Orta Doğu ve başka bölgelerde suyun stratejik bir konu haline geldiğini belirten Prof. Türkeş, “Kuraklık arttıkça, iklim değişikliği ve küresel ısınmanın etkileri derinleştikçe, suyun güvenlik sorunu ve hidropolitik araç olarak önemi daha da artacak. Birleşmiş Milletler ve bölgesel güçler bu konuda görüşmeler ve anlaşmalarla düzenlemeler yapıyor” dedi. Çalışmalar, tuzlu su arıtma tesislerinin dünya genelinde 20 binden fazla yerde yapıldığını ve 10 yıl öncesine kıyasla iki katına çıktığını gösteriyor.

“Kuraklık artık bir gerçek”
“Uzun süreli kuraklıklar artık bir ihtimal değil, yaşadığımız bir gerçek” diyen Prof. Türkeş, şu ifadeleri kullandı:
“Kuraklık sadece tarımı değil, sosyal ve ekonomik yapıyı da dönüştürüyor; göçleri, şehirleşmeyi ve hatta güvenlik politikalarını etkiliyor.”
Prof. Türkeş’in çalışmaları, Türkiye’de kuraklık riskinin özellikle Marmara, Ege, Akdeniz, Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu bölgelerinde arttığını gösteriyor. Bilimsel veriler, gelecekte bu riskin daha geniş alanlara yayılacağını ortaya koyuyor.
Yağışın her damlası değerlendirilmeli
Prof. Türkeş, su yönetiminde öncelikli olanın doğal yağışlardan en yüksek derecede yararlanmak olduğunu vurguladı.
“Yağmurun her damlasından en etkili biçimde yararlanmak gerekir” diyen Türkeş, “Bu, yağış suyunun büyük bölümünün etkili yağış süreçlerinin devamı sağlanarak, ormanlar, su havzaları gibi alıcı ortamların korunarak, toprakta, yeraltında, göl, baraj ve akarsular gibi hidrolojik sistemlerde tutulmasıyla mümkün olabilir” ifadelerini kullandı.
Tuzlu su arıtma teknolojisi yaygınlaşıyor
Prof. Türkeş, tuzlu su arıtma (desalinizasyon) teknolojisinin maliyetinin giderek düştüğünü belirterek, dünyada 20 binden fazla küçük ve büyük ölçekli tesis bulunduğunu söyledi. Bu tesislerin içme suyu, sanayi ve tarımsal sulama gibi farklı alanlarda kullanıldığını belirten Türkeş, “Yenilenebilir enerji kullanımıyla maliyetler daha da düşüyor” dedi.
Deniz suyu arıtmanın en önemli dezavantajlarından birinin çevresel etkiler olduğuna dikkat çeken Türkeş, “Arıtma sonrası kalan yoğun tuzlu suyun denize bırakılması, ekosistemler üzerinde olumsuz etkiler yaratabiliyor; biyoçeşitliliği azaltabiliyor, tarımsal üretimi olumsuz etkileyebiliyor. Ancak bu tuzlu su uygun yöntemlerle geri kazanılabilir ve sanayi tuzu olarak değerlendirilebilir” açıklamasında bulundu.
Türkiye’de sınırlı ölçekte uygulanıyor
Türkiye’de deniz suyu arıtma teknolojisinin henüz yaygın olmadığını belirten Prof. Türkeş, uygulamaların daha çok turizm bölgeleri ve enerji santralleriyle sınırlı olduğunu söyledi.
“Antalya, Muğla ve Ege kıyılarında bazı enerji santrallerinde arıtılmış deniz suyu proses suyu veya peyzaj amaçlı kullanılıyor” diyen Türkeş, bu teknolojinin kontrollü, çevreye duyarlı ve sürdürülebilir biçimde yaygınlaştırılması gerektiğini vurguladı.
Yorumlar
Yorum Yaz