ÇANAKKALE GELECEĞİNİ KONUŞUYOR
Çanakkale'nin dinamikleri Çanakkale'nin geleceğini konuşuyor.
Ahmet Becan
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Mezunlar Derneği
Biz derneği ilk defa 2001 yılında kurduk, daha sonra dernekçiliği bilmemekten ötürü bir cezaya düşme durumu olduğu için derneğe kısa bir süre ara verdik. Daha sonra 2007 yılında derneği tekrardan açtık. Çomü Mezunlar Derneği’nin esas amacı; buradan mezun olan, bu şehri terk eden insanların buraya bir aidiyetlerini oluşturmak ve üniversitemize gelecek dönemler için hem bir sosyal platform oluşturmak, hem buraya gerektiğinde nakdi, ayni desteklerini,buradan mezun olan öğrencilerimizin artık Türkiye’de belli yerlere gelmiş kişiler olarak veya kurum yöneticileri, kurum sorumluları, şirket sahipleri olarak bu kişilerin üniversiteye geri dönüşlerini sağlayabilmektir. Burada açacakları bir tane kütüphane, burada donatacakları bir tane sınıf, burada okutacakları 10 tane öğrenci, yeri geliyor şehirle ilgili herhangi bir şey, yapacakları en ufak katkı, bizim için önemli rol oynuyor. Biz ağırlıklı olarak öğrenci burslarıyla ilgili kısma yoğunlaştık. İki yıldır neredeyse hiç yapamıyoruz çünkü, üyeler bağışlarını düzenli ödemiyorlar. Böyle sıkıntılara giriyoruz ama en temel görevimiz burs vererek öğrenci okutabilmektir. Birinci gayemiz o dur. Gelen ödeneklere göre hesabımız o ama bu da son iki senedir sekteye uğradı. Sanırım bu biraz ülkedeki ekonomiyle de alakalı, insanlar artık çok fazla ödemeler yapamıyorlar. Yani derneğin esas amacı üniversiteye mezunlarından geri dönüşüm sağlayıp buraya bir aidiyet oluşturmaktır.
1- 2018 Troia Yılı yeterince tanıtılıyor mu? Yapılan etkinliklerin, yatırımların ileriki yıllarda Çanakkale'ye artısı olacak mı?
Öncelikle bu yıl için yapılan çalışmaları büyük takdirle karşılıyorum. Şehir için dünya çapında böyle bir şeyi kabul ettirmek, dünyaya bu kadar yayabilmek gerçekten büyük başarı ama bizler bile bu işin paydaşları olmamız gerekirken ben bunu 2018 yılının başında duydum. Bireysel olarak kendi adıma hem de derneğimiz adına söyleyeyim; biz bunun 2017 yılında paydaşı olsaydık, 2017’de yapılan bu toplantılara katılabilseydik, bizlerle de bunu paylaşsalardı. Çünkü bunların bir ön hazırlık süreci var. Gerek ekonomik kaynak yaratmak, gerek kişilerin planlarına dahil edebilmek, gerek uzun vadeli planlarız içerisine alabilmek için bizim bunu 2017 yılında biliyor olmamız gerekirdi. Neticede bizde bir kurum olarak bu işin içerisinde olacaktık. Kurumsal olarak olabilmek için çok önceden haberimiz olmalıydı. Biz bunu maalesef çok geç duyduk. Bu bir hata mıdır? Bu bir eksiklik midir? Bilmiyorum, hata olarak görmemek lazım ama bu noktada eksik kalındığını düşünüyorum. Bizler paydaşları olabilecek kuruluşlar, kurumlar bunu çok geç duyduk. Ben isterdim ki mezunlar derneği bunu 2017’nin Ocak ayında planlandığında bizde dahil edilelim, bizde duyalım, neler yapabilirizi 2017’de tartışmaya başlayalım, 2018’de hazır olsun. Biz bunu 2 ay önce duyduk, şimdi açıkçası çok etkin bir şey yapabilecek gücümüzde yok, çünkü buna bir finansman yaratabilecek gücümüz yok ama eğer ki öyle bir şey olsaydı en azından bunun için çabalayabilirdik. Tabi yine de destekçisiyiz, Çanakkale için çok büyük bir fırsat, çok büyük bir olay ve şuanda gördüğüm kadarıyla da çalışmalar güzel gidiyor. Şehre dönüşlerin daha tam başladığını söyleyemem ama bunun 5-6 ay sonra şehre dönüşlerinin çok hızlı olacağını düşünüyorum. Umuyorum da böyle gidecektir. İçinde olan arkadaşlarımdan bildiğim için söylüyorum, fuarların hepsine gidiliyor. İtalya’da, Ukrayna’da, Polonya’da birkaç tane yere gidip orada bu işin ciddi ciddi tanıtımını yaptılar. Umarım böyle gider, önce Türkiye için sonra da Çanakkale için faydalı olur. Çünkü Troia bana göre dünyadaki efsaneler içinde en büyük efsanedir. Dünya da bunun üzerine bir efsane olduğunu düşünmüyorum ve bunun Çanakkale’de yaşanmış olması bence muhteşem bir şey ve bunu yeterli kullanamadığımızı düşünüyorum. Türkiye ve Çanakkale bunu hiç kullanamıyor. Avrupa’da gittiğim şehirlerde insanlara Çanakkale deyince bilmiyor, Türkiye’nin yerini bile bilmeyen insanlar var ama Troia deyince biliyorlar. Troia’da yaşıyorum deyince herkes o zaman nerde yaşadığınızı biliyor. Benim şehirde birçok kişiyle iletişimim güçlü olduğu için, fazla kişi tanıdığım için biliyorum. Çanakkaleli olup, 40 yaşından olup hala Troia’ya hiç gitmemiş insanlar var. Yani 40 yaşından hala bu şehirde Troia ile ilgili bir şey bilmeyen insanlar olduğunu biliyorum ve bu beni üzüyor. Bu herhalde her şehir için böyle ama Çanakkale’de buna ne kadar duyarsız kalabilirler ona şaşırıyorum. Çanakkale’nin bir Assos’una, Biga’daki bir Parion’una, Troia’sına duyarsız kalabilmek beni çok şaşırtıyor. Çanakkale’nin yarısının Troia’nın gerçek hikayesini ve gerçek önemini bilmediğini düşünüyorum. Bu rakam belki de daha fazladır. Benim kendi yakın çevrem ve onların çevresinden bildiklerin sadece bu ama yüzde 50’si Troia ile ilgili hiçbir şey bilmiyor. Kalan yüzde 50’sinin de çok kulaktan dolma şeyler bildiğini düşünüyorum. Bu üniversitemiz bir ayıbı olabilir, yani üniversitenin bunda sorumluluğu olduğunu düşünüyorum, belediyenin bunda sorumluluğu olduğunu düşünüyorum, valiliğin bunda sorumluluğu olduğunu düşünüyorum, bu şehirde yaşayan halka bunu öğretememek bence bizim sorunumuzdur. En azından bu yıl ekstra birkaç şey daha katılabilir. Yereldeki insanlara bile bunu öğretmek çok önemli hala önümüzde uzun fırsatlar var ama herkes üzerine düşenin daha fazlasını yapsa Çanakkale’yi dünya çapında tanıtabiliriz. Çünkü Çanakkale insanının entel kimliği öok yüksek, okur-yazar oranı çok yüksek, bazı insanların rotasını üstünde durak yeri yani entel kimlikli insanın çok ziyaret ettiği bir yer, onlara bile bunu anlatmak, doğru anlatmak önemlidir. O yüzden bu yıl bunun için ekstra bir çaba sarf edilebilir. Yani biz sadece bunu dünyaya tanıtmak zorundaymışız gibi değil, şehre de tanıtmamız gerektiğini düşünüyorum. Ne kadar ilgi uyandırır onu görmemiz lazım.
2- İl ve ilçeler yeterince yatırım alıyor mu? Aklınızda kalan yatırımlar nelerdir?
Ben şuanda Çanakkale’de ilçeler bazında yatırımları çokta yeterli görmüyorum ama bazı ilçeler son zamanlarda ön plan çıktı. Bu yatırımlar çok büyük fabrikalar, mesela Biga’da bir İçdaş’ın kurulması büyük oranda bir şeyleri değiştirdi. Bu kadar büyük sanayileşmeye aslında taraf değilim ama bu sanayi şehirlerinin bazı yerlere de gitmesi gerekiyor. Netice de bu ülkenin öz kaynakları, kendi üretmesi gereken kaynakları var. Sanayi anlamında çok taraf olmasam da ülkenin gelişmesi ilin gelişmesinden başlıyor, ilin gelişmesi de ilçenin gelişmesinden başlıyor. O yüzden ilçeler geliştikçe il gelişebilir. Bunun daha düzgün, daha doğru metodlarla, daha sağlıklı, geleceğe daha saygılı, çevreye saygılı bir şekilde yapılması çok önemlidir. İlçeler tam anlamıyla hızlı bir gelişme kaydetmiyor. Çanakkale bu anlamda zaten daha sakin bir şehir, ben Çanakkale’nin aslında tarımla gelişmesi gerektiğini düşünüyorum. Çanakkale’de tarım ürünlerine daha fazla yer verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Son zamanlarda görüyoruz ki maalesef tam tersine gidiş var. Şuan da Lapseki tarafı imar yüzünden, tarım arazileri imara açıldı veya açılmak üzere satın alanlar ekim, dikim yapmıyorlar. Verimli toprakların hepsi şuan da boş duruyor. Kösedere domatesinin artık eskisi gibi verimi yok, keza Batak Ovası çok kötü duruma geldi, tuzlanma başladı. Orada da artık yavaş yavaş birçok sıkıntı görülüyor. Bence bu bölge esas olarak tarım öncelikli bir bölge olmalıydı. Bilmiyorum , devlet politikalarındaki yanlışlıklar mı? İnsanların para için bazı şeyleri daha ön plana alması mı? Yanlış yapılmış kanunlar mı? Ama mutlaka ve mutlaka bu il tarımla kalkınmalı, sanayi bu il için çok öncelikli olmamalı diye düşünüyorum.
3- Çanakkale ili ve ilçelerinde tarım arazileri birer birer satılıyor. Bunlar çiftçiyi ve üretimi nasıl etkiler?
Mesela sadece Lapseki’deki arazilerden bahsedelim; köprü yapılacak diye yaklaşık üç, dört senedir o arazilerin hepsi alındı ama hiç üzerine tarım yapılmıyor. Hepsi şuanda bekletiliyor. Orası imara açılacak, köprüyle beraber çok değerlenecek diye şuanda bile trilyonlardan bahsediliyor. Çok aşırı bir fiyat artışı var. Bir dekar arazi almaya kalksanız neredeyse 1 milyon Türk Lirası isteyecekler. Bu tabi ki oradaki tarım arazisini sekteye uğratıyor. Orada ürünler, kesilen bahçeler var. Lapseki, Umurbey tarafı şuanda meyvecilikle çok ön planda ama birçok kesilen bahçe duyuyoruz. Onların hepsi tarım arazisiyken yarın, öbür gün imara açıldığında hepsi ortadan kalkacaktır. Umuyoruz böyle bir yanlışa gidilmez. Oralar imara açılmaz ama Türkiye’de para bence her şeyin önünde gidiyor. Maalesef devlet politikamız da biraz bu yönde. Umuyorum bir an önce bu yanlıştan dönülür, bizde bu şehirde hala böyle sağlıklı ve mutlu yaşayabiliriz.
4- Gelibolu Tarihi Yarımada'da neler yapılıyor? Gezip görme şansınız oluyor mu?
Ben çok gittim, hala da gidiyorum. Hatta şuanda karşı tarafta alan kılavuzluğu yapan birçok arkadaşım var, onlarla sürekli irtibat halindeyim. Son 5-6 yıldır karşı tarafa biraz daha önem verildiğini görüyorum. Bunun arkasında kimi siyasi sebepler, kimi tarihe olan borcumuz, yaşananlara olan borcumuz neticede burası ülkenin kaderinin çizildiği yer, her ne kadar ülkede Çanakkale’deki savaşla birçok şeyi eş tutmaya çalışanlar olsa da bu bambaşka bir yerde, hiçbir şeye benzemez, hiçbir olayla kıyaslanamaz, dünyadaki sayılı savaşlardan birini verip, Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları sayesinde bu işin mabedi burasıdır. Cumhuriyet’in ön sözünün yazıldığı yer ve her şey buradan başladı. Bu ülke bugün bu duruma gelebildiyse inanın ki bu topraklardan doğdu. Her şeye buradan yola çıkıldı. O yüzden karşı tarafa zaten fazlasıyla önem verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Hiçbir zaman yetmeyeceğini söylüyorum, her zaman daha fazlası yapılmalı ama son dönemde yapılanlarında hakkını yememek lazım, gerek çevre düzenlemeleri, gerek şehitlik düzenlemeleri, peyzaj düzenlemeleriyle şuan da bir gayret var. En azından tertipli ve düzenli gidiyor. Diğer illerden gelen turlarda aslında gayet güzel. Her gün havaalanına 2,3 uçak sadece şehitlikleri gezmek için geliyor. Bu sadece benim bildiğim, 3-4 şehirden gelen uçaklar var. Hafta sonları karşı tarafta adım atacak yer olmuyor. Bu da milli bilinci uyandırmak, insanlara buranın önemini kavratmak için güzel bir şey. Ben buna inanıyorum, ilk okuldan itibaren çocuklar buraya, 7-8 yılda bir kere getirilmeli, bu ülkenin nereden doğduğunu, bu cumhuriyetin nereden doğduğunu görmeleri gerekiyor. O yüzden yapılanlar güzel ama kesinlikle yetmeyecek, sürekli üzerine konmalı, her yıl yenisi eklenerek gidilmeli, çünkü buranın tarihini bir şeye sığdıramayız. Burası benim için çok ayrı bir önem arz ediyor. Bende iyi ki bu şehirde, bunları hissederek yaşıyorum. Bizde Mezunlar Derneği olarak gelen üyelerimize yaptığımız etkinliklerde ilk planımızı Yarımada’yı koyuyoruz ki ilk oradan başlıyoruz. Özellikle şehir dışından uzun yıllar buraya gelmeyen arkadaşlarımıza, üyelerin çocukları, eşleri, burayı hiç görmeyenlere ilk rota olarak şehitliği gösteriyoruz. Her şeyi oradan başlatıyoruz. Önce şehitlerimizi yad edip, daha sonra etkinliklerimizi yapıyoruz. Ben bazen görüyorum insanlar Elazığ’dan otobüsle gelmişler, büyük yorgunluklar oluyor. Bazı belediyeler uçakla getiriyorlar. Dedim ya evet bir şeyler yapılıyor ama yetmez. Yüzlerce kez gitmiş birisi olarak Tarihi Yarımada’nın bir günde gezileceğini düşünmüyorum. Orayı sindire sindire, çocuklara parça parça gerekiyorsa bazı yaş gruplarına oyunlarla, daha görsek boyutuyla anlatabilecek şekilde düzenlemeler yapmak gerekiyor. Tabi ekonomik sebeplerde oluyor, çoğu kafileler bir gece az konaklamayı hesaplamak zorunda kalıyorlar. Zaten şehrimiz konaklama açısından Türkiye’nin en kötü şehirlerinden bir tanesi, bu kadar yoğun turist alan, bu kadar yoğun insanı çeken bir şehir, yılda 8 ay buraya resmen akın var ama Çanakkale otelcilik anlamında gerçekten çok kötü, berbat ve çok pahalı. Biz burada yapacağımız her organizasyonda en büyük sıkıntıyı konaklamadan çekiyoruz. Çok pahalı konaklamalar var. O yüzden yapılması gerekenlerin en başında da bu konaklamayla ilgili kısımlar geliyor. Umarım bu tür şeylere bir çare bulabilirler ama çocukların burayı dinlenerek gezmeleri, bir günde değil de 2 günde gezmeleri çok daha doğru, kalıcı, belleklerinde yer edici bir hareket olur diye düşünüyorum. Birde rehberlik, alan kılavuzluğu yapan kişilerin çok donanımlı olması, burayla ilgili donanımı olması gerekiyor. Benim bildiğim kadarıyla alan kılavuzları bu yıl tekrar bir eğitime tabi tutuldular. Bence bunun 2 yılda bir 3 yılda bir değişik şekillerde veya yöntemlerle yapılması gerekiyor. Yani kendilerini bu anlamda kesinlikle güncellemeleri ve yeni kaynaklara erişip insanlara bunu ulaştırmaları gerekiyor. O da önemli bir boyut diye düşünüyorum.
5- Yakın bir tarihte Küçükkuyu - Midilli seferleri başlayacak. Bunun Çanakkale'ye katkısı olur mu? Tatilinizin bir bölümünü Midilli'de geçirmek ister misiniz?
Midilli’ye çok defa gittim, Çanakkale’den sefer olsa tabii ki Çanakkale’den gitmek bana daha cazip gelirdi. Şuanda Ayvalık’tan yapılan seferler, ben her gittiğimde dolu, hiç boşluk yok en azından yılın belli dönemlerinde 3-4 ay boyunca gemilerde neredeyse hiç boşluk yok, sürekli dolu gidip geliyor. Çanakkale’den olsa ne kadar ilgi uyandırır şuan fizibilitesini hiç bilmiyorum. Yaptılar mı? Yapmadılar mı? Bununla ilgili bir anket yapıldıysa bize ulaştı mı? Bize ulaşmadı ama yapıldı mı bilmiyorum. Herhangi bir ankete dahil olmadım. Çanakkale’den nereye olursa olsun bir ulaşım aracının konması bence her şekilde faydalı olur. Çanakkale’ye ekonomik olarak getirisinin olacağını mutlaka düşünüyorum. Zaten aslında devletin bazı şeylerde sorumluluğunun olduğunu düşünüyorum. Devlet her şeyi kar amaçlı yapmamalı. Bizim maalesef son zamanlarda devlette böyle bir şey söz konusu, devlet sadece kar etmek zorundaymış gibi, tamam çok büyük zarar verici işler yapılmasın ama bunlar gerçekten devlet için çok küçük ayrıntılardır. Hiç sözü bile edilmemesi gereken şeyler, Çanakkale’den sadece Midilli’ye değil şuradan İstanbul’a bile bir gemi seferini başaramamış bir şehiriz. O yüzden Midilli bana göre hayal gibi geliyor ama inşallah olur. Olursa da ekonomik katkısının çok olacağını düşünüyorum. Benim birçok Yunan arkadaşım var, orada insanlarla tanıştığımda hiç birinin devletler arası krizi takmadığını, umurunda bile olmadığını görüyorum. İnanın ki oraya gidince hepsi sizi komşu diye karşılıyor, çoğu Türkçe bilip zaten sizinle konuşuyorlar. Meraklılar, Çanakkale’ye gelmiş en az 4-5 tane insanla konuştum. Zaten Balıkesir’e her hafta sonu geliyorlar. Aynı şekilde sınır kapılarımızdan da öyle, yani Yunanistan’dan her gün binlerce insan Türkiye’ye geçiyor. Hafta sonu Edirne’ye gitmenizi tavsiye ederim Edirne’den Türkiye’ye günde bin, 2 bin araç geliyor. Bu insanlar Türkiye’ye gelip alışverişini yapıyor, geziyor ve gidiyor. Sorduğunuz zaman hatta kızıyorlar. Biz nasıl kendi yöneticilerimize kızıyorsak onlarda kendi yöneticilerine kızıyorlar. Ben siyasi gerilimlerin halkı etkileyeceğini düşünmüyorum.
Nurcan Aytekin
Yorumlar
Yorum Yaz