“8 Mart’ın bir önemi kalmadı”
8 Mart Dünya Kadınlar Günü hakkındaki düşüncelerini açıklayan Duygu Karaman; “8 Mart’ın bence artık bir önemi kalmadı bu Türkiye’de. Çünkü kadının değeri kalmadı ki 8 Mart’ın değeri kalsın. Bir azınlık olarak karınca gibi yangını söndüremeyiz belki ama tarafımızı belli etmeye çalışıyoruz tabii ki. Kadın her yerde olmak zorunda, bu inşaattan elektriğe her yere kadar. Bu yüzden iş hayatında kadına yaşatılan mobbinglerin kişisel algı da yattığını düşünüyorum. Bir kadın olarak ben de her yere burnumu sokuyorum. Fakat kimsenin bana mobbing yapmasına izin vermiyorum. En üst noktaya geldiğimizde de rızkımı veren hûdadır deyip çekip gidiyorum. Tabii ki herkes ihtiyacı olduğu için çalışıyor ama dünyada artık sadece bir karakterimiz, kariyerimiz kaldı onu da vermemeye çalışıyoruz elimizden. O yüzden ben yapılan kişisel mobbingleri kadın olarak değil de karakter olarak görüyorum” dedi.
“İçerisinde bulunduğumuz ülkenin tam tersini hayal ediyorum”
“Bir an önce yaşam hakkımızın çözüme kavuşturulmasını istiyoruz. Geriye kalanı zaten kadınlar kendi başına halledebiliyor” diyen Karaman; “Çanakkale küçük bir şehir. Burası da eskisi kadar masum değil ama diğer büyükşehirlere nazaran herkes birbirini az çok tanıyor. Bu nedenle kendimi burada güvende buluyorum. Yine de her ihtimale karşı da yanımdan deodorant, büyük anahtarlarımı ayırmıyorum. Netice de hep bir tetikteyiz. Bu yüzden şu anda yaşamış olduğumuz Türkiye’nin tam tersi bir Türkiye hayal ediyorum. Devir değişirse başımıza ne gelir onu da bilmiyorum. Yaşım gereği bundan önceki liderlerin çok küçük bir kısmına şahitliğim var ve o nedenle öncesini sonrasını ayırt edemiyorum. Ancak şunu da söylemeden geçemeyeceğim bir kadın gelip bana 5 TL’lik bir oje de kampanya var mı diye soruyorsa Türkiye bitsin bence. Ben kendi işim için söylüyorum da değil oje ekmek alamıyor insanlar. Eskiden para üstüne 1 lira vermemek için oje alırdık, şimdi oje için ayrı bir bütçe ayırıyoruz” şeklinde konuştu.
“Kadın sadece bir günde anılmamalı”
İş hayatına anne-kız el emeği ürünler ortaya çıkararak devam eden anne Tüzin Ulusoy ve kızı Beril Teker; 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin düşüncelerini aktardı. Tüzin Ulusoy ve kızı Beril Teker şu ifadeleri kullandı; “8 Martı bir güne bağlamak benim için bir şey ifade etmiyor. Her gün kadın değerli olmalı, toplumda yer bulmalı, saygı görmeli, sadece bir günde anılmamalı. Bana o yüzden sevgililer günü gibi bugünü de tek bir güne bağlamak doğru gelmiyor. Toplumda o değeri her gün görmek bana çok daha büyük şey ifade eder.
“Kadınlar ikinci sınıf olarak görülüyor”
Bulunduğumuz konumda hepimiz kadın olduğumuz için burada herhangi bir zorluk çekmiyoruz. Ama başka bir yerde normal bir iş yerinde çalışırken mutlaka zorluk yaratacak etkenler oluyor. Örneğin bir kadın olduğunuz için terfi etmeniz erkeklere göre daha da zorlaşıyor. Etrafınıza detaylı baktığınızda genel müdür düşünün erkek, belediye başkanı erkek, vali erkek. Her ne kadar kadınlara değerli dense de asla değer verildiğine inanmıyorum. Çabuk ezilecekmişiz gibi görülüyor ve hala ikinci sınıf da yer almaya devam ediyoruz.
“Kadınların bilinçlendirilerek daha güzel mevkilerde yer alması lazım”
Bizi yönetenlerin daha çok kadın olmasını isterdim. Çünkü kadın olan yerde düzen olur devamlılık olur. Kadın olan yerde üretim olur, ince düşünce olur daha hassas noktalara değinilir. Herkesin vicdanına daha dokunur. Kadınların yüksek mevkilerde yer almasıyla erkekler bile davranışlarında daha dikkatli davranır. Mesela kadının bol olduğu iş yerlerinde erkekler daha özenli olmak zorunda kalıyorlar hatta oturuş şekilleri bile değişebiliyor. Çok sık kadınlarla vakit geçirmek zorunda kaldıkları için biraz da olsa bizim dilimizden anlayabiliyorlar. Onun için kadınların güzel yerlerde daha çok yer alması lazım. Yani evde değil de dışarda olması lazım. Tabii ki kadınlarımızın da biraz bilinçlendirilmesi gerek. Eskiden özellikle de Atatürk zamanında kadına verilen değer daha fazlaymış. Ancak bu biraz kadınlarımızdan da kaynaklı. Sokaklarda genç kızlarımızı görüyorum erkeklerle aynı argo kelimeleri kullanıyorlar. Ben 22 yıldır evliyim eşimle bir incitici hakaret sözcüğü bile kullanmışlığımız yok. Eğer erkeklerle o şekilde diyalog kurarsan zaten saygı başından gitmiş oluyor. Kadınlar saygıyı ister istemez kendi kendine kaybettiriyor. O yüzden önce kadını eğitmek gerek, kadını eğitebilirsek ancak o zaman bir şeyler yoluna girebilir. Hala bakıyorsunuz birçok kişiye bizde en son sözü eşim söyler diyor önce bu zihniyet kalkacak.
“Sınıflandırılıyoruz”
Örneğin buraya gruplar geliyor rehberleriyle beraber buraya sokulmuyorlar. Sadece iktidar partisinin üye olduğu Aynalı Çarşı esnafına götürülüp sadece bu yerlerden alışveriş yapabilirsiniz diyorlar. Eğer başka bir yerden alışveriş yaparlarsa da şikâyet ediliyorlar. Biz buraya gelen turistlerden daha çok para kazanıyoruz. Sen grupları buraya sokmazsan benim buradaki etnik kültürümü dolaştırmazsan ne anlamı var yaptığımız işin. Çünkü orada ki dükkânlar hazır satıyor. Burada biz el emeği ürünler sergiliyoruz. Ancak hiçbir rehberden bu nedenle faydalanamıyoruz. Durumun niçin böyle olduğu turlarla konuşulması gerekiliyor. Mesela biz bir kafile geleceğini duyduğumuz da heyecanlanıyoruz birbirimize hazırlanın kızlar turistler belki bizi de dolaşırlar diyoruz. Ama bakıyorsunuz kimse uğramıyor bile haliyle yaşanılan bizi üzüyor. Hatta biz belediyeden bile rica ettik şuraya bir kadınların el emeği pazarı gibi kapı asılsa dedik ama onu da bir türlü kabul ettiremedik. Bir ışıklandırmamız bile yok. Bizi burada insanların görmeleri çok zor oluyor. Belki bir kapı, bir ışıklandırmamız olsa daha dikkat çekici olacağız. İşte bu da kadına verilen değer diyebiliriz.
“Daha özgür bir Türkiye’de yaşamak istiyoruz”
Özgür, lafta demokrasi olmayan, bir ülkede yaşamak istiyoruz. Örneğin; bizim özgür esnaflığımız yok bir topluma bir kursa girdiğiniz zaman fikirlerinizi dile getirebilmek zor hocanız hemen uyarma gereksinimi duyuyor. Orada zaten demokrasi kısıtlanmış oluyor. Bu yüzden önce saygının olduğu bir Türkiye diliyoruz. Bir kadın olarak bir yere oturuyorsunuz amagece geç saatlere kadar orada duramıyorsunuz. Ben tek başıma geç saatlerde dışarı çıktığımda illa bir şey aramış mı oluyorum. Neden benim de canımın sıkkın olup kafa dağıtabileceğim düşünülmüyor. Bizim bu olguyu artık tamamen yıkmamız lazım.”
Demircan; “Bazen kadın kadının kurdu olabiliyor”
Kadının iş hayatındaki yerine değinen Tulû Seramik Yetkilisi Eda Demircan ise; “8 Mart kadınların önemi açısından çok güzel bir gün. Ancak kadınların iş hayatında zorlandıklarını düşünüyorum. Çünkü kadınlar baskın olamıyor. Karşıdaki kişiye işi ifade ederken çok dikkate alınmıyor. İlk etapta bu baskın rolü birçok kadının yapamadığını düşünüyorum. Baskın olmaya çalıştığında da bu sefer erkek gibi olmak zorunda kalıyor. O da itici gözükmesine sebep oluyor. Bu konuda şuna da değinmek istiyorum kadınla bile iş yaparken zorlanıyorsunuz aslında bir nevi kadın kadının kurdu oluyor. Hemcinslerimize karşı nedense ön yargılarımız mevcut. Böyle tavırlarla karşılaştığım da gerçekten şok oluyorum ve nasıl davranacağımı bilmiyorum. Tabii ki bazı kadınları tenzih ediyorum bazıları da bilinçli ve daha duyarlı, birbirlerine destek olmaya çalışanda çok. Yine de eskiye oranla yani bundan 2-3 sene öncesine göre kadınların birbirine karşı tavrı biraz daha iyi diye düşünüyorum” diye konuştu.
“Kadın her şeye yetmeye çalışıyor”
Kadının ağır sorumluluklarına vurgu yapan Demircan; “Atalarımızdan bu yana kadına güzel değer verildiğine şahit oluyoruz. Ancak bu yanlış geleneklerden mi, aile yapılarından kaynaklı mı bilmiyorum kadınların üstüne çok büyük sorumluluklar yükleniyor. Mesela ülkemizde her şeyi kadından bekleme algısı var. Hem anne, hem iş kadını, hem yemek yapan aşçı, hem çamaşırcı, hem temizlikçi. Bu şekilde her şeye yetmeye çalışan bir insan olunca, bir süre sonra da kadının enerjisi tükeniyor. Bence ev hanımlarına da illa çalışmalısın diye baskı yapılmamalı. Çünkü onlar zaten evde de fazlasıyla çalışıyor. Çocuk bakıyor, evin tüm işlerinden sorumlu oluyor” ifadelerini kullandı.
“Kadın hayatın bel kemiği”
Kadının hayattaki önemine dikkat çeken Demircan; “Kadınlarımız hayata karşı biraz daha anlayışlı olmamalılar. Ancak anlayışlı olmaktan kastım sürekli verici olmak, sürekli enerjilerini başkalarına harcamaktan ziyade kendini de önemseyerek zaman ayırması, kafasını dinleme hakkı tanıması. O zaman çevreye daha pozitif bakabilirler. Çünkü kadın her şeyin bel kemiği. Yani kadını çıkardığınız zaman aile dramı ortaya çıkıyor” dedi.
“Kadınlarımız öncelikle kendini tanıyıp ne yapmak istediklerine karar vermeli”
Demircan sözlerini şu şekilde sürdürdü; “Elimde sihirli bir değneğim olsa eğitimde çok büyük değişiklikler yapmak isterdim. Herkesin yeteneğine göre bir yerlere gitmesini bir işte çalışmasını isterdim. Mesela bu sınav olayının kişinin yeteneğine uygun bir şekilde yapılmasını isterdim. Çocuk seramik el işçiliği alanında başarılı olabilecekken anne ve babasının baskısı ile tıp fakültesinde okumaya çalışıyor ve haliyle başarılı olamıyor. Sisteme baktığınız da şu alanda iş fırsatı çok deniliyor oraya bir yığılma yaşanıyor ve o alanda da iş bulma imkânı azalıyor. Örneğin sağlıkçılar gibi. Bir sürü mezun veriyoruz ancak maalesef bir sürü işsizimiz var. Artık vasıflı insanların hiçbiri iş sahibi olamaz hale geldi. Ben bu yüzden meslek liselerinin arttırılıp daha da vasıflı olmasını istiyorum. Herkes tabii ki okumalı eğitim sürecinden geçmeli ancak üniversite okuyunca meslek sahibi olacağım gibi düşünülmemeli, kendi işini kurmaya da destek verilmeli. Bende bu alanda çalışan kadınların yanında yetişerek, birçok iş yerinde çalışarak bu işi yapmaya karar verdim ve bu seviyelere geldim. O yüzden tüm kadınlarımıza önerim öncelikle kendilerini tanıyıp ne yapmak istediklerine karar vermeleri. Sonuçta herkes bir amaç uğruna geliyor bu dünyaya ve o vasfını gerçekleştirmeden ölmemeli diye düşünüyorum. İşte o zaman her şey çok daha güzel olacaktır.”
Sezer; “Kadına verilen değer tek bir gün ile sınırlandırılmamalı”
Kadına verilen değerin tek bir gün ile yeterli olmayacağını dile getiren İlknur Giyim Dükkânı yetkilisi İlknur Sezer; “Esnaf camiasında kadının yeri yaygınlaştı. Ticaret ile uğraşan bayan arkadaşlarımız çoğaldı. Eskiden çalışma hayatında aktif rol alamayan kadınlarımız şu an biraz daha aktif olarak hayatın içerisinde yer alıyor. Tabi karşılığında görmemiz gereken artı mükâfatı göremiyoruz. Evimizin sorumluluğu, çoluk çocuğumuzun sorumluluğu, artı iş sorumluluğu derken kadının yükü çok ağırlaşıyor. Bu yüzden kadına verilen önem 8 Mart gibi tek bir gün ile kalmamalı” dedi.
“Hiçbir kadın erkeğin gölgesinde kalmamalı”
“Mesela esnaf bir kadın olarak bu ürünleri almak için tek başıma ürün almaya gidiyorum. Şehir dışına yolculuklar yapıyoruz, orada türlü insanlar ile karşılaşıyoruz, bilmediğimiz çevrelerin içerisine girip çıkıyoruz yani türlü zorluklarla karşılaşıyoruz. Ama dik duruşumuzla her türlü zorluğun altından bir şekilde kalkıyoruz” diyen Sezer; “Bunlara rağmen ülkemizde kadının layık olduğu değeri gördüğünü düşünmüyorum. Eğitim anlamında kadının güçlü olmasını istiyorum. Mesleki anlamda eğitim almamış dahi olsa hepsinin kolunda altın bir bilezik olmasını diliyorum. Ayaklarının üzerinde dururken öncelikle kendi ekonomik özgürlüklerini sağlamalarını istiyorum. Çünkü bu kadınlarımız için hayatta bir var oluş. Kesinlikle bir erkeğin gölgesinde kalmalarını istemem” şeklinde konuştu.
“Kadınlarımız artık daha güçlü”
Eskiye oranla kadınların gücünü eline aldıklarını söyleyen Sezer; “Eskiden büyüklerimizden de daha çok duyduğumuz kadarıyla erkek egemen bir toplumda yaşadıklarından dolayı kadınlar sadece ev işlerinden çocuk bakımından sorumlu, erkek de dışarıdan sorumlu bir toplumda yaşıyorduk. Onların sözü geçiyordu. Kadın kocasına danışmadan bir adım atamıyordu, evden dışarı çıkamıyordu. Yani daha ezik, daha silik bir kadın tipi vardı. Ama şimdi daha güçlü görüyorum ben kadınları daha da güçlenmesini isterim tabii ki ama eskiye oranla kadınlarımız gücünün farkına artık vardı. Erkeğe muhtaç olmadıklarını anladı ve sorumluluklarını eline aldı. Haklarını öğrendi” ifadelerinde bulundu.
“Kadın şiddetine son verilmesi için bilinçli çocuk yetiştirmek zorundayız”
Kadına şiddetin son bulmasında eğitimin ve kadınların önemini vurgulayan Sezer; “Son zamanlarda kadına yönelik şiddeti çok üzülerek gözlemliyoruz. Bunların hiç yaşanmamasını diliyoruz. Ama tabii ki bunun için de eğitimli bir topluma sahip olmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu yüzden kadınlarımıza yine büyük işler düşüyor. Yetiştirdiğimiz erkek çocuklarına özellikle kadının hakkını bilerek, sevgi dolu bir şekilde yetiştirmenin gerekliliğini savunuyorum. Bu gibi acı olayların hiç olmamasını diliyorum. Aslında bu yüzden bizi yönetenlerinde kadın olmasını çok isterdim. Çünkü kadını kadın anlar, çocuğu çocuk anlar. Herkes birbirini anlayıp empati kurabilmesi için hemcinslerimizin yönetimde daha aktif olması gerekiyor. Ben artık sevgi, saygı, eğitimi yüksek, karakterleri ile güçlü duran, devletin gerekli desteği verdiği, güven dolu bir ortamda huzurlu bir Türkiye’de yaşamak istiyorum” diye konuştu.
Özden Nur ÖZDEN
Yorumlar
Yorum Yaz