Her yıl 24-31 Ekim tarihleri arasında kutlanan Uluslararası Medya ve Bilgi Okuryazarlığı Haftası kapsamında, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hicran Özlem Ilgın medyanın toplumsal şiddet üzerindeki etkisini ve medya okuryazarlığının önemini Kaleninsesi Gazetesi okuyucuları ile paylaştı.

Günümüzde medya kanalları her yaş grubundan bireye sınırsız bilgi ve içerik sunarken, doğruluğu teyit edilmemiş haberler ve şiddet temsilleri toplumda olumsuz davranış modellerini besliyor. Çocuklar, televizyondaki bazı programlarda sözel ve duygusal şiddetle karşı tarafı küçük düşürmeyi gördüğü zaman artık bunların normal olduğunu düşünüyor, alaycı konuşma, iğneleyici yanıt verme, tartışma ve saldırganlık hallerini özümseme yoluna gidiyor. Son yıllarda yapılan araştırmalar bunun arttığını gösteriyor. Toplumun nefret söylemi odağındaki tutum ve yargılarının ise sosyal medyada araç olmasıyla bu durumun daha da körüklendiğini görüyoruz.
Medya ve Bilgi Okuryazarlığı konusunda farkındalığı artırmak, hem vatandaşın daha bilinçli olmasını sağlamak hem de sektördeki bu bakış açısını belirleyicilerle birlikte ele alarak çalışma gerçekleştiren ÇOMÜ İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hicran Özlem Ilgın, medya okuryazarlığının kadına yönelik şiddet ve akran zorbalığıyla mücadeledeki önemini anlattı.
“Sansasyonel Şiddet haberleri toplumu duyarsızlaştırıyor”
Doç. Dr. Ilgın, kadına yönelik şiddet haberlerinin reyting uğruna sansasyonel biçimde sunulmasının toplumsal duyarlılığı azalttığını vurguladı:
Açıklamasında; “Kadına yönelik şiddet haberlerinin reyting veya tıklanma uğruna sansasyonel biçimde sunulması, toplumun duyarlılığını artırmak yerine, şiddeti olağanlaştıran bir etki yaratmaktadır. Şiddetin detaylarına, görüntülerine veya dramatik yönlerine odaklanan haberler; hem mağdurun ikinci kez mağdur edilmesine neden oluyor hem de failin görünürlüğünü artırarak toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yeniden üretiyor. Medya okuryazarlığı bireyi pasif izleyici olmaktan çıkarıp bilinçli bir yorumlayıcı haline getirir. Okuyucu içeriğin hangi manipülasyon teknikleriyle üretildiğini fark ettiğinde, bu tür yayınlara eleştirel yaklaşabilir,” ifadesine yer verdi.

Ilgın, habercilikte reyting yerine insan onuruna saygı ilkesinin öne çıkarılması gerektiğini belirterek, “Basın özgürlüğü hiçbir zaman mağduriyetin teşhirine gerekçe olamaz” dedi.
“Yerel Medyada etik farkındalık arttı”
Çanakkale’de geçtiğimiz yıl başlayan ve uzun soluklu yürütülen “Kadına Yönelik Şiddet Haberlerinde Sıfır Tolerans” projesiyle medya okuryazarlığı konusunda somut adımlar atıldığını belirten Ilgın, yapılan çalışmaların olumlu sonuçlar verdiğini ifade ederek:
“Yerel basın çalışanlarıyla yaptığımız eğitim ve atölye çalışmaları sonucunda, şiddet haberlerinin sunumunda güçlü bir farkındalık oluştu. Mağdurun mahremiyetine saygı gösterme, failin övülmesini engelleme ve ‘şiddet diline sıfır tolerans’ ilkesiyle hareket etme konularında önemli ilerlemeler kaydedildi. Şiddet haberlerinde etik ilkelerle şekillenen bir medya dili sadece haber içeriğini değil toplumun şiddete bakışını da dönüştürüyor. “Sıfır tolerans” ilkesi, bu dönüşümün hem sembolü hem de yol haritası oldu,” açıklamasında bulundu.
“Bilinçli izleyici, bilinçli medya düzenini zorunlu kılar”
Ilgın, medya okuryazarlığı bilincinin artmasıyla şiddetin ekranlarda normalleştirilmesinin önüne geçileceğini aktardı. Açıklamasında; “Medya okuryazarlığı izleyicinin pasif bir alıcı değil, aktif bir sorgulayıcı olmasını sağlar. Bu bilinç geliştikçe toplum şiddeti romantize eden dizilere, magazinleşen haberlere ya da cinsiyetçi reklamlara karşı daha duyarlı hale gelir. Bilinçli izleyici kitlesi, bilinçli bir medya düzenini zorunlu kılar,” yer verdi.
“İlköğretimden üniversiteye kadar dijital etik eğitimi verilmeli”
Konuşmasını sonlandırırken, akran zorbalığının özellikle dijital ortamlarda görünmez biçimlerde yaşandığına dikkat çeken Ilgın, medya okuryazarlığının kapsamının genişletilmesi gerektiğini ifade etti:
“Artık medya okuryazarlığı yalnızca haber okumayı değil; sosyal medya içeriklerini, algoritmaları, dijital kimlik inşasını ve çevrim içi etik davranışları da kapsamalı. İlköğretimden üniversiteye kadar dijital etik, empati ve sorumluluk bilinci temelli eğitimler verilmesi gerekiyor. Zorbalığın önüne geçmenin yolu duygusal farkındalığı ve dijital sorumluluk bilincini birlikte geliştirmekten geçiyor,” dedi.
Doç. Dr. Ilgın’a göre, medya okuryazarlığı yalnızca bir eğitim konusu değil, barış, eşitlik ve sürdürülebilir toplum için temel bir sorumluluk alanı. Bu yüzden Medya okuryazarı birey, ifade özgürlüğünü korurken toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket eder. Bu da toplumda nefret söyleminin değil, empati ve dayanışmanın yaygınlaşmasını sağlar,” şeklinde düşüncelerini sonlandırdı.
Kendisine Kaleninsesi Gazetesi okuyucuları adına teşekkür ederiz.
Yorumlar
Yorum Yaz