Çanakkale Savaşı’nda yaşananlar ile ilgili önemli değerlendirmelerde bulunan ÇOMÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Mithat Atabay; “Çanakkale Boğazı önünde ve Boğazında tarihte pek çok savaş yapıldı. 1915 yılında yapılan savaş, bu savaşlar içerisinde her dönemin büyük güçlerinin yaptıkları savaşlar arasında onsekizinci olarak tarihe geçti. Sanayi Devrimi ile başlayan ve ekonomik nedenlere dayanan rekabet, 19.yüzyılın sonu ve 20.yüzyılın başında her alanda kendisini göstermeye ve hissettirmeye başladı. Birbirlerine üstünlük sağlamak amacıyla bloklaşmalar ve açık-gizli anlaşmalar peşpeşe imzalandı. Bu anlaşmaların özünde parçalanması ya da yıkılması söz konusu olan ülkelerin toplarını ve kaynaklarını hangi ülkelerin ne şekilde elde edeceği sorunu yatıyordu. Birinci Dünya Savaşı başladığında büyük devletler Fransa-Belçika sınırında ordularını karşı karşıya getirirken, Doğu Avrupa’da da Alman ve Avusturya Orduları Rus Çarlığı Ordusuyla büyük bir savaşa girişmişti. Avrupa’nın güneyinde ise 1915 yılında Avusturya ve İtalya Orduları sonuçsuz bir savaşa tutuşacaklardı. Dünya denizlerinde ise Alman ve İngiliz dretnotları ve savaş gemileri kıyasıya mücadeleyle başlamıştı. Böyle bir ortamda 2 Ağustos 1914’te Almanya ile gizli bir anlaşma yapan Osmanlı İmparatorluğu zayıf bir güç olarak görülüyordu. Hatta İngilizler, denizden yapacakları bir saldırı ile İstanbul’u “bir hafta” gibi kısa bir sürede ele geçireceklerini düşünmekteydiler” dedi.
“Şehir olarak İstanbul, Çanakkale Savaşları’nın beynini oluşturuyordu”
Çanakkale Savaşları’nda elde edilen başarının tarihe altın harflerle geçtiğini ifade eden Atabay; “İngilizlerin ve batılı müttefiklerinin bu hesabı, Çanakkale Boğazı’nda önce denizden yapılan saldırılarda sulara gömüldü. Daha sonra donanma destekli kara harekâtı onların hayallerini Gelibolu yarımadasının topraklarına gömdü. Çanakkale Savaşları’nda elde edilen başarı ile hem Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul işgalden kurtuldu hem de Türk Milletinin dışarıdan kendisini yok etmek için yapılan saldırılara karşı topyekûn karşı koyma ve vatan bilinci perçinledi ve tarihe altın harflerle geçti. Şehir olarak İstanbul, Çanakkale Savaşları’nın beynini oluşturuyordu. Beyni ele geçirdiğinde kalp de duracaktı. Osmanlı Karargâhı Umumisi İstanbul’daydı. Çanakkale savunmasının bütün planları ve ikmali orada planlandı. Gelibolu yarımadası ve Çanakkale topraklarında icra edildi. Sahadaki icra aşamasında kararlılığı, akılcı tutumu, gözü pekliği, muhakeme yeteneği ve asker kişiliği ile bir lider ortaya çıktı. Gelibolu savaş alanları batılı güçler için büyük bir başarısızlık olurken, Türkler açısından yeni bir liderin doğuşuna sahne oldu. Bu lider Mustafa Kemal’di. 1915 Boğaz Muharebesi, Osmanlı döneminin en büyük boğaz savaşı oldu ve üç buçuk yıl sonra Osmanlı İmparatorluğu Mondros Mütarekesi ile Boğazlar üzerindeki egemenliğini yitirdi ve kendisi de hukuksal anlamda varlığını kaybetti. Çanakkale Zaferinin 18 Mart gününe endekslemek gerekir, savaşı 19 Şubat 1915’te başlayıp ve 9 Ocak 1916’da sona ermiş şekilde ele almak ve değerlendirmek gerekir. Sadece 18 Mart olarak değerlendirildiğinde Müttefik donanmasının basit ve kolay bir zafer kazanma hayalinin suya düştüğü, Boğaz sularına gömüldüğü tarih olarak değerlendirebiliriz. Ama savaş daha yoğun ve daha zor şartlarda 25 Nisan’da başlayacaktır.” diye konuştu.
“Çanakkale Zaferi aydınlar üzerinde de etkili olmuştu”
18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi’nin Türk ve Dünya tarihi bakımından önemine değinen Dr. Mithat Atabay, sözlerine şu şekilde devam etti; “Bu konuda yapılan törenlere bakmak yerinde olacaktır. 18 Mart Zaferi için savaşı ilk yılında yani 1916 yılında bir anma töreni düzenlendi. Bunun için Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Nihat Paşa görevlendirilmişti. Ona gönderilen 12 Mart 1916 tarihli emirde; “18 Mart 1915 Deniz savaşı münasebetiyle, bu tarihte şehit olan askerlerin hatıralarını yaşatmak ve yâd etmek amacıyla askeri bir tören yapılacaktır” denilmekteydi. Ayrıca dini töreni takiben bir askeri tören ve resmi geçit yapılacağı, bu askeri tören ve resmi geçit için en uygun ve yakın birliklerin bu törene katılmamalarının sağlanması istenmişti. Aynı yazıda Alman askerleri için de öğleden önce 10.30’da mezarlıkta dini bir tören yapılacağı belirtiliyordu. Törene Müstahkem Mevki Komutanı Nihat Paşa yanında Merten Paşa ve Cevat Paşa da katıldı. Yavuz zırhlısı da İstanbul’dan tören için gelmişti. 18 Mart Anma Törenleri Hastane Bayırı, Anadolu Hamidiye, Dardanos Tabyası ve Erenköy-Seddülbahir bölgesinde gerçekleştirildi. Savaşın bütün şiddetiyle devam ettiği 1917 ve 1918 yıllarında da 18 Mart’ta birer anma töreni yapıldığı anlaşılmaktadır. Çanakkale Zaferi aydınlar üzerinde de etkili olmuştu. Savaşı gelecek kuşaklara anlatmak amacıyla bir araya gelen aydınlar 7 Mart 1918 tarihinde Çanakkale Cemiyeti’ni kurmuşlardı. Çanakkale Cemiyeti’nin anma veya kutlama törenleri konusunda yaptığı faaliyetlere rastlanmamıştır. 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra Çanakkale bölgesi İtilaf Devletlerinin işgaline uğramış ve tören yapmak imkânı kalmamıştı.”
“1925 yılında kalabalık bir heyet Gelibolu Yarımadası’nı ziyaret etti”
Cumhuriyetin ilanından sonra kalabalık bir heyetin Gelibolu’yu ziyaret ettiğini söyleyen Dr. Mithat Atabay; “Cumhuriyetin ilanından sonra ilk kez 1925 yılında kalabalık bir heyetle Gelibolu Yarımadasındaki şehitlikler ve savaş alanları ziyareti gerçekleştirildi. Heyet, Gelibolu Yarımadası’nda yabancılar tarafından yapılan anıtlar ve mezarlıkları görerek Türklerin de anıtlar ve şehitlikler yapması gerektiği konusunda hem fikir oldular. Seyahat sonrasında Mustafa Kemal’in himayelerinde bu amaç için bir cemiyet kurulması kararlaştırıldı. Şehitlikleri İmar Cemiyeti adıyla İstanbul Merkez Kumandanı Miralay Şakir (Güleş) Bey’in başkanlığında 20 Temmuz 1926 tarihinde kuruldu. Ve her yıl Gelibolu Yarımadası’na ziyaret gerçekleştirildi. İlk olarak 1934 yılında “18 Mart Boğaz Harbi Zaferi” oldukça görkemli şekilde kutlandı. İstanbul’dan öğrenciler vapurla şehre geldiler ve birkaç gün kaldıktan sonra yine vapurla İstanbul’a döndüler. Bu yıl çeşitli gruplar da Gelibolu Yarımadası’nı ziyaret ettiler. Fransız Generali Gouraud, şehit Türk askerlerinin kabirlerini de ziyaret etmişti.” şeklinde konuştu.
“18 Mart Deniz Zaferi”
Çanakkale Zaferi’nin 40. yılında gerçekleştirilen kutlamalardan bahseden Dr. Mithat Atabay; “Uzun yıllar 18 Mart Boğaz Harbi Zaferi olarak söylenen zafer, 1950’lerden itibaren ve günümüzde “18 Mart Deniz Zaferi” olarak ifade edilmektedir. Çanakkale Zaferinin 40’ıncı yılı 1955 yılında büyük bir katılımla kutlandı. Ankara Radyosu “18 Mart Zaferi” özel yayın yaptı. Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürü Muammer Baykan da radyodan 18 Mart ve anlamı üzerine bir konferans verdi. Bu program radyodan Çanakkale Savaşları konusunda yapılan ilk özel program oldu. 1950’li yıllarda özellikle Milli Türk Talebe Birliği öncülüğünde çeşitli gençlik dernekleri 18 Mart ve 10 Ağustos tarihlerindeki törenlerde milliyetçilik ve din olgusunu ön plana çıkaran söylemleri kutlamalar ve anma törenlerinde dile getirdiler ve törenlere muhafazakâr söylemler ön plana çıktı. Çanakkale Zaferi’nin 50.Yıldönümünün kutlandığı 18 Mart 1965 tarihinde dikkati çeken husus gazetelerde yer alan hatıralar ve yaşayan gazilerle yapılan röportajlar oldu. Milliyet gazetesi bu röportajları “Kahramanlar Konuşuyor” başlığı ile kaleme aldı. Ayrıca Cumhuriyet gazetesi, Çanakkale Savaşları’nın 50.Yıldönümü sebebiyle “Bir Alman Subayının Hatıraları” başlığıyla bir dizi yayınladı. Çanakkale zaferi Çanakkale dışında İstanbul, Ankara ve İzmir’de de kutlandı. Başbakan Süleyman Demirel 18 Mart 1969 tarihindeki törenler için bir mesaj yayınladı. 12 Mart 1971 tarihi 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi törenleri açısından da bir dönüm noktasını teşkil etti. Bundan sonra 18 Mart törenleri Türk Deniz Kuvvetleri tarafından organize edilen bir programa dönüştü. Bir yıl sonraki törenlere Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Başbakan Nihat Erim ve Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Çanakkale Boğaz ve Garnizon Komutanına birer kutlama mesajı gönderdiler. Ertesi yıl ise Çanakkale Deniz Zaferi Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından yapılan bir organizasyonla kutlandı.” dedi.
“Bazı tedbirler alındı”
“1975 yılından itibaren Çanakkale Zaferi nedeniyle yapılan resmi geçit töreni siyasal amaçlı bazı gösterilere ve sloganların atılmasına sebep oldu” diyen Atabay; “Bunun üzerine bazı tedbirler alındı ve 1976 yılından itibaren Kutlama Komitesi, resmi geçit töreninde Çanakkale dışındaki illerden gelen öğrenci topluluklarının katılmamasına karar verdi. Törenlerde Çanakkale Savaşı gazileri, Kuvayı Milliye üyeleri, izciler, öğrenciler, kamu kurum ve kuruluşları mensupları, esnaf-sanatkâr odaları birlikleri ile askeri birlikleri geçit resmi yapacaklardı. Kısacası Çanakkale 18 Mart Deniz Zaferi törenleri 1970’lerde Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasal havanın etkisi ile birlik-beraberlik duygusundan uzaklaşarak siyasal güç gösterisi haline geldi. Türkiye’de 12 Eylül 1980 İhtilalinden günümüze kadar devam eden süreçte Çanakkale Savaşları ile ilgili yapılan törenlerde de önemli değişiklikler görüldü. Dönemin ilk yıllarında Türkiye’yi idare eden Milli Güvenlik Konseyi üyeleri törenlere bizzat katılarak, Çanakkale Savaşlarını anma törenlerinde askeri bir tören algısı yarattılar. Türkiye’nin demokratik yaşama dönmesi ile zaman içerisinde bu algı giderek azaldı ve tekrar sivil otoritenin koordinatörlüğünde düzenlenen bir havaya dönüştü.” şeklinde konuştu.
“Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı’nın statüsü yeniden ele alındı”
Nusret Mayın Gemisi’nin Çanakkale’de müze olarak açılmasından bahseden Dr. Mithat Atabay, sözlerine şu şekilde devam etti; “18 Mart 1981 tarihinde Ankara’da Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda yapılan 18 Mart Deniz Zaferi törenine Devlet Başkanı Kenan Evren, Milli Güvenlik Konseyi Üyeleri, Başbakan ve Bakanlar ile diğer üst düzey yöneticiler katıldı. Bu törende konuşma yapan Kenan Evren, karşılaşılan her sorunu Atatürk İlkeleri doğrultusunda çözeceklerini belirterek Mustafa kemal’in Çanakkale Savaşlarındaki başarısından ve lider olarak ortaya çıkmasından söz etti. 1982 yılında 7/8 Mart 1915’te Erenköy Koyuna 26 mayını denize bırakarak 18 Mart Deniz Zaferi’nin kazanılmasında büyük bir role sahip olan Nusret Mayın Gemisinin bir benzerinin Çanakkale’de müze olarak açılışı gerçekleştirildi. Çimenlik Kalesi de Deniz Müzesi olarak faaliyete geçirildi. TRT'de Nusret Mayın Gemisinin öyküsünü film olarak yayınladı. Ayrıca Çanakkale Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’na katılmış “Yaşayan Çanakkaleli Muharipler” sergisi açıldı 1990’lı yıllarda yapılan törenlerde daha çok dostluk vurgusu ön plana çıktı. Her yıl hükümeti temsilen katılan bakanlar yaptıkları konuşmalarda “dostluk ve barış” vurgusu yaptılar. Bu yıllarda Çanakkale Savaşları’nın daha fazla ön plana çıkmasının ve siyasetçiler tarafından da sık sık bu savaşlara vurgu yapılmasının sebebi hiç şüphesiz Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Türkiye’nin çevresinde Kafkaslar, Balkanlar ve Ortadoğu’da iç savaş veya savaşların yaşanması, Türkiye’de de ayrılıkçı terör hareketlerinin şiddetlenmesidir. Çanakkale Savaşlarını anma ve kutlama törenlerinde “Atatürk”, “barış”, “zafer”, “birlik ve beraberlik” gibi kelimeler her kesim tarafından dile getirilir oldu. 2000’li yıllardaki anma törenlerindeki temanın ortaya çıkmasına bir bakıma 25 Temmuz 1994’te Arıburnu ve Conkbayırı mevkilerinde çıkan orman yangını ve yangının savaş mezarlıklarını, anıtları tehlikeye sokması, ulusal ve uluslararası çapta endişeye yol açması neden oldu. Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı’nın statüsü yeniden ele alındı.”
“Yapılacak törenler için yasal bir düzenleme gerçekleştirildi”
O dönemlerde yapılacak törenler için yasal düzenleme gerçekleştirildiğini dile getiren Dr. Mithat Atabay; “Yine bu dönemde yapılacak törenler için yasal bir düzenleme gerçekleştirildi. 27 Haziran 2002 tarihinde kabul edilen 4768 sayılı “18 Mart Şehitler Günü ve 19 Eylül Gaziler Günü Kanunu” ile anılan günlerde bütün kamu kurum ve kuruluşlarının öncülüğünde, halkın katılımı ve sivil kuruluşların iştirakiyle her yıl anma törenleri yapılması kabul edildi. Şehitler Günü ile ilgili törenler; Ankara’da Anıtkabir ve Cebeci Şehitliğinde; diğer il ve ilçelerde ise şehitliklerde, şehitlik mevcut olmayan yerlerde ise anma komitelerinin uygun göreceği yerlerde icra edilecekti. Çanakkale’de yapılacak olan anma törenleri, Çanakkale Valiliği tarafından Şehitleri Anma Günü ve Deniz Zaferi Günü olarak tek bir program dahilinde gerçekleştirilecek, Mehmetçik Abidesi ve şehitlikte düzenlenecek tören, 2’nci Kolordu Komutanlığı tarafından yapılacaktı. 18 Mart 2003 tarihinde yapılan Çanakkale Deniz Zaferi törenlere yeni hükümeti temsilen Milli Eğitim Bakanı katıldı. Bir yıl sonra yapılan törenlere ise Recep Tayyip Erdoğan “Başbakan” sıfatıyla ilk kez katılacaktı. Başbakan yaptığı konuşmada; “Çanakkale Toprağını şehit kanlarıyla yoğuran o ruh, savaşlarda olduğu gibi ekonomik mücadelede de hepimizin en çok ihtiyaç olduğu dayanak olacaktır” dedi.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de yayınladığı mesajda; “18 Mart 1915’te kazanılan Deniz Zaferi, Çanakkale’yi denizden geçmeyi tasarlayanları düş kırıklığına uğratırken, askerlerimize büyük güç ve moral vermiş, direniş gücünü artırmıştır. Türk askerinin elindeki kısıtlı olanaklara karşın, dünyanın büyük güçlerini denizde bozguna uğratması, 25 Nisan 1915’te başlayan kara savaşlarında da zafere ulaşılmasının yolunu açmıştır. Çanakkale Savaşlarının Türk tarihi yönünden en önemli sonuçlarından biri de, dünyanın genç komutan Mustafa Kemal’i tanımış olmasıdır. Çanakkale Cephesindeki üstün başarılarıyla herkesin sevgi, saygı ve övgüsünü kazanan Mustafa Kemal, böylelikle büyük bir komutan ve önder olarak yakın gelecekte Türk ve dünya tarihinde oynayacağı rolün işaretlerini vermiştir. Mustafa Kemal’in Çanakkale’deki başarılarını gören Türk Ulusu, Kurtuluş Savaşı sırasında O’nun çevresinde birleşmiş, yurdunu, bağımsızlığını, birlik ve bütünlüğünü korumak için verdiği savaş ile, yeni bir destan daha yazmış, şanlı geçmişine altın bir başarı halkası eklemiştir.” açıklamalarında bulundu.
“Geleneksel bir anma etkinliği”
O dönemlerde başlayan ve sonrasında hep devam eden yürüyüşlerden bahseden Dr. Mithat Atabay; “Bu dönemde dikkat çeken ve bir başlangıç oluşturan ve daha sonra da her yıl düzenlenen “57.Alay Yürüyüşü”dür. 2006 yılında ilk kez Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tarih Bölümü öğrencilerinin öncülüğünde 25 Nisan’da “Ata’nın İzinde 57.Alay Yürüyüşü” başlatıldı. 2007 yılında bu yürüyüşe ilave olarak Tarih Bölümü Öğretim Üyeleri ve Öğrencileri Anadolu tarafında “25 Nisan Kumkale Yürüyüşü”nü başlattılar. Her iki yürüyüş de artık bugün geleneksel bir anma etkinliği haline geldi. Hatta Gelibolu Yarımadasında yapılan 57.Alay Yürüyüşü o kadar büyük ilgi gördü ki, 2011 yılında 54 üniversitenin, 3 Harp Okulu’nun ve Askeri Liselerin de öğrencileri ile izciler de bu yürüyüşe katılmaya başladılar. Bu yürüyüşün ismi 2012 yılında “Milli Bilinç ve 57.Alay Yürüyüşü” adını aldı ve pek çok öğrenci, izci ve gençlik temsilcisi yürüyüşe katılmaya başladı. 2000’li yıllarda dikkat çeken bir başka anma etkinliği her yıl İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri 19 Mayıs gecesi Conkbayırı’nda savaşta hayatını kaybeden Tıp Fakültesi öğrencileri için tören yapmaya başlamaları oldu. Tıp Fakültesi öğrencilerinin düzenlediği anma törenlerine 2006 yılından itibaren İstanbul Erkek Lisesi öğrencileri de katılmaya başladı. Son yıllarda bu törenlere İstanbul Vefa Lisesi, Kayseri Lisesi de dâhil oldu. Çanakkale Cephesi’nde hiç bulunmamış olmalarına rağmen 2011 yılından itibaren Mevlevi Dernekleri de Mayıs ayında “Cephede Sema Yürüyüşü” diye bir etkinlik yapmaya başladılar. Dinsel kıyafetler ile yapılan bu yürüyüş geniş tartışmalara neden olsa da hala her yıl yapılmaya devam edilmektedir” diye konuştu.
“Mehmetçiklerin en büyük destanlarından biridir”
‘Çanakkale Ruhu’ kavramından da bahseden Dr. Mithat Atabay, açıklamalarına şu şekilde devam etti; “2013 yılından itibaren 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi törenlerine, Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı sırasındaki topraklarında yer alan ve bugün bağımsız devlet olan ülkelerin temsilcileri de davet edilmeye başladı ve Çanakkale Şehitler Anıtı’nın bulunduğu yerdeki tören alanına bu ülkelerin bayrakları da çekildi. Bu durum, yapılan törenler açısından çeşitli kesimlerce farklı bir yaklaşımın göstergesi olarak algılandı. Türkiye’de Çanakkale Savaşları’nın algılanması ve anma törenlerindeki değişim yaşandığı bu yeni dönem tam da Türkiye’de yeni bir siyasal iktidarın yönetime gelmesine neredeyse denk düştü ve bu Çanakkale Savaşlar konusunda yapılan törenlere yansıdı. 2003 yılından itibaren yapılan törenlerde manevi değerler ve din vurgusu daha dikkat çekici bir şekilde görüldü. Çanakkale Savaşları ile ilgili kutlama ve çeşitli isimlerle ve yerlerde anma törenlerinin 2000’li yıllarından başından itibaren artmaya başladığı görülmektedir. Hatta yapılan törenlere alternatif törenler ile yeni törenlerin eklendiği görülmektedir. Bunun hiç şüphesiz Türkiye’deki kültürel, toplumsal ve siyasal gelişmelerle yakından ilişkisi bulunmaktadır. Bu bağlamda Türkiye’de son yıllarda bir “Çanakkale Ruhu” kavramı geliştirildi. Bu ruh resmi makamlar tarafından Gelibolu Yarımadasına yeni bir düzen getirmek için çıkarılan yasanın gerekçesinde; “Çanakkale Savaşları; insanlık tarihinde bir dönüm noktasının yaşandığı, güç dengelerinin değiştiği, olayların akışı üzerinde Türk milletinin belirleyici bir rol oynadığı, milletimizin kahramanlık ve fedakârlığının doruk noktasına ulaştığı bir mücadele” olduğu belirtilerek “Çanakkale Zaferi; Mehmet Akif Ersoy’un ifadesiyle ancak “Bedr’in Aslanlarının” geçebileceği bir şan ve şerefe sahip olan ve Mustafa Kemal Atatürk’ün “savaşmayı değil ölmeyi emrettiği”, vatanın dört bir yanından ve bugün birçok farklı devletin toprakları içinde kalmış olan yerlerden savaşmaya gelen Mehmetçiklerin en büyük destanlarından biridir” denilmektedir.”
“Türk Milletinin birlik ve beraberliğinin sembol günlerinden biri olarak icra edilmesi gerekiyor”
18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi ve Şehitleri Anma Günü ile ilgili duygu ve düşüncelerini de dile getiren Atabay; “Çanakkale Savaşları 1990’lardan itibaren popüler hale geldi ve bu durum kutlamalara da yansıdı. Kutlamalar da maalesef farklı boyutlara taşındı ve günlere taşındı. Çanakkale Savaşlarının kutlamalarında 18 Mart ve 10 Ağustos tarihleri kutlamaların yapıldığı günlerken bugün birçok tören farklı farklı günlerde ve temel amaçtan da uzaklaşarak yapılıyor. O nedenle kutlamaların belirli bir disiplin ve vakar içerisinde yapılması ve Türk Milletinin birlik ve beraberliğinin sembol günlerinden biri olarak icra edilmesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
“Vatan, Türk Milleti için en kutsal kavramdır”
Dr. Mithat Atabay sözlerini şu şekilde sürdürdü; “Çanakkale Savaşlarında elde edilen başarı, Türk Milletinin vatanı tehlikeye düştüğünde neler yapabileceğinin bir göstergesidir. Vatan Türk Milleti için en kutsal kavramdır. Türkiye’de vatan sevgisi, millet sevgisi, vatan savunması, Malazgirt’ten, Çanakkale’den, Sakarya’dan ve Dumlupınar’dan alınan dersler ve örneklerle yeni nesillere anlatılmalı ve öğretilmelidir.”
“Birlikten kuvvet doğar”
“Savaşın geçtiği, yaşandığı yerden dolayı biz Çanakkale Savaşları, batılılar Gelibolu Savaşları diyorlar. Ama baktığımız zaman Çanakkale şehrinin anma ve kutlama törenleri dışında fazla bir şekilde bundan etkilendiğini veya yararlandığını göremiyoruz” diyen Atabay; “Hâlbuki gerek yapılan törenler, gerek yatırımlar ve gerekse konuyla ilgili planlamalarda Çanakkale şehrinin yöneticilerini ve Alan Başkanlığı’nın birlikte karar vermeleri ve birlikte organizasyonları yapmalarında büyük yarar olduğuna inanıyorum. Birlikten kuvvet doğar, güzel işler ortaya çıkar bu da başta Çanakkale Vilayetinin tüm halkını ve daha sonra da Türk halkını mutlu eder.” şeklinde konuştu.
“Türk vatandaşının görev ve sorumluluğu”
Dr. Mithat Atabay sözlerini şu şekilde sürdürdü; “18 Mart halkın katılımıyla kutlanmalı, Çanakkale Ruhu nasıl ortaya çıkmışsa, bir “Çanakkale Zaferi Kutlama Ruhunu” da yaratmamız ve o heyecanı hepimizin duyacağı hale getirmemiz gerekir. Şehitlerimize saygı, gazilerimize sevgi, vatanımıza bağlılık, milletimizi yüceltme ve yükseltme, Atatürk’e hürmet Çanakkale Zaferi Ruhunun temellerini oluşturur. Bu ruhu hâkim ve egemen kılmak da her Türk vatandaşının görev ve sorumluluğudur.”
Sedef Cansu Karakuş
Yorumlar
Yorum Yaz