Mehmet Kaplan; ''Ben müthiş bir çevreciyim. Örnek olarak Kazdağları’nın tek bir ağacına bile dokunulmamalı. Karabiga’ya dokunulmamalı. Eğer termik santrale ihtiyacımız varsa ki bunun fizibilite çalışmalarını çok daha iyi bilenler vardır ancak, bu çok hassas bir konu. Kurtuluş Savaşı gazisi torunuyum ve bunu ilk defa sizin gazeteniz aracılığıyla anlatıyorum. Benim babam tek çocuktur. Gözlerim doldu… Dedem vefat edinceye kadar gazilik maaşı alıyor babam ve Kurtuluş Savaşı’nda dedemin babama, babamın bana anlattığı bir olay vardır ki kanımı dondurur.
Çok zengin ve malını paylaşmayan bir adam,heybeye altınlarını atıyor, Ermeni ve Ruslar saldırıyorlar. Günlerce savaşırken aç kalıyorlar. Açlık esnasında bu adam altınlarını tek tek yutmaya başlıyor ‘’hadi doyur beni’’ diyerek. Ya boğazı kanayarak, yarılarak vefat ediyor. Altın karın doyurmaz. Eğer altın ihtiyacımız varsa ki var. Bence bunu Kazdağları’ndan temin etmeyelim.
Temin edilen karnı yarılmış ülkelerden alalım hem onlar zengin olsun. Neden? Bakın şuan da pıspıs yaptığımız parfümeri, parfümeri sanayinin yıllık cirosu 2 milyar dolar civarıdır. Sayılar değişkenlik gösterebilir. Tekrar Kızılaycılık damarımı konuşturuyorum; biz Afrika’da su kuyuları açıyoruz. Bir kuyu birkaç yüz liraya mal oluyor. Oradaki insanlar sizin burada bulaşık suyunda kullandığınız sudan daha kötü su tüketiyorlar ve Afrika’nın su sorunu bütünüyle, koca kara kıtanın 200.000 dolara çözülüyor. Bu nasıl insanlık? Utanıyorum insanım demeye. Allah sormaz mı sen koltuk altına parfümeri sıkarken, yüzüne gözüne her bulduğunu sürerken, Afrikalı rengini belli edemeyen, hastalığı esnasında, ateşler içinde yanarken bile belli olmayan o insanlar yakana yapışmayacak mı? Bizim yurdumuz var lütfen kıymetini bilelim.'' dedi HAVVA PORTAKAL
Yorumlar
Yorum Yaz