MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların
Demokratik Partisi Grubu önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. Çanakkale Milletvekili olarak öncelikle Ayvacık ilçemizdeki deprem bölgesindeki
mağduriyetlerle ilgili tespitlerimi hem yüce Meclisle hem kamuoyuyla paylaşmak istiyorum.
Öncelikle, yaraların sarılması konusunda özveriyle çalışan Çanakkale Valiliğimize, AFAD’a,
Kızılay’a, belediyelerimize, sivil toplum örgütlerine, gönüllü olarak çaba gösteren tüm
hemşehrilerime çok teşekkür ediyorum. Ayvacık ilçemiz üç aydır maalesef sarsıntılarla geçiriyor gecesini gündüzünü ve bölge insanının
psikolojisi son derece olumsuz etkilendi doğal olarak; çocuklar geceleri uyuyamıyorlar, evleri
sağlam olan insanlar dahi geceyi evlerinde geçiremiyorlar.
Yakın zamanda, Küçükkuyu’da da, Ayvacık ilçemizin Küçükkuyu beldesinde de bir sel felaketi
yaşandı. O nedenle, Ayvacık ilçemizin, ilçe esnafının sorunlarının giderilmesi için ivedi
tedbirler alınması zorunluluk arz ediyor. Ayrıca, Bakanlar Kurulunun aldığı genel hayatı
etkililik kararı olumlu da olsa, yeterli değil. Bölge insanının, evleri yıkılan, evleri ağır hasar
gören bölge insanının temel sorunu evlerinin yapımı konusu. Sosyal devlet ilkesi gereğince
Hükûmete düşen, ciddi mağduriyete sürüklenmiş bu insanların evlerini hiçbir talep olmadan
devletin yaptırması; ki devletin buna gücü olduğunu biliyoruz, yeter ki bu konuda Hükûmet
gerekli siyasi iradeyi göstersin.
Duyduk ki orada evleri yıkılan ve evleri ağır hasarlı olan vatandaşlardan belli bir miktar para
talep edilmiş, uzun vadeli geri ödemeli şeklinde. Bu son derece yanlış, devlet bu evleri mutlaka
yaptırmalı. Ayrıca, tespit edilen ailelere yapılacak 3.500’er lira yardımlar bir kısım aileye
yapılmış, büyük çoğunluk da ivedilikle bu yardımların yapılmasını, hakkaniyet ilkesi gereğince
bekliyorlar.
Evet, değerli milletvekilleri, olağanüstü hâl dönemindeyiz. Demokrasi, özgürlükler, hukuk
askıya alınmış durumda ve maalesef, “Bu millete olağanüstü hâlde bir referandum
yaşatmayacağız.” diyen Sayın Başbakan açıklamış ki -herhâlde talimat öyle geldi- OHAL üç
ay daha uzayacakmış.
Bu OHAL sürecinde ciddi mağduriyetlere sürüklenen, aileleriyle birlikte, giderilmesi imkânsız
mağduriyetlere sürüklenen aileler var, akademisyenler var, öğretmenler var. Bakın, Ankara’da
yüz yirmi bir gündür Yüksel Caddesi’nde akademisyenler ve öğretmenler -kanun hükmünde
kararnamelerle ihraç edilen kişiler bunlar- oturma eylemi yapıyorlar ve sürekli gözaltılarla karşı
karşıya kalıyorlar. Malatya’da aynı şekilde; Malatya’da elli iki gün oturma eylemi, elli iki gün
gözaltı uygulaması. Aydın’da 17 gözaltı, Bodrum’da bir kişi her gün gözaltına alınıyor;
herhâlde, Kabahatler Kanunu’na göre para cezası kesiliyor. Ki bunlar parklarda, meydanlarda
kamu düzenini hiçbir şekilde olumsuz etkilemeden oturma eylemlerini anayasal haklarına
dayanarak yapıyorlar fakat OHAL sürecinde bir hukuksuzlukla karşı karşıya kalıyorlar.
Çok daha çarpıcı bir bilgi: Bir akademisyen ile bir öğretmen 11 Mart 2017 Cumartesi günü geri
dönüşümsüz ve süresiz olarak açlık grevi kararı aldılar; evet, Nuriye Gülmen adında genç bir
akademisyen ve Semih Özakça adında genç bir öğretmen. Özellikle, iktidar grubunun grup
yönetiminin takdirlerine bunu arz etmek istiyorum. evet, iki genç insan 11 Mart Cumartesi günü
süresiz ve geri dönüşümsüz açlık grevine başlayacak. Belki de yaşamlarını yitirecekler, belki
de hayatları boyunca çok ağır sağlık sorunlarına maruz kalacaklar. Bu konuda mutlaka gerekli
adımlar atılmalı. Bakın, değerli milletvekilleri, son bir ayda 2 akademisyen, 1 doktor intihar etti, son bir ayda 3
kişi yaşamını yitirdi. Yine, son bir ay içerisinde Malatya’da SES, Sağlık Emekçileri Sendikası
eski şube başkanı bir anestezi uzmanı 43 yaşında kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. Nasıl yitirdi
biliyor musunuz? İŞKUR’a gidiyor, İŞKUR’dan iş görüşmesi sonucu olumsuz cevap alınca,
İŞKUR’dan çıktıktan sonra kalp krizi geçirip ölüyor. 43 yaşında ve 2 çocuk sahibi. Bu da
KHK’yla ihraç edilmiş bir doktor. Bunlar mutlaka bizim umurumuzda olmalı, bizim
önceliğimizde olmalı. Bunları yakından takip etmek zorundayız, ilgilenmek zorundayız.
KESK’e bağlı sendikalardan bugüne kadar toplam 3.100 kişi ihraç edildi. Bunlar
öğretmenlerimiz, doktorlarımız, akademisyenlerimiz, mimarlarımız, bu ülkenin yetiştirdiği
insanlar ve bunların hiçbiri FETÖ’cü değil, bunların hiçbirinin de terörle bağlantılı olduğuna
kesinlikle inanmıyoruz.
İbrahim Kaboğlu niçin ihraç edildi? Cumhuriyet gazetesinin yöneticileri ve gazetecileri niçin
cezaevinde? Ahmet Şık niçin cezaevinde? 5 bine yakın akademisyen niçin üniversitelerinden
uzaklaştırıldı? Maalesef, OHAL sürecinin bize yaşattığı hukuksuzluklarla, keyfî uygulamalarla
karşı karşıyayız.
Bakın, yargı siyasallaşırsa, yargı bağımsız ve güçlü değilse anayasanız, yasalarınız dünyanın
en mükemmel hükümlerini de içerse temel hak ve özgürlükler, demokrasi güvence altında
değildir.
Yine, suistimalci bir Anayasa değişikliğiyle milletimizi karşı karşıya bıraktınız. Suistimalci
Anayasa değişikliğine en güzel örnek 12 Eylül 2010 referandumunda yaşandı. 26 maddenin 2
maddesi Anayasa Mahkemesi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapıları ve üye
sayılarıyla ilgili değişiklikler yargıyı siyasallaştırma ve ele geçirme operasyonuydu. Sayın
Başbakan bile yıllar sonra “12 Eylül 2010 referandumundan sonra sinsice yargıyı kendi emelleri
doğrultusunda kullandılar.” diyerek bunu itiraf etti. Peki, şimdi ne yapıyoruz? Şimdi, millete
sunulan Anayasa değişikliğinde 16 Nisanda “evet” çıkarsa –ki, biz “hayır” çıkacağına yürekten
inanıyoruz, milletimiz buna “Dur.” diyecektir- ve bu paket yürürlüğe girerse 3 Kasım 2019’u
beklemeden ya da bir erken seçimi beklemeden Hâkimler Savcılar Kurulu, yeni adıyla, otuz
gün içerisinde sıfırdan yenilenecek. Üye sayısı 13’e indirildi, Adalet Bakanı ve Müsteşar direkt
Cumhurbaşkanı tarafından atanacak, kalan 11 üyenin 4’ü yine Cumhurbaşkanınca tek imzayla
atanacak yani 6 üye, kalan 7 üyeyi de bu Meclisin Adalet ve Anayasa Karma Komisyonu
belirleyecek adayların yani yine bir kişinin talimatıyla onun partisinin çoğunluğu tarafından.
Biz hiçbir kişinin, hiçbir grubun eline geçmesini doğru bulmuyoruz yargının. Bu nedenle dahi
milletimiz mutlaka ve mutlaka bu referandumda “hayır” diyecektir çünkü yargının otuz gün
içerisinde bir kişinin eline geçmesi kesinlikle doğru değildir.
Bakın, 2010 yılında, 2014 yılında HSYK yenilendi, bu paket yürürlüğe girerse üçüncü kez
yenilenecek. HSYK, Yargıtay, Danıştay ve Anayasa Mahkemesinin yapılarıyla bu kadar sık
oynanması maalesef yargıyı ele geçirme çabalarının ve yargıda siyasallaşmanın tipik örnekleri.
Eğer yürütmeyi tek başlı yapmak istiyorsanız değerli milletvekilleri, o zaman yürütmenin
yasama ve yargı organları üzerinde hiçbir etkisinin olmaması zorunluluk arz eder ama bu
pakette maalesef partili Cumhurbaşkanlığı uygulamasıyla yasama organı özerinde ciddi bir
etkisi olacak yürütmenin ve atamalarla da yargı üzerinde. Kuvvetler ayrılığının olmadığı
toplumlarda anayasalar yoktur. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi kuvvetler birliğini öngören
bir tek adam rejimidir. Kötü niyetle yapılan düzenlemeler hiçbir zaman kalıcı olamaz değerli
milletvekilleri, bir gün gelir yıkılmaya mahkûmdur ama milletimiz bunun bedelini ağır
ödeyebilir.
Bugün yargı ciddi oranda siyasallaşmış durumda, maalesef iktidar tarafından bu gerçekleştirildi
ve 15 Temmuz darbe girişiminin temelinde maalesef 2010 referandumu yatmaktadır, iktidarla
FETÖ’nün geçmişteki iş birliği ve sonraki çatışmaları yatmaktadır. Bugün adalet tanrıçası
Themis maalesef ülkemizde adalet terazini artık tutmuyor, adalet terazisi birilerinin elinde, bu
nedenle biz adalet için 16 Nisanda “hayır” diyeceğiz diyorum.
Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum“ dedi.
Yorumlar
Yorum Yaz