Gündem

Güler; "Madencilik insan için, çevre için, toplum için yapılır" (30.06.2020)

Kaleninsesi Gazetesi’nin hazırladığı ‘Çanakkale’nin Değerleri’ isimli canlı yayının ilk bölümü kaleninsesi.web.tv’de yayınlandı...

Güler; "Madencilik insan için, çevre için, toplum için yapılır" (30.06.2020)

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nden Prof. Dr. Taki Güler, Kaleninsesi Gazetesi tarafından hazırlanan Çanakkale’nin Değerleri programına katıldı. Madenler hakkında önemli bilgiler veren Güler; “Madencilik eğer topluma rağmen yapılıyorsa, çevreyi mahvediyorsa, insanın yaşamını zorlaştırıyorsa orada madencilik yapılmıyordur” dedi.

Kaleninsesi Gazetesi tarafından; yaşadığımız toprakları tanımak, tanıtmak amacıyla ‘Çanakkale Değerleri’ adı ile hayata geçirilen yeni programına Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nden Prof. Dr. Taki Güler konuk oldu. Madenler ile ilgili önemli konuların ele alındığı programda konuşan Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nden Prof. Dr. Taki Güler; “Cevher hazırlama bir madencilik terimidir. Öncelikle ‘maden nedir’ sorusunu sormamız lazım, maden hayattır. Yediğimiz yemek sofraya madencilik ürünleriyle geliyor; pişirilmesi, servis edilmesi veya güvenilir sağlıklı ortamlarda madencilik ürünleriyle yaşıyoruz, bir binanın yapımında kullanılan tuğla çimento, kireç, cam gibi bunların hepsi madencilik ürünüdür. Bir yerden bir yere ulaşımda kullandığımız tren, uçak, otomobil gibi ulaşım araçları. İletişimde kullandığımız telefonlar, bilgisayarlar bile bir madencilik ürünüdür. Yani madencilik hayattır madensiz hayat mümkün değildir. Madencilikten önce mühendisliğin ne olduğuna da bakmamız gerekiyor. Mühendislik, doğanın ve doğal olanın toplum yararına dönüştürülmesi sürecini kapsayacak şekilde bilimin rehberliğinde insanlığın yararına ürünler ortaya koyma sanatıdır. Doğal olarak burada yaptığımız doğayı dönüştürmek. Çevre dostu yapmak zorundayız çünkü insanlık için üretim yapıyoruz ama şu var doğayı dönüştürdüğünüze göre belli bir şekilde çevreye etkisi tüm mes uygulamalarının, Madenciliğinde, metalurjinin de, makinenin de, inşaatın da hepsinin veya çevreyi koruma amacıyla kullanılan teknolojik uygulamalarında çevresel etkileri vardır” diye konuştu.

“Madenciliğin öncesini ve sonrasını bilmemiz, madenciliğin konumunu anlamamız açısından önemlidir”

Madencilik süreçlerinin bilinmesinin önemli olduğuna dikkat çeken Güler; “Madencilik ise yer kabuğundan ekonomik değere sahip cevherin çıkarılması ve tüketim alanına uygun hammadde haline getirilmesi sürecidir. Madencilik, yer kabuğuna müdahale demektir, fiziksel bir süreçtir. Madenciliğin öncesini ve sonrasını bilmemiz madenciliğin konumunu anlamamız açısından önemlidir. Madenin öncesinde bir arama süreci yapılır sonra maden üretilir ve sonraki süreçtede kullanım alanına uygun şekilde değerlendirilir. Örneğin seramik, çelik, metal gibi şeyler üretebiliriz sonrasında diğer mühendisler bu üretilen malzemeyi kullanırlar. Bunları nasıl tanımlarız, üç aşaması var bizi ilgilendiren ikinci aşama yani çıkarılan madenin metalürjik süreçlere uygun hammadde haline çevrilmesi yani cevher hazırlama. Cevher hazırlama nedir diye de sorarsanız, ‘Yer kabuğundan çıkarılmış cevherdeki ekonomik değere sahip mineral veya minerallerin bir sonraki işlem için belirli bir saflığa getirilmesi ve ekonomik değeri olmayan kısmın ayrılıp atılması işlemidir.’ Yani demek ki yerkabuğundan biz saf ve temiz olarak maden çıkaramıyoruz ve çıkardığımız maden içerisinde değerli ve değersiz mineral varmış” ifadelerini kullandı.

“Madenden çıkarılmış ve herhangi bir işlem yapılmamış cevhere de ‘tüvenan cevheri’ diyoruz” diyerek sözlerine devam eden Güler; “Tüvenan cevheri üzerine işlemlerimizi yapıyoruz ve onu bir sonraki sürece hazırlıyoruz, burada amacımız saflığı arttırmak. Cevher hazırlamanın her sisteminde 2 temel süreç vardır; 1.’si serbestleştirme, 2.’si zenginleştirme. Cevher hazırlamaya kabaca ‘ayıklama’ diyebiliriz. Serbestleştirme aşamasında taneyi küçük boyutlara indirmemiz gerekiyor. 1.’si kırma daha sonrası öğütme. Kırma işleminin sonucunda değerli ve değersiz mineraller birbirinden ayrılmıyorsa yani yeteri kadar serbestleşmiyorsa bir sonraki aşamaya geçeriz yani öğütme. Öğütme sonucunda serbestleşme sağlanana kadar tane boyutunu küçültürüz, amacımız ayıklanabilecek değerli ve değersiz tanelerin birbirinden ayrılacak kadar küçük olması, değerli ve değersiz taneleri birbirinden ayıklamak. Cevher hazırlamanın ilk boyutu budur. İkinci süreci ise, zenginleştirme süreci. Zenginleştirme sürecinde de serbestleşmiş taneler birbirinden ayrılır, değerli mineraller bir tarafa değersiz mineraller bir tarafa. Bu işlem sonucunda genellikle konsantre ve artık olarak iki ürün alırız ama bazen serbestleştirme eğer yeterli düzeyde sağlanamamış olursa konsantre, artık ve bir ara ürün alırız. İşte bu ara ürün yeteri kadar serbestleşmemiş, değerli minerali yüksek o yüzden biz bu ara ürünü atamayız cevherin değersiz kısmı gibi atamıyoruz. O zaman bu ürünün tekrar boyut küçültme işlemine tabi tutulup serbestleştirilmesi ve tekrar zenginleştirilmesi lazım.”

“Elle ayıklamanın yetersiz olduğu durumda yoğunluğa dayalı zenginleştirme de yaparız”

Prof. Dr. Taki Güler sözlerini şu şekilde sürdürdü; “Zenginleştirme işleminin sonucunda cevheri zenginleştirme işlemini kaba bir tabirle ‘ayıklama’ olarak tabir edebiliriz. Zenginleştirme yöntemlerimiz şöyle; ayıklama ile zenginleştirme, yoğunluğa dayalı zenginleştirme, manyetik zenginleştirme, elektrostatik zenginleştirme, flotasyon ile zenginleştirme ve liç. İlki ayıklama ile zenginleştirme eğer tane boyutu iri boyutta serbestleşiyorsa 3-4 cm üzerinde daha iri boyutta serbestleşiyorsa o durumda taneler rahatlıkla çıplak gözle ayırt edilebilir ve birbirlerinden insan gücüyle ayrılabilir buna elle ayırma diyoruz. Bazen de elle ayırma olmadığında otomatik ayırma cihazlarıyla gerçekleşir. Bu ayırma cihazları tanenin yoğunluğuna göre çalışabilir, tanenin ışığı yansıtma özelliğine göre çalışabilir, radyoaktivitesine göre gibi farklı özelliğine göre çalışan cihazlar vardır. Bir mikro-işlemci bir bilgisayar ünitesi kullanılarak taneler rahatlıkla birbirlerinden ayrılabilir. Eğer iri boyutluysa buna elle ayıklama ince boyutta yapılıyorsa otomatik ayıklama, mekaniz ayıklama denebilir. İkincisi yoğunluğa dayalı zenginleştirme tane boyutu biraz daha küçükse bu durumda, elle ayıklamanın yetersiz olduğu durumda yoğunluğa dayalı zenginleştirme de yaparız. Tanelerin arasında yoğunluk farkı varsa akışkan bir ortamda taneler yoğunluklarına göre sınıflandırılır az yoğundan çok yoğuna doğru sınıflandırılırlar. Çok yoğunlar bir tarafa az yoğunlar bir tarafa şeklinde hangisi değerli kısımsa o alınır diğer kısım atılır. Alınan üründe eğer yoğun minerallerin olduğu değerli kısım konsantredir.”

Manyetik zenginleştirme

“Bir diğer yönetimimiz manyetik zenginleştirme, yine ayıklama var. Minerallerin yoğunluk farkı değil de manyetik duyarlılık farkından yararlanılır” diyen Güler; “Bazı mineraller manyetik alandan etkilenir bazı mineraller etkilenmez bu mineralleri birbirinden ayırmak için manyetik ayırıcılar kullanırız. Manyetik ayırıcılar değerli ve değersiz kısmı birbirinden ayırırlar, manyetik taneler mıknatıslarla çekilir manyetik olmayanlar çekilemediği için birbirinden ayrılmış olurlar. Elektrostatik zenginleştirme diğer bir zenginleştirme yöntemi. Elektrostatik zenginleştirmede tanelerin elektrik üretkenliğinden faydalanılır, bazı taneler iletken olabilirler, bazı taneler yarı iletken olabilirler, bazı taneler yalıtkan taneler olabilirler. Cevher tek tabaka halinde bir yüzeyden akarken cevher tanelerinin üzerine elektron bombardımanı uygulandığı zaman iletken tane aldığı elektronları rahatlıkla topraklanmış yüzeye aktarabilir, yalıtkan tane aktaramaz bu durumda iletken tane ve yalıtkan tane birbirinden ayrılır. Nasıl ayrılır derseniz yalıtkan tane pozitif yüklü bir yüzeye yapışırken iletken tane serbest, savrularak akıp ayrılabilir. Eğer iletken tane eğer zengin kısmı değerli kısmı içeriyorsa buna konsantre deriz, eğer yalıtkan tane zengin kısmı içeriyorsa tutulamayan tanelerin olduğu kısma konsantre deriz” şeklinde konuştu.

“Flotasyon en çok uygulanan yöntemlerden birisi”

Flotasyon’un en çok uygulanan yöntemlerden birisi olduğunu dile getiren Güler; “Flotasyon da fiziksel bir zenginleşme yöntemidir. Flotasyon 19. Yüzyılın sonunda 20. Yüzyılın başlarında geliştirilmiş ve uygulanmış bir yöntemdir ve şu an en yaygın olarak uygulanan yöntemdir. Flotasyon ile zenginleştirmede mineralin fizikokimyası ve yüzey özelliklerinden yararlanırız. Belli kimyasallar kullanılarak mineralin yüzey özelliği değiştirebiliriz, bazılarını ıslanmaz hale getiririz bazılarını ıslanır hale getiririz. İstediğimiz mineralin yüzeyini kaplayarak bir filmle kaplamış gibi bu tanenin ıslanmamasını sağlarız, bazılarının da ıslanması için farklı kimyasallar kullanırız. Flatasyon küpü içerisine reaktif köpücü eklenir. Köpücü reaktif eklendikten sonra ortama hava üflendiğinde küçük baloncuklar kabarcıklar oluşturulur, köpük oluşturulur. Bu köpürücü reaktif sayesinde dayanıklı bir köpüğe dönüşür. Köpücü reaktif’in işlevi sağlam köpükler oluşturmak. Köpücü reaktifi oluşturma sebebimizde küp içerisinde ıslanmayan tane köpük fazına yapışarak köpük fazı ile kaldırılacaktır.” dedi.

“Sonuncu yöntem ise Liç”

Güler açıklamasının devamında şu sözlere yer verdi; “Sonuncu yöntem ise Liç, yaptığımız yöntemlerdeki yani ayıklama ile zenginleştirme, yoğunluğa dayalı zenginleştirme, manyetik zenginleştirme, elektrostatik zenginleştirme, flotasyon ile zenginleştirmelerdeki hedef bir sonraki süreç için bir ürün, konsantre hazırlama. 100 ton cevheri zenginleştirme sonucunda 7.2 ton konsantreyi elde etmişiz 92.8 ton ayrılıp atılmış. Buna gerek var mı derseniz evet var çünkü bir sonraki süreç metal üretimi. Metalurji ikiye ayrılır; hidrometalurjik süreçler ve Pirometalurjik süreçler. Pirometalurjik süreçler ısıyla gerçekleşen süreçler yani metal üretiminde kullanılıyor. Metal üretimi ısı gerektirir ısı demek karbon emisyonu demek yani 100 ton cevheri eritip metal üretmek var veya 7.2 ton konsantreyi eritip mi metal üretmek mantıklı bunu hem ekonomi hem çevre açısından değerlendirdiğimiz zaman cevher hazırlamanın zorunlu olduğunu görüyoruz. Çevreye salınan karbona dikkat edilmesi gerekiyor, metal üretilirken yaşadığımız çevreyi de düşünmemi lazım. Sonuçta hangi enerji türünü kullanırsanız kullanın çevreye ister istemez belli düzeyde bir zarar verirsiniz. Onu minimize etmek, insanların bundan maksimum fayda kazanması lazım. Hidromatalurjik süreçte akışkan ortamda Pirometalurjik süreçte ısıyla bir süreç olur.”

“Metallere ihtiyacımız varsa madencilik yapılmak zorunda”

Madenciliğin yapılması gerektiğini dile getiren Güler; “Çanakkale üzerinden gidersek Liç işlemi deyince akla hemen altın ve siyanür geliyor. Çok küçük rakamlarda altın cevheri var bunu eğer zenginleştirmek mümkünse kimyasal prosestle, liç yöntemiyle altını kazanabilirsiniz veya bazen de zenginleştirmek mümkün değildir bu durumda direkt altın kazanımında direkt cevher üzerine liç kimyasalı verilebilir. Cevher yeraltından çıkarılıp üzerine siyanür verilir ve siyanür tam içine karışma esnasında altını çözer biz de buradan çözeltiler alabiliriz. Sorunlu olan kısım atıklardaki siyanür oranıdır, zaten çevrecilerin kaygıları da tam bu noktada. Bu siyanürlü sıvı eğer yeraltı sularına karışırsa, toprağımızı kirletirse bizim yaşam alanımızı yok eder. Tüm mühendislik uygulamalarının olumlu yanları da vardır olumsuz yanları da vardır ama önleminizi alırsanız olumsuz yanlarını minimize edebilirsiniz. Altının içinde Çanakkale üzerinde yığın işleyeceğiz ya da tank içi uygulama esnasında. Yığının içinde sorun nedir sonuçta siyanür içeren bir uygulama yapıyorsunuz yığın içindeyse yıkamak zorundasınız ya da tank içi uygulamada altını alınmış çamuru atacaksınız atık barajlarına buradaki siyanürün bertaraf edilmesi lazım. Eğer imkanlarınız yerinizin geçirgenliği çok düşükse, uzun vadede çevresel kaygı oluşturacaksa doğal bozulma en ucuz yoldur ama riski de yüksek o yüzden siyanürün geri kazandırılması lazım. Metallere ihtiyacımız varsa madencilik yapılmak zorunda.” dedi.

“Sağlıklı bir çevre olmazsa madenciliğin bir anlamı olmaz”

Çevre konusuna da dikkat çeken Güler; “Madencilik insan için, çevre için, toplum için yapılır. Madencilik eğer topluma rağmen yapılıyorsa, çevreyi mahvediyorsa, insanın yaşamını zorlaştırıyorsa orada madencilik yapılmıyordur. Burada ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün bir sözünü hatırlamamız gerekiyor; ‘Memleketimiz baştan sona kadar hazinelerle doludur. Biz o hazineler üstünde aç kalmış insanlar gibiyiz. Hepimiz bütün bu hazineleri meydana çıkarmak, servet ve refahımızın kaynaklarını bulmak göreviyle yükümlüyüz.” der büyük önder. Yani Uygar bir toplumda, zengin bir toplumda yaşamak istiyorsanız, cehaleti sefaleti yenmek istiyorsanız madencilik yapılacak. Madenler bizim öz varlıklarımız ülkemizde madenler devletindir yani bizimdir ve bu öz varlıklarımızı en iyi şekilde değerlendirmemiz lazım bugünü değil yarını düşünerek değerlendirmemiz lazım. Bunlar gelecek nesillerin zenginlikleridir. Burada anayasayı hatırlamamız gerekiyor. “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.” Yani biz elbette sefaleti yenelim daha zenginleşelim daha güçlü bir ülke olalım ama çevremizi de unutmamamız lazım. Biz o çevrede yaşıyoruz, sağlıklı bir çevre olmazsa madenciliğin bir anlamı olmaz. Bir taraftan yaparken bir taraftan yıkmak hiç doğru değildir. Mühendislik uygulamaları insan için yapılır, insana rağmen topluma rağmen değil.” ifadelerini kullandı.

Enishan Keskin

Kaynak: Haber Merkezi
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Haber Merkezi
Editör
H

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!
Yorum Yaz
Yorumunuz yönetici onayından sonra yayınlanacaktır.
Bizi Takip Edin
Henüz hesap eklenmemiş.
- REKLAM -