını değerli okuyucularımızla paylaşıyoruz;
Sizi tanıyabilir miyiz?
Ben Abdülkadir Katra, Çanakkale doğumluyum. İstanbul Aydın Üniversitesi oyunculuk ve drama mezunuyum yine aynı üniversitede tiyatro yönetmenliği yüksek lisans mezunuyum. Uzmanlık alanım grotesk ve epik tiyatro, Avrupa tiyatrosu. BertoltBrecht ve Stanislavski oyunculuğu. Bir dönem İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda yardımcı yönetmen, bir dönem ise Ankara Devlet Tiyatrosu’nda metin ve oyun çözümlemede bulundum. Ardından 18 Kasım 2007 tarihinde Çanakkale Sanat Tiyatrosu’nu kurarak memleketim olan Çanakkale’de tiyatro sanatı üzerine çalışmalara başladım. Ve bugüne kadar sanırım 3 milyonu aşkın bir seyirciye ulaştık. Daha devam eden projelerimiz, çalışmalarımız var.
Çanakkale’de tiyatroya olan ilgi nasıl? Çanakkale’nin sanata ve sanatçıya değer verdiğini düşünüyor musunuz?
Çanakkale tam bir kültür kenti, Çanakkale’de yoğun izleyici potansiyeli var. Şimdi nüfusla orantılı olarak baktığımızda tabi İstanbul’da, Ankara’da daha yoğun bir izleyici kitlesine ulaşılabiliyor ancak Çanakkale de kendi nüfusuna göre kendi profiline göre yeterli bir sayı mevcut. Bunu tabi ki arttırmak da mümkün ama Çanakkale’de şöyle bir algı var, ücretsiz oyunlara gitme algısı var. Bu son zamanlarda kırılmaya başladı. Çanakkale’de en az 3000 en fazla da tahmin ediyorum ki 5000’e yakın bir seyirci potansiyeli var. Bu sahnelediğimiz oyunlardan ortaya çıkan bir sonuç. Genelde biz Çanakkale Sanat Tiyatrosu olarak, bu seyirci kitlesi için 10 ila 15 seans oyun yapıyoruz ardından turnelere çıkarak Türkiye turnesi gibi, Avrupa turnesi gibi turneleri gerçekleştirerek yani daha çok il dışı sahne alarak oyuncuların giderlerini, masraflarını karşılamaya çalışıyoruz. Çünkü profesyonel bir tiyatroyuz, bu işten ekmek yiyen, bu işten hayatına devam eden bir tiyatro ekibiyiz bunun için sürekli oyun sahnelemek durumundayız. Ama Çanakkale’de seyirci potansiyelimiz belirli bir sayıya ulaştıktan sonra düşmekte çünkü daha çok öğrenci sayısı yüksek bir şehir ancak halk bazına baktığımızda 5000 kişiyi aşamıyoruz. Bu anlamda da çalışmalarımız daha çok il dışında, turne sayılarını arttırarak devam etmekte. Yalnız Çanakkale’de ki seyircinin şöyle bir avantajı var kültür ve tiyatroyu gerçekten iyi bilen, iyi tanıyan, iyi eleştiren bir seyirci kitlesi, bu da bizim için aslında bir avantaj. Yaptığımız sanatsal oyunlarda bu kitleden iyi dönüt alabiliyoruz, aldığımız dönütler doğrultusunda yeni oyunlar için şevk kazanmış oluyoruz.
2015 yılında Çanakkale Destanı oyununuz 100. Yılın tiyatro eseri seçildi. Ardından bu oyunla Türkiye ve Avrupa turnesi yaptınız. Önümüzdeki süreçte böyle bir projeniz var mı?
Biz Çanakkale’nin tiyatro ekibiyiz, yerel ve profesyonel bir ekibiz. Çanakkale destanı konusunu işlemek aziz şehitlerimizin tabi başta Anafartalar Kahramanı, Çanakkale Gazisi Mustafa Kemal Atatürk’ün Çanakkale’de başından geçen olayları işlemek, bunları izleyiciye aktarmak en çok bize yakışır diye düşünüyordum. Ve 2015 yılında bir eser yazdım Çanakkale Destanı eseri, o dönemde biliyorsunuz hem sinema hem tiyatro alanında bazı eserler konusunda Kültür Ve Turizm Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından bazı etkinlikler düzenlendi, bu etkinliklerde bizim oyun 100. Yılın tiyatro eseri seçildi. Biz de Çanakkale Destanı eserimizle Türkiye turnesi gerçekleştirdik, yaklaşık 60 ilde sahne aldık. Ardından Avrupa turnesi planlandı ve ilk Hollanda’ya gittik, tekrardan yoğun talep üzerine Hollanda’ya gittik. Daha sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti davet etti, Kıbrıs Cumhurbaşkanlığı’nın davetlisi olarak oraya gittik ve orada 10 gün boyunca gündüzleri lise öğrencilerine akşamları velilere oyunlarımızı sergiledik. Toplam 30 gün Kuzey Kıbrısta sahne aldık ve İçişleri Bakanlığı’nın vermiş olduğu raporda 3 milyonu aşkın bir seyirciye ulaşmış olduk. O dönem bizim için çok güzeldi, hem Çanakkale Sanat Tiyatrosu adına çok güzeldi hem de Çanakkale’nin ismini taşıyan bir tiyatro ekibi olarak Atatürk’ün ve aziz şehitlerimizin başından geçen olayların, Çanakkale’nin zaferini milyonlara ulaştırmak o ruhu milyonlara taşımak bizim için çok büyük bir onurdu. Şimdi bu sene için baktığımızda pandemi dönemini atlattıktan sonra yeni projelerimiz var ve tekrardan ulusal bazda bir anlamda Avrupa’ya da açılarak çünkü, Almanya’dan, Fransa’dan ve İngiltere’den görüştüğümüz organizatörler var Çanakkale Destanı’nı istiyorlar hem yerel bazda, hem Avrupa bazında sahne almayı planlıyoruz. Bu yıl kaliteli iyi bir kadromuz, oyuncu grubumuz var, Çanakkale Sanat Tiyatrosu’nun bir başarısı söz konusu, milyonlara ulaştık diyoruz fakat bunu Abdülkadir Katra tek başına yapmıyor. İlk kurulduğu günden bugüne emek veren onca oyuncumuz var, ter akıtan tiyatrocularımız var bu başarıda onların payı çok büyük diye düşünüyorum. Ve bundan sonra da yeni gelen oyuncularımıza da ki bu yıl kaliteli, dinamik bir kadromuz var yine ve bu oyuncu profiliyle beraber inanıyorum ki belirli bir seviyeye getirdiğimiz başarıyı inşallah emin adımlarla daha da yükseltmeye devam edeceğiz.
Pandemi süreci Çanakkale Sanat Tiyatrosu’nu nasıl etkiledi?
Bu süreç bizi olumsuz etkiledi, sadece Çanakkale Sanat Tiyatrosu değil Türkiye’de var olan tüm tiyatroları görsel sanatları, salonlarda etkinlik yapanları olumsuz etkiledi. Şimdi bu yıl bizim için önemliydi dediğim gibi 30 kişilik bir oyuncu kadrosu kurduk, oyunlarımızı hazırladık Çanakkale Destanı oyunumuz Mart ayında turnelere başlayacaktı ilk oyunumuz 13 marttı tam yasakların geldiği gün. 13 martta Çanakkale’de başlayıp Türkiye turnesi gerçekleştirecektik. Onun dışında madde bağımlılığı üzerine bir eser hazırlamıştık bununla çıkacaktık turneye, önce bir Adıyaman’a gitmiştik ocak ayında nisandan itibaren de Günlük isimli oyunumuzla Adıyaman’dan sonra; Urfa, Antep, Adana o bölgelerde sahne almaya devam edecektik. Çok güzel bir komedi oyunu hazırlamıştık ardından çocuk oyunları hazırlamıştık bunlarla yaz aylarına doğru etkinlikler planlıyorduk fakat 13 Mart günü oyunumuz iptal edildi o günden sonra da işte 1 Temmuza kadar tiyatrolar kapalıydı. Bu süreç bizim için çok zor geçti oyuncu kadrosunu evlerine göndermek durumunda kaldık. Bu oyuncularımızın maaşı, sigortası var ve böyle bir süreçte bunları karşılamak imkansız. Bir oyuncuya da kal Çanakkale’de çalış, oyun oldukça sana yevmiye veririz, günlük ödeme yaparız bunu diyemeyiz. Oyuncunun hayatına devam edebilmesi için masraflarını karşılaması gerekiyor. Bu sebeple de memleketlerine gönderdik, önümüzdeki dönem için hazırlıklarımız başlayacak kısa süre sonra. İnşallah bu süreci de atlatmaya çalışacağız fakat şunu söyleyebilirim ki kovid-19 sadece dünyayı değil, Çanakkale Sanat Tiyatrosu’nu da olumsuz etkiledi.
Gelecek sezon için planlarınız nedir?
Mevcut oyunlarımız dışında kadına şiddete yönelik kaliteli bir eser hazırlıyoruz ‘söylence’ isminde, yine benim yazdığım bir eser. Ve inanıyorum ki hem Çanakkale’de hem de Türkiye’de çok önemli noktalara parmak basacak ve ses getirecek bir eser. Bu oyunun okuma çalışmalarına başladık, bizde bu anlamda ilerlemeyi planlıyoruz; oyunlarımızı en azından hazırlayarak, ezberlerini bitirip okuma çalışmalarını yaparak sahneye taşımamız gerekiyor oyuncularımızı. Yalnız şu an 2 kişi 3 kişi aynı anda sahne almak çok zor. Ve şöyle bir plan yaptık, internet üzerinden, whatsapp üzerinden gruplarla görüntülü provalarımızı yapıp oyunu hazırlayacağız. Bu süreci de yakından takip ediyoruz ve biraz normale dönmeye başlandığında, vaka sayıları iyice düştüğünde, salonlara seyircilerin rağbeti artmaya başladığında biz eserlerimize çok yoğun bir şekilde çalışarak hazırlayıp, rejileri oturtup oyunculuk performanslarını oturtup sahne almaya başlayacağız. Bu anlamda güzel çalışmalarımız var. Bu süreci atlattıktan sonra Çanakkale’de tamamen kalıcı bir salona ihtiyacımız var, şimdi biz Çanakkale Sanat Tiyatrosu olarak oyunlarımızı oynuyoruz fakat provalarımızı oyunu oynayacağımız salonda yapamıyoruz. Nerede yapıyorsunuz derseniz, belediyenin bize tahsis ettiği alanlarda ya da kendi kiraladığımız salonlarda yapıyoruz. Şöyle düşünün bir futbol takımı maça çıkacağı yerde hiçbir şekilde idman yapamıyor… Yani bu eserin, oyunun verimliliğini düşürüyor, bu sebeple kendimize ait bir tiyatro salonu yapmak için çalışmalara başladık. Burada şehrin bir tiyatrosu olacak, insanlar evlerinden dışarıya çıktığında bakalım Çanakkale Sanat Tiyatrosu’nda bu akşam hangi oyun varmış diyecekler. Haftanın 7 günü oyun olacak, her cumartesi Pazar gündüzleri çocuk oyunu olacak, şehrin kültür ve sanat gündemine çok önemli katkılar sağlayacağımızı düşünüyorum bu projelerimizle.
Kadına şiddet ve uyuşturucuyla alakalı oyunlarınız var, bunlarla ilgili izleyicilerden hiç tepki aldığınız oldu mu?
Çok şükür bugüne kadar olumsuz tepki hiç almadık, tabi ki eleştirenler oluyor ben her türlü eleştiriye açığım. Eleştiren kişinin niyeti de önemli, eğer sanata dair bir eleştiri yapıyorsa sanatsal bakışla bir eleştiri yapıyorsa mutlaka onu dikkate alırım. Ama eleştirmek için eleştiriyorsa hiç dikkate almam önemsemem oyunuma hiçbir katkısı yoktur. Biz seyirciye hitap ediyoruz ve eğer seyirci eserimizi beğenmezse biz yokuzdur, kendimiz çalıp kendimiz oynayacak değiliz. O sebeple seyircinin, izleyicinin dönütü benim için çok önemli ilk önce madde bağımlılığı üzerine olan Günlük isimli oyunumuzdan bahsedeyim; bu oyunu grotesk sahneledik, ortaokuldan itibaren lise ve üniversite öğrencilerine ve onların velilerine yönelik bir eser. Çünkü insan eğer madde bağımlısıysa problem sadece onda değildir, bunun ailesinde de problem vardır, yakın arkadaş çevresinde de problem vardır bunlara da değinmek gerekir. Bu eseri yazmadan 7 ay önce bir araştırmaya başladım ve şunu öğrendim Çanakkale 2016 senesinde madde kullanımı açısından 8. Sıradaydı, bana verilen raporda bilgi öyleydi. Devlet kurumlarıyla, devlet hastanesinden, araştırma hastanesinden psikiyatri uzmanlarıyla bir araya geldik, Çanakkale’nin denetimli serbest müdürlüğü uzmanlarıyla bir araya geldik, istişareler değerlendirmeler yaptık ve bir tiyatro eseri oluşturdum. Modern bir dönemde yaşıyoruz buna yönelik bir eser oluşturdum ve bu eseri hem ortaokul çağından itibaren kademe kademe gençlerimize izletip ardından aynı eseri o izleyen gençlerin ailelerine de izletip çocuklarıyla beraber iletişim kurmaktaki doğan sorunlardan dolayı çocukların madde bağımlılığına ve yanlış arkadaş çevresi dolayısıyla da bu tür ne yazık ki olumsuz ortamlara girdiklerini ailelerine göstermeye çalıştık. Bu anlamda çok başarılı olduğumuza da inanıyorum, tabi tiyatro tek başına yeterli olmaz veya bir sinema ya da bir konferans eğer böyle bir şey olsaydı zaten bugün hiç kimse madde kullanmazdı. Ama biz sadece tek bir kişiyi dahi kurtarabilsek, bizim eserimizi izledikten sonra tek bir kişi bile maddeden uzak durursa arkadaş ortamında kendine madde uzatıldığında “hayır” diyebilirse işte biz başarılıyız. Ailesi iletişim kopukluğuyla kendisinden uzaklaşan çocuğunun aslında en büyük problemin kendisi olduğunu, ergen dönemdeki gençlere iletişimin ne kadar önemli olduğunu anlarsa işte bizim için başarı da en büyük alkışta budur. Kıbrıs Cumhurbaşkanı’nın eşi Sayın Meral Hanım, eseri duymuş 2016 yılıydı sanırım bizimle iletişime geçti ve dedi ki “ben şunu düşündüm bir tiyatro oyunuyla bu olay nasıl anlatılabilir, şu an inanamıyorum ben bu eseri Kuzey Kıbrıs’taki tüm lise öğrencilerine ve onların ailelerine izletmek istiyorum” dedi. Biz de tiyatro ekibi olarak çıktık, Kıbrıs’a gittik, her gün öğleden sonra lise öğrencilerine akşamları ise gündüz izleyen öğrencilerin ailelerine bu eseri sahneledik. Orada inanıyorum ki çok güzel dönütler alarak ve iz bırakarak döndük Çanakkale’nin ismini taşıyan bir tiyatro olarak. Kadına şiddet konusunu işlediğimiz Söylence oyununa gelirsek, bu oyunu ilk kez sahneleyeceğiz. Pandemi sürecinde doğan bir eser söylence oyunu, daha önce Suskunluk adı altında yazdığım bir eseri daha da geliştirip biraz daha sert bir hale getirerek derin mesajlar içeren bir oyun ortaya çıkarttık. Söylence adlı oyunumuz 5 farklı kadının başından geçen olayları anlatmakta ve inanıyorum ki bu oyunu izleyen bayan izleyicilerimiz ‘ben bunu yaşadım’ diyecekler. Ve burada izleyicilere şu mesajı vereceğiz, ‘başınızı dik tutun, bu hayat sizin ve bir kere yaşama hakkınız var, dünyada bir kere yaşam hakkınız var. Ve tercih sizindir ya katlanırsınız susarsınız ya da katlanmazsınız, dik durur, güçlü durur ve size zorla yaşatılmaya çalışılan bu hayatı elinizin tersiyle iter, bir birey olarak ayağa kalkarsınız ve kadına şiddete son verirsiniz’ ben inanıyorum ki bu eser Türkiye’de çok güzel noktalara değinecek ve ses getirecek.
Tiyatro haricinde başka planlarınız da var mı?
Elbette, pandemi sürecinde çok düşündüm tiyatronun geleceği üzerine. Bize bel bağlamış oyuncularımız var; yıllardır bizim elimizde pişmiş ve profesyonel olmuş konservatuar kazanmış oyuncularımız var ya da okulunu bitirip buraya gelmiş oyuncularımız var bunların iş sektöründe devam edebilmesi gerekiyor. Sevdikleri işi yapabilmeleri gerekiyor, her şeyden önce Çanakkale Sanat Tiyatrosu’nun ayakta durması gerekiyor ve önümüze baktığımızda dijital tiyatro diye bir şey çıkarttılar ben buna katılmıyorum. Dijital tiyatronun tiyatroya çok bir katkı sağlaması mümkün değil çünkü tiyatronun doğasına aykırı dijital tiyatro. Dijital bir platformda sahnelediğin oyunları sergilemek tiyatronun doğasına aykırıdır, tiyatro doğar ve sahnelendikten sonra ölür sadece o ana aittir tiyatro, seyirciyle beraber öyle bir ortam kurarsın ki bir illüzyon oluşturursun sahnede, bir arınma gerçekleştirirsin ve sonra tiyatro biter. Daha sonra aynı etkiyi yaratamazsın aynı seyirciyi oraya getiremezsin aynı seyirci aynı psikolojiyle oraya gelmez, o atmosferi oluşturamazsın orada bu mümkün değildir. Ve iyi ki de ölür tiyatro çünkü seyirci özler artık imgeleminde iz bırakmışsındır, gece yatağa yattığında aklındasındır, oyunu düşünür oyunu hayal eder… Ve daha sonra tekrardan yeni bir oyunla hayat bulursun seyirci tekrardan gelir izler ve tekrardan ölür. Bu bu şekilde devam eder, bir dizi bir sinema filmi gibi değildir tiyatro olmamalıdır da. Ve bu anlamda şunu planladım biz süreç düzelene kadar başka projelerle ilgilenmeliyiz, önümüzü göremiyoruz yarın yeniden bir şey olup olmayacağı belli değil. Şimdi bu anlamda bir projemiz var bunu ilk kez açıklıyorum, bir dizi projemiz var bu yerel bir dizi değil, uluslararası bir dizi planlıyoruz bu anlamda görüştüğümüz bazı yapımcılar var. Gerekli anlaşmalarımızı yaptık, bunun süreci biraz da bana bağlı eseri yazıyorum, projeyi kabul ettiler, ilk bölümü çok beğendiler ama bu 1. Sezon 11 bölümden oluşan bir dizi olacak daha ilk sezondayım bunu bitirdikten sonra çekimleri başlayacak. Önce oyuncu profilleri oluşturacağız, oyuncu profili oluştuktan sonra yoğun bir prova sürecimiz var, yönetmenliğini ben yapacağım bu dizi de aynı tiyatrodaki disiplinle çalışmayı planlıyorum. Biliyorsunuz Türkiye’de 1 ayda sinema filmi bile çekiyorlar bu çok yanlış bir şey emek sarf etmiyorlar ve emek sarf etmedikleri için de yerel bazda kalıyorlar, uluslararası arenaya vitrine çıkamıyorlar. Bunun da sebebi çok ince işçiliğe girilmemesi, oysa potansiyel var, imkan var, bütçeleri var fakat çalışmıyoruz. Ciddi anlamda çalışan çok az yönetmen var, çok az oyuncu var, kendini geliştiren çok az oyuncu var. Bakıyoruz sektöre 10 sene önce nasıl oynuyorlarsa hala öyle oynuyorlar. Çok kaliteli oyuncularımız var, elimizde çok iyi malzeme var bunları bir araya getirip disiplinle vizyona taşıyabilecek yönetmene ihtiyacımız var, çalışkan yapımcılara ihtiyacımız var. Biz dizimiz için çalışkan, genç, dinamik bir kadro kuracağız o kadroyla yoğun bir prova sürecine girdikten sonra karakter giysileri oturduktan sonra da inşallah ilk bölümü çekip izleyicilerimizin takdirine sunacağız.
Genç bir kadroyla çalışıyorsunuz birçoğu öğrenci, bunun size herhangi bir avantajı ya da dezavantajı oluyor mu?
Avantajı dezavantajlarından çok daha fazla o sebeple de genç bir kadroyla çalışmak istiyorum. Enerjileri hiç bitmiyor, yeri geliyor 17-18 saat prova aldığımı biliyorum ben. Belirli bir yaşı geçmiş olan insanlara hitap ederken onların trip attıklarını, çalışmadıklarını görüyoruz bu biraz karakter meselesi. Oyunculuk ciddi anlamda karakter meselesi, duruş meselesidir. Ve biz genç kadroyla çalışırken benim amacım şudur; İyi bir oyuncu performansı ortaya koyabilecek disiplinli oyuncu adayları yetiştirmek, eğer bunu başarabilirsek bizde olsun ya da bizden gitsin başka bir tiyatroda sahne alsın inanıyorum ki oradaki yönetmenin de işini kolaylaştıracak. Belirli kariyer sahibi oyuncularla çalıştığımızda bizi yoruyor, oyuncuya bir şey söylüyorsun sana karşı cevap veriyor, ben çekmem katlanmam. Bizim başarımızın en büyük sırrı disiplindir, disiplinin olmadığı yerde yaratamazsın. Ve Çanakkale Sanat Tiyatrosu bu ilkeye bağlıdır. Genç kadro tabi dezavantajları da var, tecrübesiler deneyimsizler.
1 Temmuz itibariyle tiyatro salonları açıldı, sizin açınızdan doğru ve yerinde bir karar mıydı yoksa geç kalınmış bir karar mıydı?
Açılması tabi doğru bir karar zamanlaması tartışılabilir ama kesinlikle geç kalınmış bir karar değil. Sadece para değil önemli olan sağlıktır, sağlığın yoksa seni izleyecek bir kitle yoksa karşında tiyatro salonunda sahne almanın hiçbir mantığı yok. İnsanlar korkarak endişeli geliyor tiyatro salonuna oyuna nasıl konsantre olacak ve oyuncunun sağlığı da önemli sahnede maske takarak oynayamasın. Binlerce kişi vefat etti ülkemizde bu ne demek on binlerce kişinin yas tutması demek bu bir gerginlik yaratır bu bir buhran yaratır, böyle bir ortamda sanattan kim söz edebilir ki. Sanat yapabilmek için ortamın uygun olması gerekir, atmosferin elverişli olması gerekir, akılı ve sağduyulu düşünmek gerekiyor her şey para değil sağlıktır. Kapalı ortamlarda virüsün daha hızlı bulaştığı ispatlandı bu anlamda da sinema ve tiyatro salonları kapatıldı bence çok doğru bir karardı çünkü performans yapan bir oyuncunun etrafa yaydığı virüs oranı yüz binlerle ifade edilmekte. Bunlar ispatlanmış şeyler böyle bir veri ortamı varken sen nasıl olur da açık hale getirirsin o anlamda tiyatro salonlarının kapatılması olumluydu fakat burada sanatçıların mağdur edilmemesi gerekiyordu sadece düşük faizli kredi vermek çözüm değildir. Mademki Türkiye Cumhuriyeti’nin hazinesi bu halkın, bu insanların burada sadece tiyatro sanatçılarına değil tüm esnaflara kesinlikle mesela 3 yıl sonra ödeyebilir şeklinde bir para verilseydi inanıyorum ki tiyatrolar şu an çektiği sıkıntıları çekmezdi. Yani biz ne sigortaları ödeyebildik, ne oyuncularımızın maaşlarını veremedik. Biz tiyatro oyuncusuyuz tamam evlerimize kapandık ama ailemizi nasıl geçindireceğiz çocuklu aileler var onlar masraflarını nasıl ödeyebilecek. Sanatçı sanat yapmalıdır bir kafede çalışamaz bu anlamda sanatçının geçimini sağlayabileceği desteklerin faizsiz verilmesi gerekiyordu. O zaman sanatçı işine daha şevkle sarılabilirdi ben bu anlamda devletten daha çok destek beklerdim açıkçası. Çanakkale Belediyesi bu anlamda bir komisyon oluşturabilir, tamamen mesleği bu olan profesyonel insanları bir araya getirip Çanakkale’nin belli alanlarında açık alanlarda verdikleri destek karşılığında programlar hazırlanabilir. Böylelikle bu süreci en verimli şekilde atlatmış oluruz Çanakkale Belediyesi ve Çanakkale Valiliği’nin böyle yapması gerektiğini düşünüyorum.
Funda Figen
Yorumlar
Yorum Yaz