Gündem

Hasan Yücel; “Savaş biterse altın yeniden yükselişe geçecek”

Altın Madencileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Yücel, savaşın gölgesinde altın ve stratejik metallerin geleceğine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Yücel; “Savaşın kısa sürede biteceği yönünde izlenimler var. Savaş biterse, altın fiyatlarının tekrar yükseleceğini öngörüyoruz” dedi.

Hasan Yücel; “Savaş biterse altın yeniden yükselişe geçecek”

Jeopolitik gelişmelerin madencilik yatırımcılarına etkilerine değinen Altın Madencileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Yücel; “Jeopolitik krizler arttığında altın fiyatlarında herkes doğal olarak hızlıca yükseleceğini bekliyordu. Ama iki şeyi atlamamak lazım burada. Zaten 2025 yılında yüzde 50’ye varan altın fiyatlarında artış oldu ons bazında. Son dönemde İran savaşıyla birlikte de bu beklentiye yönelik hızlı bir çıkış oldu ama her jeopolitik kriz de kendi içerisinde farklı bir kriz yaratıyor. İhtimallerden biri olan petrol fiyatının iki katına çıkma hatta 150-200 doları zorlayacağı ihtimali gün yüzüne çıkınca bu sefer dünyada enflasyon baskısı tekrar faizlerin artırılabileceği öngörüsü ve hızla nakite dönüş, kitle problemi altın fiyatlarını biraz baskıladı. Bugün itibariyle de tekrar petrol fiyatlarında bir düşüş gözlemliyoruz. Savaşın kısa sürede biteceği yönünde izlenimler var. Genel pandemi ve Trump’ın politikalarıyla örtüşen altın fiyatlarının yükselme eğilimine döneceğini tekrar öngörüyoruz. Keskin bir düşüş olmadı ama ilk günkü gibi bir agresiflik de göstermedi. Ama bundan sonra petrol fiyatları tekrar düşerse bu savaş da biterse altın fiyatlarının tekrar yükseleceğini biz öngörüyoruz” dedi.

“Madencilik yatırımları uzun vadeli projeler”

“Belirsizliğin arttığı dönemlerde yatırımcılar daha temkinli davranır. Yüksek riskli projeler biraz gecikir” diyen Yücel; “Arama ve yüksek riskli projelere yatırımlar biraz azalır. Ama daha farklı düşünülür bu tür pozisyonlarda. Bugün petrolde yaşadığımız kriz gibi, dışa bağlılığımıza göre, ihtiyacımıza göre, kısa vadeli stratejik planlamalarımıza göre de iyi projelerinize de ters yönlü olarak hızlıca yatırıma geçme daha da artar. Ana prensip olarak bu tür dönemlerde kısa taleplerinizi karşılayacak pozisyonlar almaya herkes çalışır. Çünkü madencilik yatırımlarında çok hızlıca yatırımın tamamlanıp hayata geçeceği projeler değil, biraz daha uzun vadeli projeler. Yatırım süreçleri uzun, arama süreçleri çok uzun. Ama her ülkenin pozisyonuna göre de değişir. Dışa bağımlı olduğu mineral kaynağın göre de hızlıca pozisyon alıp, o mineral kaynağına göre de yatırımları hızlandıran ülkeler de olabilir. Ama temel prensip olarak kısmen yavaşlatacağını düşünüyoruz. Bu tür yaklaşımlar 2-3 sene projeleri öteler. Çünkü bunların finansman arayışları, izin süreçleri, prosedürleri çok uzun süreçlidir” şeklinde konuştu.

“Sektöre çok daha stratejik bakmalıyız”

Yücel sözlerini şu şekilde sürdürdü; “Bugün petrolde yaşananlar bize ders olmalı. Özellikle biz petrolde ve enerjide, büyük oranda da madencilikte dışa bağımlıyız. Eğer bazı madenlerde dışa bağımlıysanız yerli kaynaklarınızı zamanında hayata geçirmek, zamanında üretim yapmak, bundan kaynaklı cari açığı kapatmak çok stratejik bir öneme sahip. Bu tür jeopolitik krizlerin olduğu anlarda bunun önemini daha çok artırıyoruz. Madenlerde de dışa bağımlıyız. 100 küsür milyar dolarlık cari açığımızın yaklaşık yarısı da madenlerden kaynaklı. Bunun çok büyük 20-25 milyon doları altın madenciliğinden kaynaklı. O nedenle Türkiye’nin kendi kaynaklarını, bu 20-25 milyar doların biz 3 milyar dolarını üretebiliyoruz. Türkiye’nin 10-15 milyar dolarını ürettiğinde bu riski daha çok minimalize edecek. Bu kriz süreçlerini hem Merkez Bankası hem ülkenin genel ekonomik parametreler açısından da daha güçlü geçirecektir. O nedenle bu sektöre çok daha stratejik bakmalıyız. Ülkede üretmeyi çok daha önemsemeliyiz, teşvik etmeliyiz. Prosedürleri daha hafifletmeliyiz. Bir stratejik plan belirlemeliyiz.”

“Ülkede kaynakları hızlıca harekete geçirmek lazım”

Türkiye’de özellikle kritik mineralleri, altını, bakırı, kurşunu, çinkoyu, yeşil dönüşümde kullanılacak mineralleri ve kaynakları hızlıca harekete geçirmek gerektiğini ifade eden Hasan Yücel; “Üretmediğiniz her gram madeni dışarıdan almak durumundasınız. Dışarıdan aldığınızda da bugün belki ekonomik dışa bağımlılık parametresini konuşuyordunuz ama başka senaryolar da şimdi açığa çıktı. Stratejik olarak bağımlı olduğunuz hammaddeyi bir ülke, jeopolitik risklerin arttığı dönemde satmadığı zaman da bunun kıymetini daha çok anlamış olacaksınız. Türkiye bu saydığım mineraller açısından kendi kaynaklarına stratejik adımlarla ciddi şekilde yoğunlaşmalı. Buraya risk sermayesini, kurumsal yatırımcıları çekmeli ve bunlarla ilgili de arge yatırımlarını hızlıca tamamlamalı” ifadelerini kullandı.

“Türkiye’nin 10-12 bin ton civarında yeraltında potansiyelinin olduğunu öngörüyoruz”

Altın açısından bakıldığında, Türkiye’nin 10-12 bin ton civarında yeraltında potansiyelinin olduğunu öngördüklerini söyleyen Yücel; “Bunun yaklaşık yüzde 30-35’ini görünür hale getirebildik. Bununla ilgili 10 milyar dolarlık bir risk sermayesine ihtiyacımız var, arama yatırımlarına ihtiyaç var, devamında da tesis yatırımlarına ihtiyaç var. Türkiye’nin yastık altında da böyle bir potansiyeli var. Merkez bankalarının rezervlerinde de yaklaşık yüzde 55-60 aralığında değişiyor fiyatlara göre. Bunu ürettiğinizde ekonomik anlamda da çok sağlam duruyorsunuz. Bizim 10 bin ton potansiyelinde 30 ton üretmemiz, bu potansiyel içerisinde inanılmaz düşük bir oran. Bu hedefi çok hızlıca 5 yıl içerisinde 100 tona çıkarma stratejisi de var hükümetin. Bununla ilgili adımları daha sert, agresif atmak lazım ve üretimi teşvik etmek lazım. Türkiye bu konuda son 15-20 yılda inanılmaz atılım yaptı. İnsan kaynağıyla ilgili atılımlar yaptı, proseslerin çalıştırılmasıyla ilgili, arama teknolojileriyle ilgili yatırımlar yaptı. Bundan sonra da daha çok teşvik edilip bu yatırımların hayata geçirilerek en azından bu 10 bin ton içerisindeki üretimimizi yüzde 1-2’ye çıkardığımızda da cari açığımızın da çok önemli bir kalemini bertaraf etmiş olacağız” dedi.

“Aslında Türkiye’de üretim 40 tonun üzerindeydi”

Yücel sözlerini şu şekilde sürdürdü; “Hem yerel hem yabancı sermayeli yatırımcıda böyle bir iştah var ve bu da devam ediyor. Aslında Türkiye’de üretim 40 tonun üzerindeydi, bu İliç’de yaşanan kazadan sonra üretim kısmen düştü. Şimdi hayata geçmiş bir satış süreci gündemde. Orası da faaliyete geçerse tekrar 40 tonlara, devamında da 70-80 tonlara, 5 yıl içinde de 100 tonlara çıktığında da bu fiyatlarda Türkiye’nin Yaklaşık 10 milyar doların üzerinde altın üretimi gerçekleşmiş olacak. En önemli cari açık kaleminde de yüzde 50-60’lara varan düşüşler gerçekleşecek ve Türkiye’nin ekonomisine çok ciddi katkı sunacaktır.”

“Yatırımcı ilgisi devam ediyor”

Yatırımcı ilgisinin devam ettiğini kaydeden Yücel; “Yatırımcı ilgisi devam ediyor. Şöyle ki hem altın özellikle enerji dönüşümüyle ilgili, bakır talebinin artmasıyla ilgili, bakır projelerine olan ilgi, lityum projeleri, bunların finansman kaynakları. Son dönemde yaşanan bu jeopolitik kırılmalardan dolayı özellikle ülke kaynakları üzerinde nasıl iş birlikleri yapacağıyla ilgili görüşmeler de çok oldu. Çünkü hükümet temsilcilerini de çok gördük orada. Eskiden Amerika ve Kanada hem finansman hem madencilik sektöründe çok birlikte hareket eden ülkeler pozisyonundaydı ama Trump’ın son politikalarından dolayı orada da bir ayrışma görüyoruz. Hem Türkiye’ye hem diğer ülkelere çok ilgili olduğunu gözlemledik Kanada’nın. Körfez ülkelerin Afrika’daki birikmiş sermayesiyle yatırımları, çoğu ülkenin Afrika’daki maden potansiyeline yönelik ilgi duyması. Orta Asya’daki maden yatakları, onların maden potansiyeliyle ilgili çalışmaları gözlemledik. Bahsettiğim yeşil dönüşüm, enerji dönüşümü, dijitalleşme ve savunma sanayinde kullanılan kritik hammaddelerle ilgili talebin yükselerek devam edeceğini ve yatırımcının da bu yönde yatırımlarına devam edeceğini gözlemledik. Ülkelerin nereye yoğunlaşacağını da gözlemledik” ifadelerini kullandı.

“Türkiye’nin etkilenmemesi mümkün değil”

Altın Madencileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Yücel sözlerini şu şekilde sürdürdü; “Umut ediyoruz ki petrol fiyatları bahsedilen ölçüde yükselmez. Yükseldiğinde ülkede öncelikle yatırımlarla ilgili bir geri çekilme olur. Çünkü yatırım maliyetleri de yükselecek. Ama bir yandan da normal kriz süreçlerinde hayatınızı idame ettirebilmeniz için de kritik hammaddelere ihtiyacınız var. Onunla ilgili bu gerginlikte üretim yapılamıyor, üretim yapılamayınca enerji üretemezsiniz. Çünkü bunun devamında şöyle bir risk de olacak: Enerjiyle ilgili petrol fiyatları yükseldiğinde, enerjiyi de üretemediğinizde ülkede başka problemler başlayacak. Bizim için şöyle bir risk de var. İran’da kriz böyle devam ederse orada gıda problemi başlayacak, elektrik üretimiyle ilgili problemler başlayacak. Oranın üretimi olmadığında bu sefer göçü tetikleyecek. Biz de İran’ın komşusuyuz, oradan Türkiye’nin etkilenmemesi mümkün değil. Ama Türkiye’nin kendi kaynaklarına hızla evrilirse bunu kendi kaynaklarıyla bir dönem daha idame ettirecek kendi potansiyeli, havzası var. Turizmi çok ciddi şekilde etkileyecek, havacılığı görüyoruz. Bunun etkilenmemesi hem finansal hem normal gıdada mümkün değil. En ciddi etkilenecek ülkelerden biri de biz olacağız.”

Kaynak: Haber Merkezi
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Etiketler :
Gürhan Kökçak
Editör
G
Editör Hakkında

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!
Yorum Yaz
Yorumunuz yönetici onayından sonra yayınlanacaktır.
Bizi Takip Edin
Henüz hesap eklenmemiş.
- REKLAM -