Covid-19 pandemisi önlem ve tedbirleri tatil anlayışını da değiştirdi. Temmuz ayının ilk Pazar günü sokağa çıkma kısıtlamalarının kaldırıldığı gün olarak dört gözle bekleniyor. Uzun zamandır covid-19 pandemisi nedeniyle izole hayat anlayışı tatil biçimlerine de yansıdı. Butik oteller, karavanlar ve tekneler tercih ediliyor. Henüz yıllık iznini almayan Çanakkaleliler ve rotalarını Çanakkale’ye çeviren yerli ve yabacı turistler için ise eşsiz doğası, tabiatı, tarihi ve sahilleri ile Gökçeada bütün görkemiyle misafirlerini bekliyor.
Antik kaynaklardaki ismi; İMROZ
Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada Çanakkale Boğazı’nın ağzında yer alır. Antik Yunan yazarlarından Plinius tarafından Imbrus veya Imbros olarak bahsettiği Gökçeada'nın ismi Osmanlı döneminde İmbros’tan İmroz’a dönüştürülür. Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye isimli eserinde de İmroz ismi ile anılan ada, Gökçeada ismini 29 Temmuz 1970 yılında almıştır. Gemilerin yanaştığı Gökçeada Kuzu Limanı, Çanakkale’den 32 mil, Gelibolu Yarımadası’ndaki Kabatepe Limanı’ndan ise 14 mil uzaklıkta yer alır.
ORGANİK TARIMIN CAZİBE MERKEZİ
Çevre adalardan oldukça farklı olan coğrafi yapısı bulunan Gökçeada’nın yüzde 772si dağlıktır. Adanın güney sahillerinde Akdeniz iklimi, kuzey sahillerinde ise Marmara’ya özgü iklim yaşanır. Gökçeada, su kaynaklarının çokluğu bakımından dünyanın dördüncü adası durumundadır. Beş adet gölet bulunan adada Zeytinli Barajı adanın içme, kullanma ve tarım amaçlı su ihtiyacını büyük ölçüde karşılamaktadır. Gökçeada Kaymakamlığına göre, Yeryüzünde organik tarımın yapılacağı topraklar ve iklim alanı gitgide daralmaktadır. Gökçeada, insanların yeniden doğaya dönüş arzusunun hız kazandığı bir çağda bu olanağı sunabilen yerlerden birisidir. Gökçeada, 2011 yılı haziran ayında almış olduğu Cittaslow unvanı ile dünyanın ilk ve tek sakin adası olmuştur. Yurtiçinden ve yurtdışından organik tarımla uğraşmak isteyenler için Gökçeada bir cazibe merkezi haline gelmeye başlamıştır.
Türkiye’de sadece burada yetişiyor; LADOLİA ZEYTİN AĞACI
Ladolia zeytin ağacı, Türkiye’de sadece Gökçeada’da yetişmektedir. Bu ağaç zengin aromalar ve lezzet içeren yağlık zeytinler vermektedir. Adada önce zeytin ve zeytinyağı üretimiyle başlatılan uygulama ile organik ürün yelpazesi yaygınlaştırılarak sürdürülmektedir. Adaya gelen ziyaretçilerin sağdığı keçinin sütünü içmesi, çam ve kekik ballarından yerinde tatması ve alması mümkündür. Dalından organik sebze ve meyve koparıp kahvaltı sofralarını, öğle ve akşam yemeklerini renklendirmek ve süslemek bir hayal değildir. Adalıların hoşgörülü ve öğretici yanlarını değerlendirip, ada yemeklerinin yapımını öğrenebilir, çocuklarınıza kent yaşamında karşılaşamadığı hayvanlarla oynama şansı yaratabilirsiniz. Gökçeada sıklıkla ekolojik ürünleri ve fuarları anılmasının yanı sıra tabiatını ve tarihi değerlerini koruyan, Gökçeada’nın tarihi değerlere sahip köyleri gezmeye değer.
Ekolojik ürünleriyle fuarlarda adından söz ettiren Gökçeada, doğal güzelliklerini koruyan ve tarihi değerlerini kuşaktan kuşağa aktarmasını bilen ender adalarımızdandır. Doku bütünlüğünü koruyan tarihi değerlere sahip köyleri mevcuttur. Bunlar arasında Dere köy, Zeytinli ve Eski Bademli köyleri, çeşme, çamaşırhane, kilise ve diğer özgün yapı gruplarıyla ön plana çıkar.
PEYNİR KAYALIKLARI VE TÜRKİYE’NİN TEK SU ALTI MİLLİ PARKI
Türkiye'nin tek sualtı milli parkı ilginç kaya oluşumlarına sahip Yıldızkoy'la Yelkenkaya arasında kalan bölüm olup TÜDAV'a (Türkiye Deniz Araştırmaları Vakfı) tahsis edilmiş ve Sualtı Milli Parkı ilan edilmiştir. Zeytinli Köyü de koruma altındadır. Üst üste sıralanmış peynir kalıplarını andıran ilginç kaya oluşumları nedeniyle bu Peynir Kayalıkları olarak anılmaktadır. Kuzu Limanı’nın doğusunda bulunan Peynir Kayalıkları’nı karadan görmek mümkün olmadığı için tekne ile denizden görülebilmektedir. Adanın, görsel şölen sunan bu doğal oluşumlarıyla ilgili, koyun ve keçi sürüleri olan zengin, inatçı, cimri ve yaşlı bir kadınla ilgili bir efsane bile dillendirilmektedir. Paylaşma duygusu gelişmemiş bu yaşlı kadın, kızdırdığı tanrının gazabına uğramış, dondurucu kar, yağmur ve rüzgârlar karşısında yaptığı peynir kalıpları taşa dönüşmüştür.
RUM KÖYLERİNİN ÖZGÜN MİMARİSİ
Adadaki Rum köyleri özgün mimarileriyle ilgi çekicidir. Ada kökenli Rumlar Ağustos ayındaki Meryem Ana yortusuna katılmak için dünyanın dört bir tarafından adaya gelirler. Küçükbaş hayvancılık, organik tarım, zeytincilik, balıkçılık adanın ekonomik değerleridir. Dünyanın yavaş şehirlerinden (cittaslow) biridir. Adaya ulaşım Çanakkale ve Eceabat Kabatepe’den feribotlarla sağlanır. Gökçeada’nın en önemli yerleşim yeri bugünkü Kaleköy’dür (Kastro). İlçe merkezinde, sivil mimarlık örneklerinin yanı sıra ağırlıklı olarak kamu yapıları yer almaktadır. Özgün yapı ve sokak özelliklerini nispeten kaybeden ilçe merkezinde dini yapılardan Panagia, Barbara Kilisesi, Merkez Camii, Fatih Camii ve iki çamaşırhane bulunmaktadır. Gökçeada’nın olağanüstü doğal güzellikleri arasında; Marmaros Şelalesi, Peynir Kayalıkları, Tuz Gölü, Kuzu Limanı bu güzelliklerden en bilinenleridir.
OSMANLI ESERİ AZ SAYIDADIR
Yaklaşık beş yüz yıl Osmanlı idaresinde kalmasına rağmen Gökçeada’da Osmanlı eserleri az sayıdadır. Yapılan çalışmalarda Osmanlı döneminden günümüze sadece 1 cami, 4 çamaşırhane, 1 çeşme, 1 mezar taşının ulaştığı tespit edilmiştir. Adadaki tek Osmanlı Camisi Çınarlı Mahallesi’nde yer alan bugünkü Merkez Camii’dir. Caminin üzerinde ne zaman konulduğu bilinmeyen bir tabeladaki 1813 tarihinin de nereye dayandığı bilinmemektedir. Kitabelerinden Osmanlı döneminde yaptırıldıkları anlaşılan çamaşırhaneler ise Çınarlı, Fatih ve Yenimahalle’dedir. Çınarlı Mahallesi’ndeki kitabe üzerinde 1814 tarihi vardır. Yenimahalle’deki çamaşırhanenin yıpranmış kitabesinde ise 1800 tarihi okunabilmektedir. Fatih Mahallesi’ndeki çamaşırhanenin çeşme aynasında ise yeni rakamlarla 1908 tarihi yer almaktadır.
Damla YELTEKİN
Yorumlar
Yorum Yaz