Gündem

‘ÇAMURUN 4 ELEMENTLE YAŞAM BULMASI’ (15.12.2020)

Bin yıllardır çeşitli coğrafyalarda çamurun geleneği hakkında seramik sanatçısı Yeliz Saydan’la seramiğin anlamını ve doğasını...

‘ÇAMURUN 4 ELEMENTLE YAŞAM BULMASI’ (15.12.2020)

Seramik

‘BENİM İÇİN DÜNYA DEMEK’

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde seramik lisans ve yüksek lisansını yapan Saydan, Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Enstitüsü'nde Sanat ve Tasarım doktorasına devam ediyor. Seramik sanatçısı Yeliz Saydan, “Aslında bakarsanız gezegenimiz topyekûn pişmiş toprak parçası demek. Latincede de seramik terra-cotta demek. Terra toprak cotta pişmiş demek” dedi. Saydan, seramiğin dört ana elementin birleştiği noktada var olduğunu kaydederek, “Bir maddeye seramik dememiz için dört elementin bir araya gelmesi gerekiyor. Toprağı şekillendirmek, belli bir kıvama getirmek için su, toprağı pişirmek için ateş, ateşi söndürmek için hava gerekli. Kısacası hayatın özeti. Benim için dünya demek” diye belirtti.

‘ YAŞADIKLARIMLA BESLENİYORUM’

‘ÇANAKKALE ADINI SERAMİKTEN ALIYOR’

Saydan, seramik çalışırken yaşadığı kentten beslendiğini ifade ederek, “Yaşadığım kentin kültürü, tarihi ve buna bağlı olarak hafızasıyla ilgili besleniyorum. Sadece Çanakkale değil her nereye gidersem gideyim orda yaşadıklarım veya izlenimlerim bir takım değerlerinden sonra dışavurum yapıyorum” ifadelerine yer verdi. Saydan, “Geleneksel Çanakkale Seramikleri dediğimiz bir mevzu var. Kentimizde ismini seramikten alıyor. Kaleyi Sultaniyeyken sonra Çanakkalesi şimdide Çanakkale oluyor. Kale etrafında konuşlanan atölyelerin Çanak Çömlek üretimleri ve bundan sağladıkları ticari geçim kaynağı haline getirdiği bir sektördü” diye konuştu.

‘GELENEĞİ DEVAM ETTİRMEYE ÇALIŞIYORUZ’

Endüstri devriyle birçok el sanatları alanının olduğu gibi seramik alanının da sekteye uğradığını kaydeden Saydan, “Avrupa’ya kıyasla Türkiye'de bayağı öldü. Burada daha duraklama haline geçti. Biz de son dönem seramikçileri olarak canlandırmaya çalışıyoruz” diye konuştu. Saydan, geleneksel formları yorumladıklarını belirterek, “Çanakkale’ye özgü belli başlı yorumlamalar var. Müzelerde ve koleksiyonerlerde bulmak mümkün. Çok da değerli parçalar. Bizde onu yorumluyoruz son dönem seramikleri olarak bunları yorumluyoruz. Geleneği devam ettirmeye çalışıyoruz kendi çizgimizi katarak” dedi.

ÇANAKKALE’NİN KADERİNDE VAR

Saydan, geleneksel kalıplara kendi çizgilerini kattıklarını söyleyerek, “Özellikle at figürü dikkat çekici. Gerek yapılış tarzı gerek fonksiyonelitesi açısından” diye konuştu. “Çanakkale’nin seramik kenti olması onun kaderinde varmış. Buranın toprak yapısı seramik üretimine çok müsait” diye konuşan Saydan, “Troya’dan beri Çanakkale çevresi toprak yapısı itibariyle seramik yapılmasına çok müsait” dedi.

TROYA İLHAM KAYNAĞI OLDU

Saydan, Troya efsanesini hatırlatarak, “At figürünün kullanılmasında aslında Troya'daki at figürüyle ilişkili. Troya efsanesindeki savaşın kazanılması sağlayan at figürü geçtiğimiz 300 400 yılın ustalarına ilham kaynağı oldu” sözlerine yer verdi. “Bende kendimce yorumlamaya çalıştım. 2014 2015 yılından beri üretiyorum, sergilere gönderiyorum, koleksiyonerlerin koleksiyonlarında yer alıyor, bir kaç teze ve makaleye girdi” diye konuşan Saydan, seramiklerini akademik araştırmalarda karşılaştırma için kullandıklarını belirtti. Saydan, “Modern ve çağdaş işlerde yapmaya çalışırken aynı zamanda bu gelenekle de kendi içimde hesaplaşmak zorundayım” dedi.

‘KRİZANTEM ENDEMİK BİR ÇİÇEK’

Yaptığı at figürlerinin göğsündeki rozetin krizantem çiçeğinin stilize edilmiş hali olduğunu kaydeden Saydan, “Kaz Dağlarında çok sık rastlanan endemik bir çiçek. Sadece at figüründe değil Çanakkale seramiklerinin pek çoğunda süsleme ve bezeme amaçlı ustalar stilize edip bunu kullanıyorlar” ifadelerine yer verdi. Krizantem çiçeğinin sıklıkla kullanıldığını vurgulayan Saydan, “Çanakkale seramikleri çok dekoratiftir. Renkler, rozetler, aplike uygulamalar deriz onlara. Zengin içerikli herkesin zevkine uymayan fakat kendi içinde çok büyük estetik barındıran seramikler. Dünya müzelerinde görebileceğiniz formlar bunlar” dedi.

‘SANATIN BİR DERDİ VAR’

Saydan, “Sanatın bir derdi vardır. Biriciktir. Üniktir. Ortaya bir eser koyarsınız ve kafa karıştırırsınız” dedi. “Derdiniz kafa karıştırmak değildir ama ortaya bir soru atarsınız ve kafayı karıştırırsınız. Bunu da dönemsel olarak baktığımızda farklı stillerde resim, heykel, seramik olsun eserleri üretirler” diye konuşan Saydan, “Eser dediğimiz bir şey var. Bazı eserler başyapıta da giriyor. Bunlar tektir” ifadelerine yer verdi.

‘TASARIM CEVAP, SANAT SORU’

Saydan, teknolojiye dikkat çekerek “Dijital çağda sanat eseri dediğimi şeyin kavramı da değişti. Teknolojiyi kullanarak da insanlar sanatçılar üretim yapabiliyorlar. Ya da ortaya bir soru atıp bir kavram üzerinden gidiyorlar.” İfadelerine yer verdi. Saydan, sanat ve tasarım hakkında, “Tasarım cevaplarla ilgilidir, cevap verir. Sanatın ise işi soru sorup kafa karıştırmaktır” sözlerine yer verdi.

HAYATA ADAPTE OLMAK İÇİN SANATA DESTEK VERİLİR

Saydan, dünyada ilk defa kötü bir süreç yaşanmadığını hatırlatarak, “Dünyadaki büyük savaşlar, daha farklı salgınlar hep oldu. Bu dönem atlatıldıktan sonra genelde devletler ya da aristokratlar, sermaye kimdeyse bu o dönemi tekrar geri çevirmek için bir şeyler yaptı” diye konuştu. Kötü koşulların tersine dönderilmesi ve tekrar hayata adapte olabilmek için sanatçıların desteklendiğini vurgulayan Saydan, “Motivasyon amaçlı ve o negatif sürecin bir an önce kendini yenilemesi için bir takım organizasyonlar, enstitüler, okullar ve sanatçı desteklemeleri oluyor” dedi.

Amerika’da tha Art Students League of New York okuluna gittiğini kaydeden Saydan, “130 yıllık bir okuldu. Sanatçılar tekrar toparlansın diye yapılmış bir okul. O negatif dönemi atlatsınlar diye New York'lu sanatçıların inisiyatifleriyle oluşan bir şekilde fon aktarılıp tekrar hayata geçirilen bir organizasyon aslında” diye örnek verdi. “Bu döneminde bu şekilde atlatılacağını düşünüyorum. Fakat ezber bozacak” diye konuşan Saydan, “Klasik anlamda olmasa da biz bu dönemi kaybettiklerimizi geri kazanmak için çeşitli yollardan destekleneceğiz. Ya da çeşitli platformlar çıkacak ”dedi.

‘SANATÇILAR GEZİP GÖRMEKTEN ETKİLENİR’

Saydan, koronavirüs pandemisine ilişkin, “Savaş olsa biter. Ama bu bitmiyor da. Sanatçılar pek çoğu gezip görmekten etkileniyor ve besleniyor” dedi. “Fikret Mualla gibi adamlar delirip oturduğu yerden çok güzel şeyler ortaya çıkarabiliyorlar. Dolayısıyla pandemi kısıtlandı” diye konuşan Saydan, “Acaba sizden bu süreçte üretim çıkar mı diye soranlar oluyor. Hayır çıkmamalı. Bu yaşam savaşı verdiğim bir survivor“ dedi. Saydan, mevcut çalışmalarını devam ettirdiğini söyledi.

‘POZİTİFTEN BESLENİYORUM’

Saydan, teknolojinin sanat alanına girmesine ilişkin, “Buda bir evrim, sürecin bir şeylere dönüşmesi. İnsanları dijital platformlarda bir şeyler yapmaya alışır duruma getirecekler kendilerini. Zamana da ayak uydurmak zorundayız” diye sözlerine devam etti. Saydan, “Genelde sanatçılar dertlenir dertlenir üretir ama ben öyle değilim. Pozitiften etkileniyorum. İçim dolu dolu olduğu zaman taşıyor bende. Negatif olduğum zamanlar kapanıyorum. Kendi kendime atlatıp devam ediyorum” diye konuştu.

‘KENTİN, TOPLUMUN HAFIZASI’

“Depresyondayken hiçbir şey yapamıyorum. Hayata dair bir davam ya da kendimle ilgili bir sorun olduğu zaman kendini kapatan biriyim” diye konuşan Saydan, “Açılışı ancak o pozitif enerjiyle yapabiliyorum. İncelediğim araştırdığım konular çok da içsel karmaşalara ait şeyleri çalışmayı sevmiyorum. Daha topluma ait daha gözlemci daha bilim insanı gibi yaklaştığım konular çalışıyorum. Bir toplumun hafızası bir kentin hafızasıyla ilgili konular” dedi.

‘SANATÇI TOPLUMUN İLERİSİNDE YAŞAR’

Saydan, “Halk düzeyi dediğimiz bir şey var. Daha genele hitap eden yaklaşımlar var” dedi. Bu durumu hayatın her alanında görebileceğimizi kaydeden Saydan, “Sanatçı toplumun bir adım önündedir. Aslında sanatçı 100 yıl 200 yıl ilerde yaşar. Dahi demeyeceğim ama sanatçının ön görüsü vardır. Geleceği biraz tahmin ediyor olmasından kaynaklanıyor” dedi.

‘FARKINDALIK YARATABİLİR’

Saydan, sanatçının bir önerme sunduğunu kaydederek, “Görsel sanatla uğraşıyorsa görselleri çoban gibi güder sanatçı. Dolayısıyla toplumun önündedir. Bunu aktarabiliyor olması toplumda farkındalık yaratabilir. Sanatçı verileri alır, analiz eder ve dışa vurur aslında. İzleyici bundan bir farkındalık yakalar yakalamaz, o izleyicinin o anki zihinsel durumuna bağlı” ifadelerine yer verdi.

‘AKTARIM, KAVRAM ve İFADE’

Saydan, “Seramik teknikleriyle ilgili derdim yok. Bin yıllardır her türlü tekniği denemişler, analiz etmişler, kimya olarak da çamurun her türü denenmiş. Bir sürü pişirme tekniği var. Benim derdim Amerika’yı bir daha keşfetmek değil” dedi. “Seramik sanatçısının teknikle ilgili dertleri de var. Onlar biraz daha kimyasal boyutunda, çamuru zorlamakla ilgili bir takım girişimleri oluyor” ifadelerine yer veren Saydan, “Seramik malzemeyle çamur malzemeyle bir kavramın üzerinden nasıl gidebilirim. Biraz daha sanatçı olmakla ilgili derdim var seramikçilikten önce. Elbette seviyorum. Mesleğin ne diye sorduklarında seramik sanatçısıyım ve sanatçıyım demem. Seramikçiyim, hatta çömlekçiyim bile dediğim oluyor. Öncelikli derdim o değil. Benim derdim aktarım, kavram ve ifade” dedi.

Kaynak: Haber Merkezi
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Haber Merkezi
Editör
H

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!
Yorum Yaz
Yorumunuz yönetici onayından sonra yayınlanacaktır.
Bizi Takip Edin
Henüz hesap eklenmemiş.
- REKLAM -