Kültür

ADADAN METROPOLE SANAT (09.04.2021)

Mimar Sinan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp, Bozcaadalı bir s...

ADADAN METROPOLE SANAT (09.04.2021)

Türkiye’de gravür sanatçının gelişmesinde büyük katkısı olan ‘Bozcaadalı Bir Sanatçı Fethi Kayaalp’i oğlundan dinledik. Mimar Sinan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi tarafından düzenlenen 18 Mart Uluslararası Sanat Günleri kapsamında verdiği webinarda Fethi Kayaalp hakkında bilgi verdi. Ali Kayaalp, “18 Mart Sanat Günlerinin teması ‘İnsan ve Doğa Etkileşimi’ Buradan yola çıkarak sanatçı ve doğa etkileşimi de diyebiliriz” dedi.

“BOZCAADA’DA DEĞİL EZİNE’DE DOĞDU”

Kayaalp, “Fethi Kayaalp 23 Mart 1399 tarihinde sanılanın aksine Ezine’de doğuyor. Bozcaada’da doğmuyor. Adanın karşı tarafında olan Çanakkale’de bir kasabada doğuyor” dedi. “Babasının 1912’de Ada’nın işgal edilmesiyle birlikte bir sürgün dönemi var. Balkan savaşından sonra, Bozcaada Yunan askerlerinin işgaline giriyor. Ada eşrafından önemli ve ileri gelen kişileri, memurları toplayıp Atina’ya gönderiyorlar. Fethi Kayaalp’in babasıyani benim dedem de sürgüne gönderiliyor” sözlerine yer veren Kayaalp, 8 aylık esirliğin ardından yurda döndüklerini ama dedesi Mehmet Şerif Bey personanongrata nedeniyle Bozcaada’ya alınmayarak Ezine’ye yerleştirdiğini ifade etti.

“2 ASIRDIR ADALILAR”

Mehmet Şerif Bey’in eşinin vefatından sonra Ezineli bir hanımla evlendiğini ve 10 sene sonunda Bozcaada’ya dönebildiklerini kaydeden Kayaalp, “20 Eylül tarihinde Yunan kuvvetleri çekilip Türk kuvvetleri adayı teslim aldığında botla adaya geri dönüyorlar. Sanıldığının aksine Fethi Bey Ada’da değil Ezine’de dünyaya geliyor. Ama aile adalı. İki asırdır adada olan bir aile. Adanın eşrafından, saygın bir aile. Bu tarihlerden önce de Rumeli’deler, bugün ki Yunanistan topraklarında denk gelen yerlerde yaşamışlar” diye belirtti.

Ailesinin Bozcaada’da kaldıkları ve Fethi Beyin çocukluğunun geçtiği eve dair Kayaalp, “Ev, KimisisTheotokos Kilisesi’nin başpapazı olan Papa Antimos’a ait. Mehmet Şerif Bey ile çok yakın dostlar. Papa Antimos 1923’ten sonra Ada’yı terk ediyor. Nüfus Mübadelesi Ada’yı kapsamıyor ama kimi Rumlara adayı terk etmek için izin veriliyor. Bence izinden ziyade teşvik de vardı” dedi.

“İLK RESİMLERİNİ KÖMÜRLE YAPIYOR”

“Fethi Kayaalp, bu dönemde ilk kez resim faaliyetini Ada’da görmüş ve burada katılmıştır. Bazı evler metruk kalıyor. Çocuklar orada oyun oynuyor. Rum çocukları beyaz duvarlara kömürle resim yapıyor. Fethi Kayaalp’in en yakın arkadaşları da Rum çocukları” diye belirten Kayaalp, Fethi Beyin gemi resmi yapan Rum arkadaşlarına özenerek duvarlara resimler yaptığını dile getirdi. “Gemiler, balıklar, deniz çiziyor. Bana, ‘Gravürdeki açık ve koyu renkler değerleri arasındaki farklar, geçişler, tonlar benim gözümde ilk defa o beyaz badanalı sıvalı duvarın üzerinde çizilen resimlerde başladı’ derdi ” diye konuşan Kayaalp, “Belki de en erken gravür hevesini, kalkan balıkları serisinde çok rahat gördüğümüz farklı ton ve değerlere olan düşkünlüğünü; Rum evlerinin duvarlarına yaptığı resimlerde görmek mümkün” dedi.

“ÖLMEKTE OLAN RESİMLERİ HAYATA KAZANDIRDIM”

Fethi Beyin babasının da hattat olduğunu ve gemi resimleri yaptığını kaydeden Kayaalp, “Gemi resimleri de yapıyor ama figür çizmiyor. O tip bir eğitimden haberdar değiller. Nasıl figür çizileceğini bilmiyorlar. Adalı olduğu içinde gemi çizen bir babası var. Akademiye girişine de pek fazla müdahale etmiyor” sözlerine yer verdi.

Fethi Beyin Anadolu yıllarını, restorasyon ve akademideki çalışmalarını, İstanbul Resim Heykel Müzesi’nin yeniden açılması için restorasyon çalışmalarından bahseden Kayaalp, “Müzede başladığı restorasyon çalışmalarına akademideykende devam etmiş. Ne resmini ne gravürünü yapabilmiş. Pişman mısınız diye sorulduğunda, ‘Hayır. Ölmekte olan birçok resmi yeniden hayata kazandırdık. Resimlerle tuttuğum not ve defterlerden de bellek çıktı ortaya’ derdi. Bende Prof. Dr. Semra Germen’in danışmanlığında derledim ve tez olarak ortaya koydum” dedi.

ADALILIĞIN SANATÇILIĞINA ETKİSİ

“Fethi Beyin ada resmi hiç yok. Bir tane çok soyut bir manzarası var. Ama ada ile ilişki kurmak çok zor” diye belirten Kayaalp, “Manzara resmi yapmamış olması Adalı olmakla ilgili bir şey. Adayı o kadar içselleştirmiş ki, o toprağa o kadar bağlı ve o kadar oralı hissediyor ki kendini, kolay kolay oturup da onu kendinden uzaklaştırıp ayrı bir nesne olarak görüp, resmini bir türlü yapamıyor’ diye düşünürdüm kendimce” sözlerine yer verdi.

“HİÇ ADA RESMİ YAPMAMIŞ”

Akademi yıllarında da babası Fethi Beyin Bozcaada’ya geldiğini ve yazları resim yapabilecek bir atölyesi olduğunu ifade eden Kayaalp, Hiç Ada resmi yapmıyor. Folklorik özelliklerine, denizine, kalesine, iskelesine, kilisesine dair hiç resim yapmıyor. Bu bana çok enteresan gelmişti. Bana da hep dediği, ‘Adalı insan ne resmi yapacak? Deniz resmi yapacak. Balıkçı resmi yapacak’ derdi. Önceleri yapmış ama 1945 yılında Adadan bir daha dönmemek üzere terk edişinin ardından uzun süre bu konuları hiç çalışmamış. O duygusal kopuşun bir etkisi olmuş” sözlerine yer verdi.

“DUYGUSAL KOĞUŞ, RESİM KONULARINI ETKİLEDİ”

Fethi Bey’in 1960’larda Ada’ya tekrar geri dönene kadar Ada, Adalılıkla ya da deniz kültürü ile ilişkilendirilebilecek unsurların olmadığını kaydeden Kayaalp, “1945’ten 1960’ların başına balıklar, gemiler, denizciler kayboluyor. Duygusal kopuş, resim konularını da etkiliyor” dedi.İlk İstanbul’a gittiğinde Fethi Bey’in balıkçı resimleri yaptığını söyleyen Kayaalp, “Adalı Balıkçı bunlar. Gözünü açar açmaz gördüğü bütün her şey deniz kültürü, rüzgarın kendi arasındaki paslaşmalarına göre yaşandığı bir ada, bazen haftalarca karşı kıyı ile olan bütün bağınız kesiliyor” sözlerine yer verdi

.

“BALIKÇININ SON YEMİNİ”

Kayaalp, ‘Dinamit Balıkçısının Son Yemini’ eseri Fethi Beyin çok özgün neredeyse kendinsin bulduğu bir teknikle yaptığı bir çalışma olduğunu belirtti. Ayazma Plajı’nın o dönemlerde tenha olduğunu ifade eden Kayaalp, “Fethi Kayaalp ve arkadaşı bu Ayazma’ya o dönemde gittiklerine anlamadıkları bir ses duyuyorlar ve yağmur gibi gümüş rengindeki balıkların denizin içine yağdığını görüyorlar. Fark ediyorlarki dinamitle avlanan balıkçılar dinamit patlatıyor. Çok gaddarca bir şey ama ağa ile uğraşmadan dinamitle büyük balık yakalıyorsunuz. Bir sürü de küçük balığın canına kıymış oluyorsunuz. Ve yasak olduğu içinde tehdit ediyorlar. Sonrasın da o balıkçılardan biri dinamiti patlatırken parmaklarını kaybediyor. Aslında çok neşeli ve dinamik biri olmasına rağmen acılı resimler yapıyor. Demek ki Bozcaada resim meselesine böyle girmiş. Resimdeki balıkçı pişman yaptığından” dedi.

“FETHİ BEY VE KALKAN”

Kayaalp, birçok kişinin Fethi Kayaalp ve Kalkan balıkları arasındaki ilişkiyi adalılık ile bağdaştırdığını kaydederek “Enteresandır Fethi Kayaalp 1960’ların ortasına kadar kalkan balığı yapmıyor. Daha da ilginci Ada’da kalkan yok. 1936’da İstanbul’a geldiğinde görüyor. Kalkan, soğuk deniz balığıdır ve Karadeniz’de bulunur. Marmara denizinde de bulunur. Ege’de kalkan bulunmaz. Kuzey Ege tarafları çok soğuktur. Kalkan’ın yurdu olan bir yer değil. Kalkan onun çok ilgisini çekiyor. Dokusu, dokunun kendi içinde taşıdığı değerler, gravürde ne yapıp edip denemesi gereken bir konu haline geliyor. Rum çocuklarıyla beyaz duvarlarda kömürlerle çizdikleri resimlerdeki kontrast, ilerdeki tüm çalışmalarının temelini oluşturan bir çalışmaydı. Kalkanların, yapısı Fethi Beyin çok dikkatini çekiyor. Kalkan balığının çengeldeki görüntüsü ona hep çarmıhı hatırlatmıştır. Kalkanları da Ada ile tekrar barıştığı zaman yapmaya başlıyor. Bir furya halinde dönüp dönüp tekrar tasvir ederek yaptığı ve onun imzası haline gelerek yaygınlaştırarak yapması 1960’lı yılların ortalarına denk geliyor” dedi.

Damla YELTEKİN

Kaynak: Haber Merkezi
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Haber Merkezi
Editör
H

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!
Yorum Yaz
Yorumunuz yönetici onayından sonra yayınlanacaktır.
Bizi Takip Edin
Henüz hesap eklenmemiş.
- REKLAM -