Teknoloji

Atom Bombasının Mucidi Oppenheimer'ın Hayatından Şaşırtıcı 8 Not

Atom bombasının mucidi J. Robert Oppenheimer'ın sıra dışı hayatı ve bilim dünyasındaki etkileyici hikayesi, merakla beklenen "Oppenheimer" filminde hayat buluyor.

Atom Bombasının Mucidi Oppenheimer'ın Hayatından Şaşırtıcı 8 Not

J. Robert Oppenheimer'ın hayatına odaklanan ve yönetmen koltuğunda Christopher Nolan'ın oturduğu biyografik film "Oppenheimer," 21 Temmuz'da merakla beklenen gösterimine sayılı günler kaldı. İzleyiciler, atom bombasının mucidi olan Oppenheimer'a büyük bir ilgi gösteriyor.

Atom bombasının geliştirilmesi için II. Dünya Savaşı sırasında başlatılan Manhattan Projesi, 1942 yılında ABD'nin New Mexico eyaletindeki Los Alamos bölgesinde bir grup ünlü bilim insanının gizlice bir araya gelmesiyle başlamıştı. Oppenheimer liderliğindeki ekip, 3 yıl süren yoğun çalışmalarının ardından ilk atom bombasını üretmeyi başardı.

Bu etkileyici bilim insanının hayatı, hayranlık uyandıran pek çok ayrıntıya sahip. Öğrencilik yıllarında kara deliklerin varlığını tahmin eden ilk kişi olması, Albert Einstein ile yaşadığı ufak bir polemik, hatta kendi hocasını zehirlemeye çalıştığına dair iddialar hayatının sıra dışılığını gösteriyor.

Kai Bird ve Martin J. Sherwin'in "American Prometheus: The Triumph and Tragedy of J. Robert Oppenheimer" (Amerikan Prometheus: J. Robert Oppenheimer'ın Zaferi ve Trajedisi) kitabı ise bilim insanının şaşırtıcı hikayelerle dolu yaşamına ışık tutuyor. Kitap, Oppenheimer'ın hayatında sansasyonel bir dönüm noktası olarak kabul edilen Manhattan Projesi'nin yanı sıra pek çok ilginç olaya yer veriyor.

Oppenheimer, sadece bir bilim insanı olarak değil, aynı zamanda çok yönlü bir kişilik olarak da dikkat çekiyordu. Bir bilim adamı olmasının yanı sıra, dil konusunda da üst düzey bir yeteneğe sahipti. Yunanca, Latince, Fransızca, Almanca ve Hollanda dâhil olmak üzere altı dili akıcı bir şekilde konuşabilmesi hayranlık uyandırıcıydı. Ayrıca, bilim dünyasının ötesinde Karl Marx'ın "Das Kapital"ini üç günlük bir tren yolculuğunda baştan sona okuyacak kadar da ilgi çekici bir okuyucuydu.

Bu ilginç bilgilerle dolu hayatın sinemaya yansıması, Cillian Murphy'nin canlandırdığı Oppenheimer ile izleyicileri buluşturan "Oppenheimer" filminin merakla beklenen gösterimi, sinema tutkunları tarafından heyecanla karşılanıyor.

1. Sanskritçe de dahil olmak üzere 6 dil konuşabiliyordu.

Bilim insanının aynı zamanda Yunanca, Latince, Fransızca, Almanca, Hollandaca (bunu 6 haftada öğrenmişti) ve eski Hint dili Sanskritçeyi bildiği ifade ediliyor.

Bunun yanı sıra üç günlük bir tren yolculuğunda Karl Marx'ın "Das Kapital"inin üç cildini de baştan sona okuduğu biliniyor.

2. Kendi hocasını elmayla zehirlemeye çalışmış olabilir

Oppenheimer, Birleşik Krallık'taki Cavendish Laboratuvarı'nda fizik doktorası yaparken zor zamanlar geçirmiş ve depresyona girmişti.

Buradaki danışmanı da zeki ve yetenekli bir deneysel fizikçi olan Patrick Maynard Stuart Blackett'di. Oppenheimer'ın pratik eksikliğine rağmen, Blackett öğrencisini laboratuvar çalışmasına zorlamıştı.

Oppenheimer'ın laboratuvarda karşılaştığı başarısızlıklar ve Blackett'in onayını bir türlü kazanamaması onu son derece endişelendiriyordu. Hatta kıskançlığı nedeniyle hocasını zehirlemeye çalıştığı da iddia edilmişti.

Uzun yıllardır onunla arkadaşlık eden Francis Fergusson'un iddiasına göre, Oppenheimer bir keresinde bir elmayı zehirli kimyasallara batırmış ve Blackett'in masasına koymuştu. Bunu da kendisi itiraf etmişti.

3. 12 yaşındayken jeolog sanıldı ve konferansa çağrıldı

Oppenheimer, 7 yaşından itibaren yapıları ve polarize ışıkla etkileşimleri nedeniyle kristallere ilgi duymaya başlamıştı. Fanatik bir mineral toplayıcısı olmuş ve yerel jeologlarla uzun ve ayrıntılı yazışmalar yapmıştı.

12 yaşındaki bir çocuğa yazdıklarından habersiz olan bir jeolog, Oppenheimer'ı New York Mineraloji Kulübü'nde bir konferans vermesi için davet etmişti.

Babasının teşvikiyle toplantıya giden Oppenheimer, bilim insanlarını kahkahalara boğmuştu ve tahta bir kutunun üzerine çıkarak kürsüde konuşma yapmıştı.

4. Öğrencileri ona takıntılıydı

Oppenheimer, dünyayı anlamak için yalnızca matematiğe güvenmiyordu; onu kelimelerle anlatmanın etkili yollarına da ulaşmıştı. Retorikteki başarısı ve fiziğin çok dışındaki konulara dair bilgisi onu büyüleyici bir hatip haline getirmişti.

Güzel cümleler kurmada o kadar yetenekliydi ki ders verdiği öğrencileri büyülüyordu. Bu öğrencilerden bazıları Oppenheimer'a o kadar takıntılı hale gelmişti ki onun gibi giyinmeye ve hareket etmeye başlamıştı.

Öğrencilerin gri takım elbise ve hantal siyah ayakkabılar giydiği, bilim insanının en sevdiği sigaraları art arda yakmaya başladığı görülmüştü.

5. Kara deliklerin varlığını öne süren ilk kişi oydu

Arkadaşı Richard Tolman sayesinde astrofizikle tanışan Oppenheimer, teorileştirilmiş ama henüz keşfedilmemiş kozmik nesneler üzerine makaleler yayımlamaya başlamıştı. Muhtemelen en çarpıcı tahmini ise 1939'da o zamanki öğrencisi Hartland Snyder'la birlikte yayımladığı bir makalede dile getirilmişti. Makalede, uzayın derinliklerinde "kütleçekim kuvveti, ürettiği enerjiyi aşan ölü yıldızların" olması gerektiği ifade ediliyordu. Makale o zamanlar çok az ilgi görmüştü. Ancak daha sonra Oppenheimer'ın kara deliklerin varlığını tahmin ettiğini fark eden fizikçiler, onu yeniden gündeme getirdi.

6. İlk atom bombası testine ölen metresinin kod adını verdi

Oppenheimer, Jean Tatlock'la ilk kez 1936'da tanışmıştı. İkilinin ilişkileri, Oppenheimer'ın Katherine Puening'le evli olduğu süre boyunca devam etmişti.

Bu ilişki, Tatlock'un 1944'te intihar etmesiyle sona ermişti.

Tatlock, Oppenheimer'ı John Donne'un şiirleriyle tanıştırmıştı. Bilim insanı, Donne'un bir şiirinden hareketle bir atom bombasının ilk denemesine "Trinity" (Teslis/Üçleme) kod adını vermişti. Şiirde, "Beni kalbimden vur, üç kişilik Tanrı…" ifadeleri geçiyordu.

7. Einstein ona "budala" dedi

ABD'de McCarthy'ciliğin zirve yaptığı sırada bilim insanı, ünlü fizikçi Albert Einstein'la ufak bir polemik yaşamıştı.

McCarthycilik, 1940'lı yılların sonunda başlayıp 1950'lerin sonuna dek ABD'de sürmüş antikomünist kuşkuculuğu tanımlamak için kullanılan bir terim. Adını ABD senatörü Joseph McCarthy'den alan bu dönemde, aralarında ünlü isimlerin de yer aldığı birçok kişi, komünist ya da komünistlerin destekçisi olmakla suçlanmış, özel ve devlet kurumlarınca sert soruşturmalarla karşı karşıya kalmıştı.

Oppenheimer da 1930'larda komünist görüşlerden etkilenmişti. Ölen babasından kalan 300 bin dolarlık mirasla sol görüşlü çeşitli gruplara maddi destek veriyordu. Bu yüzden ağır baskı altında kalmış ve soruşturma da geçirmişti.

Oppenheimer bu dönemde bir gün Princeton Üniversitesi'nde Einstein'a rastlamıştı. Fizikçi ona soruşturma ve yargılamaya katlanmak yerine çekip gidebileceğini söylemişti.

Ancak o, mevcut politik durumun ancak içeriden değiştirilebileceğini ve bu yüzden kalıp savaşacağını söylemişti.

Einstein bunun üzerine sekreterine dönüp "O bir budala" demişti.

8. Başkan Truman ona "ağlak" dedi

Hiroşima ve Nagazaki'ye atom bombalarının atılmasından sadece iki ay sonra Oppenheimer, SSCB'yle olası bir nükleer savaşla ilgili endişelerini tartışmak için Oval Ofis'te Başkan Harry S. Truman'la görüşmüştü.

Ancak Truman, fizikçiye SSCB'nin asla bir atom bombası geliştiremeyeceğini söyleyerek Oppenheimer'ın endişelerini bir kenara itmişti.

Oppenheimer ise alçak sesle, "Sayın Başkan ellerimde kan var, hissediyorum" demişti.

Truman'ın bu sözlere çok sinirlendiği ve bir daha onunla görüşmek istemediği söyleniyor.

Hatta eski başkan, 1946'da onun için, "5-6 ay önce ofisime gelen ve zamanının çoğunu kıvranarak geçiren ağlak bilim insanı" ifadelerini kullanmış.

Kaynak: Haber Merkezi
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Haber Merkezi
Editör
H

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!
Yorum Yaz
Yorumunuz yönetici onayından sonra yayınlanacaktır.
Bizi Takip Edin
Henüz hesap eklenmemiş.
- REKLAM -