‘’EMEĞİ OLAN HERKESE SAYGI, HÜRMET VE TEBRİK EDİYORUM’’
Aslında hiçbir şey yapmadan Troia Yılı’nı eleştirmek yanlış. Yani mutlaka yapılan güzel şeyler var, sarf edilen emekler var. Ancak ben daha öncede söylemiştim, bu konuda çok hızlı bir süreç yaşandı. Bu konuyla ilgili yurt dışında bu kapsamda çalışma yapacak bir ülkeyle karşılaştığınız zaman adamlar en az 2-3 yıl önceden hazırlık yapıyorlar ve sivil toplum kuruluşlarıyla konsorsiyum sağlıyorlar. Projeler hazırlanıyor, projelerle ilgili fonlar hazırlanıyor, kaynaklar hazırlanıyor yani sadece afişte kalan bir yıl olmuyor onların bu faaliyetleri. Ne oluyor? Derinliği olan ve bu konuda verilen mesajların çok önceden ayarlandığı, planlandığı bir çalışma oluyor. Benim o anlamdaki eleştirimde oydu. Tabii eleştiriler olacak ki daha güzelini, daha doğrusunu bulalım. Bundan rahatsız olan insanlar olacaktır, olsunlar ama ben doğru bildiğimi söylemeye devam edeceğim. Benim eleştirim bunaydı. Yani bir çalışma bir yılda pat, küt hazırlanıp tamam, bunun öncesinde bu projeyi hazırlayan arkadaşlar belki 6 ay daha üzerine koyduğumuzda 1 buçuk yıllık bir emek verdiler. Emeklerine sağlık, bu konuda çalışma yapanlar, Kültür, Turizm İl Müdürlüğü çok yoğun bir diplomasi yürüttü ama ben diyorum ki biz planlamayı ne olur artık Avrupalılar gibi yapalım. Adamalar yıllar önceden bir takım şeyleri planlıyorlar ve planlarken de gözden kaçan hiçbir nokta kalmıyor. Yaptıkları etkinliklerde böyle flaş etkinlikler oluyor. Bu etkinliklerin halka kadar, genele kadar, tabana kadar yayılması gerekiyor. Yani burada ki bu yıl etkinliklerini herkesin biliyor, görüyor, takip ediyor olması lazım ve Türkiye’nin her yerinden de takip edilmesi gerekiyor. Tabi valilik üzerine düşeni yapmıştır o kısa sürede çok aktif olarak bin tane işinin arasında bu faaliyete de bir emek sarf etmiştir. Emeği olan herkese saygı, hürmet ve tebrik ediyorum ama bence olması gereken planlama bazında, fonlama bazında, sivil toplumun yani sadece devletin, Kültür Bakanlığı’nın değil herkesin katılımıyla, herkesin paylaşımıyla güzel şeyler yapılsın istiyorum ve öneriyorum. Benim eleştirim budur.
‘’MARKA OLARAK, İSİM OLARAK DÜNYANIN EN ÖNEMLİ KENTİYİZ’’
İlçelerde mutlaka yatırımlar yapılıyor. İlçelerde üniversite kampüsleri kuruluyor, hastaneler yapılıyor. İlçenin ihtiyacına yönelik, orada yaşayan insanların ihtiyacına yönelik yatırımları olumlu buluyorum. Şehrin gelişmesi için Çanakkale 540 bin nüfusu olan bir şehir, merkeze geldiğiniz zaman bu nüfus 120 bine kadar düşüyor. Aslında ilçe olarak gördüğünüz bir yerin 3’te biri olan bir nüfus yoğunluğuna sahibiz ama marka olarak, isim olarak dünyanın en önemli kentisiniz. Dolayısıyla şehrin artması da nitelik anlamında çok bir şey kazandırmaz ama nicelik anlamında ilçeleriyle beraber organik bağının kuvvetlendirilmesi lazım. Bazı lüzumsuz yatırımları minimuma indirmek lazım. Bence Çanakkale’nin en büyük problemi ulaşım, ben Biga’dan otobüsle buraya bir saatte geliyorsam hızlı trenle 20 dakika da geliyorsam hızlı tren gibi bir alternatifim olursa ilçenin ile bağlanmasıyla ildeki ticari potansiyel de artacaktır, ilçeden ile gelerek ihtiyaçlarını gideren eş benzer yatırımlarında yapılmasına mani olacaktır. Eş yatırımlardan kurtulduğunuz zaman şehirden bunalan insanlarında kendi memleketlerinde yaşamasına alternatif olacaksınız. Şöyle ki; adam Kocaeli’nde yaşıyor, İstanbul’da çalışıyor. Yani Çanakkale’nin bir de böyle bir problemi var. Ticari anlamda bir potansiyel olmadığı için gençlerimiz şehir dışına gitmek zorunda kalıyor. Nüfus yoğunluğu genelde yaşlı, bunları görüp bir planlama yapılması gerekiyor. Bu planlamanın da belediye, kamu işbirliğiyle olması gerekiyor. Ben burada kamu, belediye işbirliğini net olarak göremiyorum. Biz Türkiye Cumhuriye’ti Belediyesi’nin bir Türkiye Cumhuriyeti Valiliği ile bir probleminin olmaması gerektiğine inanıyoruz. Bakıyoruz ki bu anlamda da yanlış eşleşmeler oluyor. Bakıyoruz ki belediye yönetiminden yanlış hareketler oluyor. Bunları da esefle kınıyoruz.
‘’1915 Köprüsü tebrik edilecek bir yatırımdır’’
Çanakkale domatesiyle çok meşhur, Bayramiç elmasıyla meşhur yani Çanakkale özelinde Çanakkale’ye ait bir takım önemli simgeler var. Umurbey şeftalisi bence dünyanın en büyük şeftalisi, Lapseki’nin kirazı vs. yani bu anlamda, tarım anlamında çok önemli bir coğrafya da yaşıyoruz. Dolayısıyla tarımsal anlamda doğal, organik ürün anlamında Çanakkale olarak Türkiye’de özel bir yerimiz var. Peynir anlamında Ezine Peynir’i dünyanın en iyi peyniridir. Bu alanların kaybolması, yok olması, bunların satılması söz konusuysa üzücü ama bunlar hala yerinde duruyor Lapseki tarafında sadece bir hareket var o kastediliyorsa, Çanakkale ulaşım anlamında ters bir yerde. Çanakkale aslında çok orta bir yerde jeopolitik konum olarak çok kilit bir noktada ama ulaşım olarak problem var. Bu ulaşımın hızlandırılması lazım en azından İstanbul ulaşımının hızlandırılması lazım bu anlamda 1915 Köprüsü tebrik edilecek, hakikaten önemli bir yatırımdır. Bu projeyi düşünen, tasarlayan, öncülük eden herkese bir Çanakkale olarak müteşekkiriz. Ulaşım anlamında Çanakkale’ye de çok şey katacaktır. Köprüleşme ve bu tip hareketlerle beraber bir takım yerlerde arazi rantı ortaya çıkar, bu doğal bir şeydir. Oraların değerlendirilmesi, oralara yerleşimin artması, oradaki tarım arazilerinin kaybı söz konusu olacaktır. Buna rıza göstermemiz lazım yani her şey insan için, hızlı erişim, hızlı iletişim için, hızlı şekilde bir yerlere gidip, gelebilmemiz için dolayısıyla köprü gerekiyorsa onun yarattığı ranta da razı olacağız. Tarım arazileri satılsın anlamında bir şey söylemiyorum, yanlış anlaşılmasın bu arazi rantı da köprüyle beraber gelecektir. Şu var; evet Umurbey şeftalisini yetiştirdiğimiz bir alanın satılıp yok edilmesi yanlış, bir zeytinliğin yok edilmesi yanlış bir şey. Böyle bir şey varsa buna karşıyız tabi ama normalde böyle bir rant doğuyor. Çanakkale’nin geneline baktığımız zaman böyle bir şey söz konusu değil, ben bunu görmüyorum. Bunu da abartmanın bir anlamının olmadığını düşünüyorum. Belediyelerimiz oralara yapılaşma izni veriyorlar. Gidin Kepez Sahili’nde tarım arazisi olarak gördüğümüz yerlerin büyük bir kısmı kayboldu, ev yapıldı. Sahil kısmında tarım arazisi olanlar da var. Yani yapılaşmayla birlikte insan ihtiyacı olarak bazı tarım arazileri kaybediliyor. Eğer biz tarım memleketiysek yapılaşma iznini de belediyeler veriyorsa tarım arazilerine değil de daha çok kıraç yerlere vermeleri lazım ki tepe alanlara teşvik etmeleri lazım. Yayılım olarak baktığınız zaman Çanakkale’de sahile doğru yayılıyor. Demek ki belediyelerimiz de dahil olmak üzere bunların bir önlem alması gerekiyor. Bu anlamda bir sıkıntı var. Bu sıkıntıyı hep beraber görmemiz gerekiyor. Birilerini eleştirirken boş eleştirmemiz lazım. Objektif olarak eleştirmemiz gerekiyor.
‘’ÜLKEMİZİN HER YERİNDEN ZİYARETÇİLER GELİYOR’’
Gelibolu Yarımadası’nın bu konuda yapılaşma ve oradaki izinler bağlamında müsteşar yardımcısı seviyesinde bir başkanlık tarafından bu işlerin koordine edilmesi çok mantıklı, makul, yerinden yönetim anlamında da çok başarılı bir karardır. Çanakkale ve Gelibolu Yarımadası, Türkiye’deki her insanın bir parçasının bulunduğu ortak noktamızdır. Yani bir kilimin desenleri gibi iç içe geçmiş bir Anadolu motifini biz Gelibolu Yarımadası’nda görüyoruz. Ben aslen Kayseriliyim, benim dedem Seddülbahir’de yatıyor. Memleketin neresinden olursa olsun her insanın mutlaka bir parçası var orada, bu bağlamda baktığınız zaman Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı’nın biraz daha interaktif, aktif bir şekilde orada, oraya ziyarete gelenlerle ilgili bir takım programlar yapması lazım. Bu anlamda imarla ilgili, karşı tarafta Kilitbahir Kalesi’nin restorasyonu falan vs. o anlamda orada yapılan çalışmaları takip ediyoruz. Orada Kültür ve Turizm Bakanlığı’yla paslaşılarak, orada restorasyon ve oraya gelen ziyaretçilere yönelik bir takım programlar yapılıyor. Bunlardan en başarılısını şöyle buluyorum; en başarılısı bence oradaki tiyatro ekibidir. Artık müzecilik anlayışı, gezi anlayışı interaktif bir düzeye çekilmiş durumda. Yani insanlara artık tiyatral bir yaklaşımla anlatacaksınız. Yani buradaki Çanakkaleli Abdulkadir Katra Tiyatrosu’nun Abide’de yapmış olduğu 20 dakikalık bir gösteri belki de Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı’nda bizim 5 saatte anlatacaklarımızı 20 dakikada anlatıyor. Buların geliştirilmesi lazım, interaktif müzecilik, görsel bir takım donelerle insanlara aktarımı, tiyatral anlamda aktarımların arattırılması lazım ama burada rehberlerin biraz daha eğitimlerinin pekiştirilmesi lazım. Bizde rehberlik anlamında rehberlik yapan insanlar bir sertifikasyon aldıkları zaman bitiyor. Yani bu doğru bir şey mi? Doğru bir şey değil. Her gün bir şey öğreniyoruz. Çanakkale’ye dair bilinmeyen bir sürü nokta var. Mesela istihbari anlamda ben biliyorum, bir takım araştırmalar yaptım, tarihçilerle görüşüyorum. 73 tane istihbari nokta varmış, yani dünya harp tarihinin ilk elektronik harp karıştırmasının yapıldığı bir alandan bahsediyoruz. Dünya’da ilklerin yaşandığı bir yerden bahsediyoruz ve işgal edilmek için ülkesine gelinmiş insanların hürriyet mücadelesinden bahsediyoruz. Türkiye’nin önsözünden bahsediyoruz. Dolayısıyla Türkiye’deki her insanı ilgilendiren bir yarımada da bahsediyoruz. Bu ada sadece bizi de ilgilendirmiyor. Avustralya’yı, Anzak’ı, Yeni Zelandalı insanları da dedelerini burada kaybettikleri için ilgilendiriyor. Bu bağlamda Türkiye’nin her tarafından, her insanın bu adaya gelip görme gibi bir isteği, talebi var. Belediyeler, yerel yönetimler bunların bir kısmını karşılıyor ama bu geliş gidişler sınırlı, insanlar Diyarbakır’dan, Van’dan, Malatya’dan yani memleketin her yerinden özellikle Gaziantep şu ara çok sık geliyor. Gaziantep’ten gelen insanlar 1,5 günlük yorgun, argın otobüs yolculuğundan ya da uçak yolculuğundan sonra bir otobüse dolduruluyor, bir içerisinde bir şeyler anlatılıp gönderilmek isteniyor. Çanakkale’yi anlayabilmek için bence daha uzun bir zaman ihtiyaç var. Çanakkale bizim ortak noktamızdır. Çocuklarımıza, gençlerimize, gelecek nesile aktarmamız gereken doneleri bize aktarıyor. Köklerimize dokunduğumuz noktadır Çanakkale, benim dedem burada yatıyor, benim köküm burada, ben köküme Seddülbahir’e gittiğim zaman dokunuyorum. Türkiye’nin her yerinden insanlar içinde aynı şeydir. Sadece Türkiye mi? Hayır, Türkiye dışından da savaşa katılan yerlerimiz var. Onun dışında da yavru vatan var. Yavru vatana ben çok sık gidiyorum, geçmiş dönemde de çok sık gittim. Yavru vatandaki bir köyde yaşayan insanla görüştüğünüz zaman ‘’Çanakkale’ye gelmek benim için çok önemli’’ diyor. Teşbih’te hata olmaz, teşbihtir bu; Umre’ye gitmek gibi görüyor adam. Tabii ki Umre’ye, Hacca gitmek, o farizaları yerine getirmek yani bir Müslüman için şart, İslam’ın şartı ama ondan sonra adam en önemli yeri Çanakkale’ye gelmek olarak görüyor. O noktada Hac’tan, Umre’den sonra ziyaret edilmesi gereken milli birliğimizin, Mehmetçik’in abideleştiği bir nokta olarak görüyor vatandaş. İfade ettiği şekilde söyledim yani bu bağlamda değerlendiriyorum ben ve Kuzey Kıbrıs’taki vatandaş böyle düşünürken Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı’nın memuriyet modun da, memur gibi bir mesaiye sıkıştırılmış programda bu işleri değerlendirmemesi lazım. Nasıl değerlendirmesi lazım? İnteraktif olarak ve çok yoğun olarak bu Türkiye’deki milli birliğin meşaleleştiği noktanın sahibi olarak görmesi lazım ve köklerine dokunmak isteyen insanlara o köklere dokunurken doğru, düzgün bilgileri tiyatral bir şekilde aktarımını sağlaması gerekiyor. Birde bunları sağlarken o bölgedeki göz ardı edilmiş alandaki yerleri açığa çıkarması gerekiyor. Restorasyonunun yapılması içinde girişimlerde bulunması gerekiyor. Mesela biz bu konuda, Türkiye Radyo Amatörleri Derneği Şube Başkanlığı ve Genel Başkan Yardımcılığı yaptım. Dünya harp tarihinin ilk elektronik harp karıştırmasının yapıldığı istasyon, hemen karşı tarafta Kilitbahir’dedir. Ben bundan 4 yıl önce bu konuyla ilgili talebimi verdim. Bana da cevabı yazı geldi. Restorasyon planına alındı. Ben bir de orası için teklifte bulundum; orası haberleşme müzesi olsun dedim. Bu konuyla ilgili gelişmeleri hala bekliyoruz. Bu kadar yıl geçmesine rağmen bir adım atıldı mı? Atıldıysa hangi aşamada kaldı? Onları görmüyorum. Demek ki buralarda bir aksaklık var diye düşünüyorum. Ben aynı zamanda Piri Reis Eğitim Araştırmaları Derneği’nin de başkanıyım, Gelibolulu haritacımız Piri Reis’in yani dünya haritacılığının duayeni bir ismin bence burada müzesinin aktif hale gelmesi gerekiyor. Bakıyoruz önünde bir heykelcik var. Arkasında boş bir bina var. Bu konuyla ilgilide diyalog şansı aradık, sadece öğrendiğimiz bir arşiv satın alınmış. Ne zaman gelecek? O konudaki araştırma birimi ne zaman çalışacak? Tamam orası Kültür Müdürlüğüne bağlıydı, Alan Başkanlığı’na devredildi ama bu devirden sonra 2 yıl zaman geçti. 2 yılda bir adım atılmıyorsa bir problem vardır diye düşünüyorum.
‘’KÜÇÜKKUYU’YA BİR HAREKET KAZANDIRACAKTIR ‘’
Öncelikle şunu söyleyeyim benim memleketimde görmem gereken o kadar çok yer var ki yani Yunanistan’a, Midilli’ye bence bu anlamda benim gibi orta halli bir insan için üçüncü, beşinci öncelikte olur ama şunu söylüyoruz; Yunanistan’la kültürel tabanda çok benzeşik yanlarımız var, yani zeytin yağlılarımızdan, lokumumuza, lokumumuzdan içecek anlamındaki ürünlere kadar çok benzeşiyoruz. Siz burada Yunanistan’da bir adaya gittiğiniz zaman Türk yemeklerine benzer yemekler ve benzer kültürlerle karşılaşıyorsunuz. Bu anlamda Türkiye’ye çok benzeşik ama bu ülkeyle her nedense aramızda kara kara yeller esiyor. Bunun herhalde büyük bir kısmı siyasilerden kaynaklanıyor, karşı taraftan kaynaklanıyor yani onların özellikle Yunanlıların bir Türk düşmanlığı var. Bu anlamda bizim dostluk eli uzattığımız noktalar çok fazla miktarda var zaten. Buradaki belediyemizden tutunda Türkiye’den her anlamda Yunanistan’a aslında çok dost eli uzatılıyor. Siyasi anlamda da baktığınız zaman mesela en son bir asker krizi yaşıyoruz. Onu değerlendirdiğiniz zaman yani bizim oraya kaçan adamımızı vermemeyi demokratik gören bir Yunan idaresi benzeri anlamda onun benim ülkeme giren kaçak bir askerinin iadesini demokratik olmamakla yorumluyor. Şu var; bir ülkenin bir takım kriterlerinin olması lazım, objektif olması lazım, ülkenin bakanı kalkıp böyle açıklamalar yapmamalı. Bu anlamda baktığımız zaman Yunanistan’a karşı hep mesafe koruyoruz. Kültürel anlamda gidiş, geliş her ne kadar olmasına rağmen, Türkiye’den çok insan gitmesine rağmen böyle siyasi bir duvar var. Bu anlamda da insanlar sanıyorum oraya gittiklerinde, tatillerinde de ara ara tedirginlikler yaşayabilirler. Bu tip ülkelerin insanlara alternatif turizm planlarının olması gayet normal, olabilir. Onlar da Türkiye’ye geliyorlar ve Rum asıllı bir sürü insanımız zaten birçok adamızda yaşıyorlar. Kültürel anlamda da bir bütünleşikliğimiz var. Tabi Küçükkuyu’ya bir hareket kazandıracaktır. Küçükkuyu yazları çok faal oluyor ama kışın çok sıkıntılı oluyor. Bu seferlerin başlaması en azından, kış turizmi açısından, kışın oranın hareketlenmesi açısından Çanakkale genelinde bir katkı sağlayacaktır diye umut ediyorum. Küçükkuyu sanki Çanakkale’den kopuk bir noktada kalıyor, yani Ege’ye açılan penceremiz biraz daha Ayvalık falan o konsept içerisinde kalıyor. Balıkesir modunda, oradaki ilçelere daha yakın bir formatta oluyor. Tabii ki Çanakkale’nin bir parçası, Ayvacık’a bağlı, bu anlamda belki de Çanakkale’nin en güzel beldelerinden bir tanesi. Oranın hareketlendirilmesi, Çanakkale ekonomisine bir şeyler kazandıracaktır. Bir de Ayvacık- Çanakkale yolu tünel geçişleri yapılıyor, o anlamda da belki oraya gelen turistleri Çanakkale’ye çekebiliriz. Ya da Ayvacık’taki antik kentlere ziyareti Assos’taki turizme de bir katkı sağlar. O bağlamda baktığım zaman ileriye dönük bunların geliştirilebilir olduğunu düşünüyorum ve değerlendiriyorum. Herhalde bu değerlendirmeyi Küçükkuyu’daki belde belediye başkanı da, Ayvacık belediye başkanı da, Ayvacık kaymakamı da sanıyorum görüyorlardır. Bu ilişkilerin geliştirilmesi anlamında bu tip çabaları tabii ki destekliyoruz. Bizim tabanda Yunanlarla bir problemimiz yok ama siyasal anlamda biraz önce de ifade ettiğim gibi siyasi bir duvar var. Objektif olmayan bir duvar var. Yani bu duvar olduğu müddetçe de bu toplumların birbiri arasındaki problem çözülmez. Kıbrıs’ta da aynı tarzda çözümsüzlüğü pompalayan bir Yunanistan onun dışında ilişkiler bazında da biz her ne kadar yaklaşsak ta kendi yapınca problem yok ama bizden de benzer bir hukuksal yaklaşımı gördüğünde bunu anti demokratiklik olarak yorumlayabiliyor. Ben bu bağlamda bakıyorum.
MESUT HARPUT
Yorumlar
Yorum Yaz