Gündem

KALKINMA ÜRETİMDEN GEÇİYOR (04.02.2021)

Çiftçinin en önemli girdilerinden birisi olan yem ve gübrede, son bir yılda yaşanan zamlar hakkında gazetemiz Kaleninsesi’ne ko...

KALKINMA ÜRETİMDEN GEÇİYOR (04.02.2021)

Yem fiyatlarının yükselişinde herkesin çıkarlarını ön planda tutarak üstü kapalı bir vurdumduymazlık sergilediğini belirten TARIM-KOOP Genel Başkanı Mehmet Özkurnaz; “Yem fiyatlarının yükselişinde herkes çıkarlarını ön planda tutarak üstü kapalı bir vurdumduymazlık sergiliyor. Ülkemizde ekonominin dip yaptığı bir süreç içerisinde, her ne kadar yaşanan zamlara müdahale edilmek istense de fırsatçıların ön plana çıkma duygusu daha ağır basıyor. Girdi maliyetlerinin yüksekliğine baktığınız da yem ve gübre de olsun, mazotta olsun tüm genel anlamda değişik ürünlerde ciddi bir artış var. Fiyatlar aldı başını gidiyor. Mesela bir çuval yem 50 kilo ise bir çuval yemin karşılığı 125 TL’dir. Kiloya vurulduğu zaman bir çuval yem2,5 TL yapıyor. Süt fiyatına baktığınızda 2,80. Sadece hayvanın önüne yem dökmek ile de bitmiyor iş. Bunun samanı var değişik yem çeşitleri var, bunları da eklemek zorundasın ki bir bütün olsun ve hayvandan süt alınabilsin. Bir hayvanın laktasyon sürecine baktığımız da Avrupa ülkelerinde 8-9 ton oluyormuş. Yani bir hayvanın doğumundan bir daha ki sütten kesilinceye kadar olan 7-7,5 aylık bir süreçtir bu. Orda 8 ton civarı bir süt alırken ülkemizde ortalama 4 ton sütte kalıyoruz. Şimdi 4 ton sütün eder değeri ile bir çuval yemin eder değerine bakıldığında zararın baştan yapıldığı ortaya çıkıyor. Bugünü kurtarmak adına eline böyle bir fırsat geçen fırsatçıların deli paralar kazandığını da görüyoruz. Mesela market zincirlerine baktığımız da en büyük hata orda oluyor. Marketlerin bilançolarına baktığımızda %100 kârla çalıştığı ortaya çıkıyor. Dolayısıyla yem ve gübre konusu da bunun değişik bir versiyonu” dedi.

“Atı alan Üsküdar’ı geçti”

Yaşanan yem ve gübre fiyatlarında ki korkutucu artışa dikkat çeken Özkurnaz; “Geçtiğimiz yıl 49-52 TL ye aldığımız üre gübresinin bugün ki değerine baktığımız da 155 TL’ye çıktığını görüyoruz ve bu 3 katı bir artış demektir. Aynı zamanda Dab gübresi toprak altı 180 TL, 15-15-15 Çinkolu toprak altı taban gübre 135 TL, 20-20 taban gübre 129 TL, Süper ekin toprak altı gübre 137 TL’den satışa sunuluyor. Cumhurbaşkanlığımız bu fiyat artışlarına müdahale edilmesi gerektiğini her ne kadar ifade etse de atı alan ne yazık ki Üsküdar’ı geçiyor. Serbest pazar ekonomisi olan bir ülkede bunlara müdahale edemiyorsunuz. Fiyatların yükselmesini istemiyorsak bunlara rakip olmak zorundayız. Fakat devlet eliyle yapılan bazı fiyat yükseltileri var bunu anlamakta da güçlük çekiyoruz. Olayı siyasi boyutundan ayırıp Türkiye’nin reel ekonomisine bakmamız gerek. Olayın realitesine baktığımızda da sıkıntı yüksek seviyelere ulaşmış durumda. Çiftçi önümüzde ki yıl tarlasını nasıl ekecek veya gübresini nasıl atacak ve oradan alacağı hasadın karşılığında kaç kilo ürün elde edecek. Bunun analizinin yapılmasında büyük fayda var. Biz ekonomist değiliz ancak bizim de görebildiğimiz şeyler tabii ki var. Mesela çiftçinin işinin çok zor olduğu. Çiftçi artık para kazanamıyor. Hangi parayla tohumunu gübresini araziye tam olarak atacak. Bizde şöyle bir anlayış var; toprak analizi yapılmış olsa da arazinin dönümüne toprak altı 25 kilo atılır. Yani toprağın dönümüne yılda 50 kilo gübre atmak zorundasın. Bunun başka bir tarifi olmuyor. O zaman bir dönüme iki torba gübre atıyorsan ve bununda maliyetine bakıyorsan ektiğin ürünün maliyeti seni kurtarıyorsa problem yoktur ancak kurtarmıyorsa neden tarlayı eksin ki bir de bu taraftan bakmak lazım” diye konuştu.

“İleride tarım yapacak insan kalmayacak”

Tarım ve hayvancılığın geleceği hakkında ki düşünlerini de ifade eden Özkurnaz şu şekilde konuştu; “Çanakkale bölgesinde 11.900 tane süt işleme tesisi var. Kırsal da ki işletmeciliğin ne kadar yoğun ve yüksek olduğunu bu sayıdan çıkartabiliriz. Ancak bu süt hayvancılığında da böyledir, kurtarmıyorsa neden hayvanını sağıp, baksın. Fakat çiftçinin yapılacak başka bir iş de elinde yok. Kırsal kesimde yaşamak çiftçiye ceza vermek anlamını ifade etmemelidir. Çiftçi bu hislere kapılmamalıdır. Köyde yaşayan insanlara daha fazla destek vermek gerekir ki köyünde durup, ekonomisini güçlendirebilsin. . Kırsal da yaşayan insan nüfusunun azaldığı bir süreçteyiz. Artık köyde yaşayan genç kalmadı. Bu hayvancılığı yapan ve tarımı yapacak olan bireylere baktığımız da 45-50 yaş üzerinde insanlar hayvancılık yapıyor. Çanakkale’nin 565 köyü var fakat bu işi yapacak köylerinde genç yok. 3-5 sene sonra insanlar 60-70 yaşlarına geldiğinde istese de bu tarımı yapamayacak. Araziler de bunun karşılığında boş kalacaktır. Bu doğrultuda ulusal basında ya da yerel haberler de görebildiğimiz 4 milyon hektar arazinin ekilmediği, topraktan insanların uzaklaştığı ve bu durumdan kaynaklı olarak gelecekte de arazilerin boş kalabileceği…”

“Tarımı göz ardı edemeyiz”

Tarım ve topraklarımızın önemine de dikkat çeken Özkurnaz; “Kuru tarımın yapılacağı hasat edileceği yerler muhakkak var ancak ortada bir yanlışlık söz konusu. Bu yanlışlığı çözmek önemli olan. Bu konuyla ilgilenecek binlerce ziraat mühendisimiz, binlerce ekonomi mühendisimiz, binlerce eğitimcimiz var. Tarımı göz ardı etmemek zorundayız. Ülke geneline baktığımızda bizim üreten bir toplum olmamız lazım. Çünkü Türkiye coğrafyasına baktığımızda üç tarafı denizlerle çevrili %52 si orman olan bir ülke. Belki de dünyanın en güzel topraklarında yaşamımızı sürdüren bireyleriz. 4 mevsimi aynı günde yaşayabilen bir coğrafi yapıya sahibiz. Bereketli topraklarımız var. 12 milyon hektar sulanabilir araziye sahibiz. Böyle zengin topraklar da dünyaya geldiğimiz için şükretmemiz gerekir. Ancak çok enteresandır ki Hollanda ülkemizin Konya toprakları kadar olan bir ülke. Ama 116 milyar dolar ürün ihracatı var. Bunu bir düşünüp sorgulamak gerekir kendimize. Çünkü bu ülkede 116 milyar dolar kadar bir tarım ihracatımız yok. Demek ki bizim topraklarımız ekilmiyor topraktan insanlar uzak duruyor“ ifadelerini kullandı.

“Üreten bir toplum olmalıyız”

“Biz gıda ürünlerimizi yurtdışından ithal olarak getiriyorsak, ülkemizde ki yöneticilerimizin ve yaşayan insanlarımızın şapkayı önüne koyup bir düşünmesi gerekir” diyen Özkurnaz; “Artı ülkemizde yine tarım ve hayvancılığı bir bütün olarak ele almalıyız.Çünkü hayvancılık varsa tarım vardır. Tarım varsa hayvancılık vardır. Her şeyi hazır almak tabii ki en kolayıdır ancak her şeyi hazır almakla da bu işlerin olmayacağını anlamalıyız. İthalat da bir yere kadar, sonuçta her ödediğin para yurtdışına ödediğin dolar demek. İç borcunu da bozar dış borcunu da etkiler. Biz üreten bir toplum olmalıyız ve üreten bireylerin de bir kazancı olmalı ki üretim artsın. Bende sonuç itibariyle bir çiftçiyim. Yani hayvancılık yapan tarım yapan bir bireyim. Ben topraklarım da, kendi arazimde ekipte para kazanamıyorsam bu araziyi neden ekeyim diye soru işareti ile karşı karşıyayım. Bunu ben söyleyebiliyorsam bir başka çiftçi de aynı şekilde sıkıntısını gündeme getirecektir. Ayrıca bu bahsettiğimiz tarımsal ürünlerde herhangi bir denetim de yok. Tarım krediler bu ürünleri satıyor. Orda her ne kadar bağımsız olsa da sonuçta bunların hammaddeleri, ithal gelen ürünlerden oluşuyor. İthalatta dolara bağlı, dolar yükselirse hammadde fiyatları yükseliyor dolar düşerse hammadde fiyatları da düşüyor. Fakat dolar son günlerde düşüşe geçmesine rağmen, fiyatlar da gözle görülen bir düşüş hala yok çünkü ürünün devamı var mı yok mu o tereddüt söz konusu. Bugün hammadde geldi ama yarın gelecek mi o belirsiz. Zaten ülkede ham madde sıkıntısı da var. Daha sonra ham madde hiç kalmayacak ve belki de biz bunları piyasada bile bulamayacağız” şeklinde konuştu.

“Tarım ve üretim planlaması yapmalıyız”

Fiyat artışlarına ancak planlı üretim ile engel olunabileceğini kaydeden Özkurnaz; “Dünya da serbest pazar ekonomisinde kazan-kazan politikası vardır. Kazanamazsan yok olur gidersin. Bu doğrultuda çiftçiye baktığımız da yoğun bir şekilde bankalara borçları olan insanlar. Yazılı basınlar da okuduğumuz ise tarımda 121 milyar lira çiftçinin borcunun olduğu… Bunları duymak bizim ülkemize yakışmıyor. Bu tarz ifadeler bizim ülkemiz insanıyla yan yana gelmemesi gereken cümleler… Türkiye’nin arazi yapısına baktığımız da hemen hemen 22 milyon hektar arazisi var. Ama bunların herhalde %50 si bankalara ipoteklidir. İpotek stresiyle yaşayan insanların da ya ömründen gider ya sağlığından gider. Evet tarımda teknolojiyi yaratmamız lazım. Ancak bunlar bireyin yapabileceği bir şey değildir. Her çiftçinin kendime büyük traktör alacağım demesinin de bir mantığı yok. Bunların hepsini birleştirirsek özellikle ilgili bakanlıklara büyük görevler düşüyor. Planlı bir tarım uygulaması olmadığı mühletçe ülkemizde tarımdan bir şey beklemek doğru değil. Her zaman planlı tarım ve üretim planlaması yapılmalı. Çünkü planlı bir tarım olmazsa neyi üretsen her şey elde kalıyor. Örneğin; kapya biberi Türkiye’de en çok yetişen bölge Yenice bölgesidir. Geçtiğimiz birkaç ay evvel kapya biberi maalesef yerlerde kaldı. Ne oldu plansız bir tarımın sonucunda başımıza gelen durum bu oldu. Bunun ekonomik zararını hesap edersek oradaki çiftçimiz de perişan oldu. Şimdi çiftçi bu durumda ne düşünüyor acaba seneye ekersem bunu satabilecek miyim? Kısaca bununla insanlar cezalandırılıyor aslında. Üreticinin bu kadar başıboş bırakılmaması gerekir. Planlı tarım uygulamasında akıllı işlem yapması gerekir ki başarıyı ve ekonomik kazancını elde etsin. Mesele özünde budur. Her şey planlı olsa üretim planlı yapılsa belki de şu konuşmaları hiç yapmıyor olurduk. Aynı zamanda ülkenin refah düzeyi daha çok yükselmiş ve ülkedeki insanlarımız ve çiftçimiz de mutlu olmuş olurdu diye düşünüyorum” dedi.

“Çiftçinin tarım ekonomilerini takip etmesi gerek”

Çiftçilere de tavsiyelerde bulunan Başkan Özkurnaz; “Hangi ürünü ekeceğini kendisinin iyi analiz etmesi... Duyumla görmekle olmuyor. Türkiye’de tarım ekonomilerini güzel takip etmeleri gerek. Birçok değişik yerlerden farklı farklı bilgiler alması gerek. Hangi ürünü ektiğinde devamlılığı olacaksa o tip ürünlere yönelmesinde fayda var. Ülkemizde her türlü ürünün yetişebildiği bir toprak yapısına sahibiz. Bu anlamda hep babadan gelme teknikten de uzaklaşması, teknolojiye daha çok önem vermesi gerekiyor. Artık bilgisayar çağındayız. O anlamda her gün ülkede ki tarımı da irdelemek önemli olan. Çiftçi hangi ürünü ekecekse o ürün hakkında bilgi sahibi olmak zorunda. Aksi takdir de her ürünü ekenin ürünü elinde kalırsa ya da ektiği ürünün bir karşılığı yoksa orada gelişi güzel tarımla ne yazık ki para kazanılmıyor. Bu konuda hassas olmalarını tavsiye ederim” şeklinde konuştu.

Özden Nur ÖZDEN

Kaynak: Haber Merkezi
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Haber Merkezi
Editör
H

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!
Yorum Yaz
Yorumunuz yönetici onayından sonra yayınlanacaktır.
Bizi Takip Edin
Henüz hesap eklenmemiş.
- REKLAM -