ÇANAKKALE BÜYÜYOR, ÇANAKKALE DEĞİŞİYOR
Zekeriya İŞSEVEN
Çanakkale Lapseki’li İş Adamları Derneği Başkanı(LİAD) ve Çanakkale İnşaatçılar ve Yapı Müteahhitleri Birliği Derneği(Çimder) Yönetim Kurulu Üyesi
1-Çanakkale her geçen gün büyüyor ve gelişiyor. Bu büyümenin Çanakkale’ye katkıları sizce nelerdir? Bu anlamda neler yapılıyor?
Çanakkale’nin her yıl daha da büyüdüğünü hep beraber gözlemliyoruz. Çanakkale’ye katkısı şu olur; Çanakkale, Türkiye’nin diğer illerine özellikle Karadeniz Bölgesindeki illere baktığımızda, oldukça küçük kalmış, kendini geliştirmemiş, bakir kalmış bir şehir. Bu şehirleşmenin bize avantajları da olur, dezavantajları da olur. Benim düşüncem şehrin büyümesi ekonomik olarak burayı kalkındıracağı gibi bu kalkınma esnasında da şehirleşme de çok iyi projeler geliştirerek, şehrin rahat nefes alan, ekonomik girişimi de çok fazla olan, istihdam sahaları daha fazla olan bir şehir haline getirmek için çalışmalıyız. Şuan da Çanakkale Merkez olarak söylüyorum, Merkez il olmasına rağmen şehircilikten biraz uzak, sokaklar dar, kanalizasyon sıkıntıları var ve trafik yaşanmaya başladı. Bunun için eğer şuan da önlem alınmazsa, biliyorsunuz artık İstanbul’un nüfusu 20 milyon oldu, orası taşmaya başladığı için alternatif olarak Çanakkale Boğazı, İstanbul’a en yakın ikinci boğaz olma özelliğine sahip olduğu için yerleşim bu tarafa doğru olacaktır. Köprü ve otobanlar yapıldıktan sonra tahmini süre olarak 2 saat içerisinde İstanbul da ki bir insan Çanakkale’ye varabilecektir. Bunu düşündüğümüzde insanların İstanbul da iş yerine giderken, trafikte her gün 2-3 saat yol yaptıklarını düşünürsek biraz uçuk gibi gelecek ama Çanakkale’nin bir ilçesinde Lapseki’de oturan bir insan ileri de kendi aracıyla gidiyorsa, iş yeri İstanbul da olup bizim bölgemizde bile yaşayabilir. Bunların uzak şeyler olduğunu düşünmüyorum. Çünkü artık elektrikli araçlar gelişiyor, ben öyle düşünüyorum yakın tarihte 20 yıl içerisinde hava araçları da geliştirilecek yani beklide gelecekte burada oturan bir insan her gün işine İstanbul’a gidip gelecektir. İstanbul da yaşayan bir insan da burada işini kurabilir. O yüzden Türkiye’nin en büyük ili, ekonominin can damarı, beyni İstanbul olduğu için, oraya en yakın yerleşim yeri de Çanakkale olarak görünüyor ve gelecekte buranın nüfusunun patlayacağını düşünüyorum. Ama bu patlama esnasında şehirciliği geliştiremezsek, bu şehir boğucu bir şehir haline gelecektir. Belediyecilik anlamında çok iyi çalışılması gerekiyor, projeler geliştirilmesi lazım, zaten bizde yıllardır burada ticaret yaptığımız için şehri biliyoruz. Çanakkale’nin şöyle bir yapısı vardı; burası emekli şehri, burası gelişmesin, burası değişmesin, yeşillik kalsın, sakin olsun diye söyleniyordu ama dünyada ülkeler ekonomik olarak savaşmaya başladılar. Artık top, tüfek savaşları geride kaldı, artık ekonomi savaşları var. Bu savaşlarda da güçlü olmanın yolu istihdam ve üretimden geçtiği için ona göre bir planlama yapmamız gerekiyor. Ekonomide iyi olmamız gerekiyor. İhracat yapan arkadaşlar şöyle bir örnek verir; ‘’ biz bir tır dolusu giysi yapıyoruz, onlar karşılığında bize 1 tane cep telefonu veriyor. İkisinin değeri aynı.’’ Yani ekonomik olarak üretim yapmamız gerekiyor. Biz tüketici bir toplumuz, tüketimimiz aşırı fazla, o yüzden de dünyayla rekabet etmemiz için üretim yapmamız gerekiyor. Üretim yapmak içinde ferah, nefes alınabilir olan üretim sahaları ve rahat yaşanabilecek şehirler olması gerekiyor.
2-Önümüzdeki 5 yıl içerisinde size göre Çanakkale ne yönde(turizm, eğitim, tarım vs) ilerleme kaydedecektir?
Bence Tarım Bakanlığı’nın politikalarında biraz iyileştirmeler yapılmalı. İş veren olduğumuz için, halkın içinde yaşadığımız için biliyoruz toplumumuz da şöyle bir şey var; Tarlası olan insanlar, hayvancılık yapan insanlar köylerden kaçıp ‘’şehirde yaşayayım, masa başında bir işim olsun, asgari ücretin biraz üzerinde bir maaş alayım’’ herkes bunun derdinde. Baktığımız zaman Avrupa’da, gelişmiş ülkelerde çiftçilik yapan insanların gelir seviyesinin çok daha yüksek olduğunu, üretimlerinin yüksek olduğunu görüyoruz. Biz de ise durum tam tersi, bilinçli tarım yapılması ve tarımdaki giderlerin düşürülmesi gerekiyor. Son dönemlerde çiftçiler gübre fiyatları, mazot fiyatlarından çok fazla şikayetçiler, ürettiğimiz mallar, masrafımızı karşılamıyor diyorlar. Biz bunu iyileştiremezsek, çiftçi bu sefer 1 yıl, 3 yıl, 5 yıl tarla da uğraşıyor, örnek veriyorum 100 bin lira para topluyor, 90 bin lira borcunu dağıtıyor, elinde 10 bin lira kalıyor ay’a bölersek ay da bin liranın altında bir geliri oluyor. O zaman çiftçi bu işi neden yapsın? 2 bin liraya bir işe gireyim, şehirde oturayım diyor. O yüzden tarım da acilen iyileştirilmeler yapılmalı diye düşünüyorum. Ben Lapseki’liyim, bizim burada şeftalimiz, kirazımız meşhurdur. Kiraz dediğimiz pahalı bir meyve, şeftali de yıl içinde meyve suyundan her şeyine kadar kullanılmasına rağmen bu ürünleri yetiştiren çiftçi bile şuan da isyan halinde. Bir de bu yıl dolu olayı yaşandı, o yüzden çiftçinin durumu kötü. Ben bundan dolayı Çanakkale’nin önümüzdeki beş yıl içerisinde tarım ve çiftçilikte bu şekilde gidilirse çok gelişeceğini düşünmüyorum. Çanakkale turizm için muhteşem bir şehir ama şehir olarak genele baktığımızda otel ve yatak kapasitemiz çok düşük. Çanakkale merkezdeki otellerin dahi sayısı o kadar az ki, bu inanılmayacak bir durum. Çünkü bizim şehitliklerimize gelen misafirler, Truva şehrine gelen ziyaretçiler, bunun dışında Çanakkale’de askeri birlik var, Jandarma alayı var, buranın her dönemde asker ailelerinin yemin törenlerine geldiği zamanlarda Çanakkale’ye bir akın var. Bunların hepsini düşündüğümüz de otellerde, pansiyonlarda kalacak yer bulunmuyor. Çanakkale’nin otel ihtiyacı da çok fazla diye düşünüyorum. İkinci bir olayda, biz boğaz olmamıza rağmen denizdeki bütün kruvazier gemilerinin buradan geçmesine rağmen bunları kıyımıza yanaştırıp onun içerisindeki yabancı turistleri çekmemiz gerekiyor. Sahile kıyısı olan her hangi bir ilçemize bir liman yapıp yolcuların bu şehri dolaşması sağlamamız gerekiyor. Eskiden bir laf vardı ‘’ Su akar, Türk bakar ‘’ diye biz de burada dövizler aşağı, yukarı geçiyor ama biz karşıdan bakıyoruz. En küçük gemi bile 3 bin tane yolcu taşıyor. Düşünürseniz bir beldenin nüfusu kadar yolcu var. Onlar gemiden aşağı inip 3 saat girdi, çıktı yaptıklarında oradaki esnafa müthiş bir katkısı olacaktır diye düşünüyorum. Denizi kullanamıyoruz, denizle ilgili bir şeyler yapmamız lazım, turizm dedik turizmde kalacak yer sıkıntımız var. Müthiş yerlerimiz var, Ayazma, Şehitlikler, Truva Kenti var, Kaz Dağları hepsi bizde olmasına rağmen buralara yeterince insan taşıyamıyoruz, tanıtım yapamıyoruz. Reklam eksiğimizde var diye düşünüyorum. Ticaret hacmine baktığımızda geçmişten beri Çanakkale il olmasına rağmen Merkez nüfusunun 120 bin olmasına rağmen bir Biga ilçesinin ticaret hacmi, bankalarda dönen giriş çıkış hacmi Çanakkale Merkez’in çok üzerinde rakamlardan oluşuyor. Merkez de bir gelişim yok. Ayrıca 7-8 yıl önce bir banka müdürü arkadaşımla otururken, bana şöyle bir şey söylemişti o da çok ilgimi çekmişti. ‘’Sence Çanakkale’de bankalarda hareket etmeyen, sadece duran, hiçbir işe yaranmayan para ne kadardır?’’ diye bir soru sordu. Bende birkaç tahminde bulundum. Bana söylediği rakam ‘’4 katrilyon’’oldu. Yani bugünkü para ile 4 milyar Türk Lirası, bankalarda hareket etmeden, ticarete katılmadan, hiçbir iş yapılmadan duruyormuş. Bununda ülkenin ekonomisine hiçbir faydası yok. Hiç kimse iş yapmaktan yana değil, herkes sabit bir gelirim olsun, yiyeyim, içeyim, yatayım derdinde ama bu şekilde de bir ülkenin gelişmesi mümkün değil. Bir Japonya’ya baktığımız da Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atıldıktan kısa bir süre sonra dünyanın en gelişmiş ülkesi haline geldi. Almanya savaştan sonra kısa süre de dünyanın otomotiv devi haline geldi, biz hala kendi aracımız yapamadık. Bütün parçalarımızı yurt dışından getiriyoruz. 100 yıldır ayağa kalkmaya çalışıyoruz. Üretime önem vermemiz ve birazda milliyetçi bakışla bakmamız gerekiyor. Kendi çabalarımızla yerli üretime yönelmemiz gerekiyor diye düşünüyorum. Çanakkale de 5 yıl içerisin de tarım alanında ilerleyeceğimizi düşünmüyorum ama iyi çalışırsak turizm alanın da ilerleyebilir diye düşünüyorum.
3- Yaşanılabilir kentler listesinde ilk ona nasıl girebiliriz? Mutlu bir kent olma yolunda neler yapılabilir?
Aslında Çanakkale mutlu bir kent fakat en başta konuştuğumuz gibi şehirleşmeyi çok iyi yapmamız gerekiyor. 5 yıl öncesinde Çanakkale’de trafik diye bir şey yoktu, son dönemlerde trafik çoğalmaya başladı. Bunun da sebebi artık her evde birkaç araba var. Eskiden her mahalle de birkaç araba varken şimdi bütün hanelerde olmaya başladı. O yüzden de şehrimizin, yollarımızın, yeni yapılan binaların projelendirmesi bu koşullar göz önüne alınarak yapılması gerekiyor. İş yine şehircilik ve belediyecilikten geçiyor. Çanakkale insanı gerçekten mutlu, çünkü ben İstanbul’da doğdum ve büyüdüm, Avrupa’ya da gittim, Avrupa dışında da birçok ülkeye seyahat ettim o yüzden iyi bir gözlemciyimdir. Çanakkale’de insanlar mutlu yaşıyorlar. Bir sabah kalktığınız da kordon da yürüyen insanlar, işine gitmek için 3 saat önce değil de yarım saat önce kalkmış oluyorlar. Meyvesi, sebzesi, denizi aynı tatildeymiş gibi bir hayat yaşatıyor. Gerçekten ne kadar şükretsek azdır. Tabi iyi bir planlama ile daha da güzelleşebilir. Şu da benim dikkatimi çeken konulardan birisi; ülkemiz de işsizlik rakamları açıklanıyor, işsizlikten bahsediliyor ama ben Çanakkale olarak ilçelerde ki arkadaşlarımızla da görüştüğümüz de işsizliğin olduğunu düşünmüyorum. Çünkü bizler iş yerlerimizde çalıştıracak işçi bulamıyoruz. Karşı taraftaki kişi ne iş yapacağını sormadan ne kadar kazanacağını soruyor. Bu da sağlıklı bir iş planı oluşturmuyor. Çanakkale bazında konuşayım, siyasetten de biliyorum ki herkesin istediği, devlet kurumlarında masanın başında oturayım, sabah 8’de gideyim, akşam 5’te çıkayım, iş yapmadan kolay para kazanacak iş arıyorlar. Bu da insanları tembelliğe alıştırıyor. Ben Çanakkale’de işsizlik olduğunu düşünmüyorum.
4-Ekonomik yönden değerlendirdiğinizde değişim ve gelişim yönünde yatırımlar (ulaşım, turizm, eğitim, sanayi, termik santraller, metal madenciliği) ne yönde olabilir, maden ve termik santral konusuna nasıl bakıyorsunuz?
Termik santraller ülkemizin ihtiyaçları çünkü biz Türkiye olarak petrol çıkaran, doğal gaz çıkan, doğal kaynakları olan bir ülke değiliz. Bundan yıllar önce tarımda dünyanın en iyi ülkelerinden birisi olmamıza rağmen şuan da gerilerde kaldık, şuan bizim her zaman ürettiğimiz ürünleri yurt dışından getiriyoruz. Bunun yanında enerji üretmemiz gerekiyor, kendi enerjimizin kendimize yetmesi gerekiyor. Bunun da yolu doğal olarak termik santrallerden geçiyor. Çünkü o kadar çok enerji giderimiz var ki, bunu karşılamak için mecburen termik santraller yapılıyor. Ben şöyle bir şey düşünmüyorum, hükümet termik santralleri bu insanların sağlığı bozulsun diye yapmıyordur. Ama kendimizi şu yönde geliştirebiliriz; bizim bölgemiz de son dönemde rüzgar gülleri çok fazla yapılıyor. En temiz enerji kaynağı rüzgar gülleridir. Bununla ilgili çalışma yapılabilir. Hollanda’dan örnek verecek olursak nereye baksanız rüzgar güllerini görüyorsunuz. Bizim bölgemizde de her yere rüzgar gülleri yapılabilir ve temiz enerji üretilebilir. Ayrıca güneş panelleri de yine aynı şekilde kurulabilir. Bunların ürettiği enerji miktarı termik santrallerin yanında küçük kalıyor ama ilk önce bunlara yönelirsek, daha sonra yetersiz kalırsa konumu çevreye zarar vermeyecek, kuru olan yerlere termik santraller yapılabilir. Maden konusuna gelince, ben bazı dernek ve kuruluşların sürekli sağda, solda eylem yapıp ‘’madenleri istemiyoruz, yeşilimize dokunmayın’’ gibi söylemlerini duyuyoruz. Bugün baktığımız da en çok ses çıkaran ve bu tür dernekleri destekleyen Almanya ama dünya da altın üretimindeki en ileri seviye ülkelerden birisi de Almanya’dır. Ülkemizdeki kaynakların dışından petrolümüz yok, doğal gazımız yok, hiçbir şeyimiz yok, yer altı zenginliklerimizi çıkartmayalım ama aşırı tüketen bir toplumuz peki o zaman bu ülke nasıl ayağa kalkacak? Çocukluğumuzdan beri 2023 yılından antlaşmalar bitecek yer altı kaynaklarımızı çıkaracağız vs. gibi şeyler duyuyoruz. Düşündüğümüz de ülkemizde altın kaynakları var ama biz bunları çevremize zarar gelmesin ellemeyelim diyoruz ve çıkarmıyoruz. Bunun için şöyle bir şey yapabiliriz; devlet kuruluşları denetleyerek çevreye en az zarar verecek şekilde kuruluşlar açtırır ve şirketlere şöyle bir görev verebilir.’’ Bu madeni çıkarttıktan sonra toprağı tekrar kapatacaksın ve üzerini yeşillendireceksin ve bende bunu denetleyeceğim’’ diyebilir. Çok iyi bir denetimle beraber maden çıkarıldıktan sonra tekrar doğa örtüsüyle kaplanıp bir şekilde zararsız hale getirilebilir. Ya da derneklerle oturulup neler yapılacağı ile ilgili uzlaşmalar sağlanabilir. Bazı dernekler bu uzlaşmaya yanaşırken bazıları da ‘’hiçbir şey istemiyoruz’’ diyor. Öyle olursa biz gelişmeyen, kendi yağıyla kavrulan bir toplum olalım istiyorlar. Yeni yetişen nesil böyle bir şey istemiyor ki. Gençlerimizde ‘’ben en iyi cep telefonunu almayayım, ben en iyi arabaya binmeyeyim, sakin kalalım, ben yürüyerek te bir yerlere gideyim’’ gibi bir düşünce olduğunu zannetmiyorum. Hepsi en son teknolojiyi kullanmak istiyor, harcamalar hat safhada fakat gelir olarak baktığımız da ‘’onu yapmayalım, bunu yapmayalım’’ mantığıyla düşünürsek bir gelişme sağlayamayız. Siz hem ağaca su vermeyeyim istiyorsunuz hem de ağaçtan en güzel meyveyi yemek istiyorsunuz. Böyle bir şey mümkün değil. O yüzden devletin bu tür termik santral, maden gibi yerleri çok iyi bir şekilde denetlemesi gerekiyor, denetimi yapıldıktan sonra da zararlı olabileceğini düşünmüyorum. Bugün baktığınızda büyük devletlerin binlerce kilometre uzaklıkta ki devletlerle ne işi olabilir? Bunlar hep ekonomi savaşlarıdır. Irak’ın talan edilmesinin, Afrika’nın, Afganistan’ın talan edilmesinin sebebi oradaki yer altı kaynaklarıdır. Bir yerde okumuştum dünyadaki en güçlü lityum kaynakları Myanmar’daymış. Dünya da gelişen teknolojiyle beraber artık akaryakıtlı değil, elektrikli arabaların olacağı, elektrikli arabaların akülerinin de lityumdan yapıldığı düşünülerek oradaki insanlarında orada enerji bulma arayışı yüzünden katledildiğini anlayabiliyoruz. Dünyadaki büyük ülkeler başka ülkelere maden aramak, enerji kaynağı aramak için giriyorlar, biz o zaman kendi ülkemizin içerisindeki enerji kaynakları ve madenlerimizi neden çıkarmayalım? Bunu yapmazsak elimizin tersiyle itmiş oluruz ama dediğim gibi bunları çıkartırken toplum sağlığının birinci plana koyacağız, denetlemeleri çok iyi yapacağız, ondan sonra da iyi bir şekilde yararlanacağız.
5-Çanakkale 1915 Köprüsü şimdiden ses getirmeye başladı. Bittiğinde şehrimize katkısı ne olacaktır?
Bence şehrimize çok büyük katkısı olacaktır. Hem uluslar arası hem de yerel ticarette en önemli şey nakliyedir ve kolay ulaşımdır. Köprü yapıldığı zaman, biz Lapseki’liyiz burada yıllardır görüyoruz kötü havalarda gemiler kalkış yapamıyorlar. Son dönemlerde araç yoğunluğundan dolayı saatlerce kuyruklar oluşuyor. Köprü yapıldığı takdirde İstanbul’dan buraya, buradan İstanbul’a ya da Anadolu’dan, Balıkesir’den buraya bağlanacak otoyollarla Avrupa’ya satışlar ve Avrupa’dan ülke içine girecek ham madde ya da turizm için ulaşımların çok daha kolay olacağını düşünüyorum. Bunun da talep göreceğini düşünüyorum. Bunun dışında insanların seyahati de kolaylaşacaktır. Eskiden gemi kuyrukları, bayram tatilleri dönüşünde, yaz dönüşlerin de birkaç gün olur biterdi. Son beş yıldır baktığımız hafta içi, hafta sonu, bayram ya da bayram dışı her zaman gemilerde kuyruk var. İnsanlar 2 saat sıra bekliyor, 45 dakika da karşıya geçiyor 3 saat zaman kaybetmiş oluyorlar. Köprü yapıldığında Lapseki’den karşıya geçmeniz toplamda 5 dakika sürecek. Bu da zamandan tasarruf sağlayacaktır. Bizim şehrimizin meyvecilikle geçindiğini düşünürsek meyve kamyonlarının gemide önceliği vardır. Valilik onlara öncelik tanımıştır sıraya girmezler. Böyle olduğu zaman meyveniz bozulmadan İstanbul’a ulaşabilecek. Meyveler bozulmayacak ve kamyonlar anında karşıya geçecektir. Bu da kar ve avantaj sağlayacaktır. Aynı zamanda bu bölgenin lojistik ve depolama alanlarına baktığınızda İstanbul’daki arazi fiyatları, oradaki yoğunluktansa Çanakkale’deki arazilerin daha uygun fiyatlı oluşu yatırımcının ya da depolama alanlarına ihtiyaç duyan üreticilerin buraları lojistik, depolama alanları kurabileceği yerler haline getirecektir. Çünkü ulaşım kolay olacaktır. Bir yere ulaşım ne kadar kolaysa orası o kadar çok gelişir. Baktığınız da ana caddelere uzak olan beldeler, köyler hiçbir zaman gelişmezler. Ana caddeye ulaşımın kolay olduğu bütün yerlerde gelişmiştir. Ulaşım medeniyettir. Köprünün çok fazla katkısı olacağını düşünüyorum.
6-2018 yılı Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Troia yılı ilan edildi. Bize kazanımları neler olacaktır? Nasıl hazırlanıyoruz?
Bize çok fazla kazanımı olacaktır diye düşünüyorum. Bugün baktığınız da kendi iş yerimiz için bile reklam vermek istediğimizde fahiş miktarda bedeller ödeniyor. Biz Troia Yılı’nda Çanakkale’ye öyle bir reklam yapacağız ki bunu duymamış ya da hiç geçmemiş insanın ya da diyelim ki ben tarihten hoşlanmıyorum ama doğadan hoşlanıyorum. Ben bu reklamlar sayesinde Çanakkale hakkında görsel basında yapılan tanıtımlarda belki çok güzel bir doğa harikası bir yer göreceğim ve ‘’burası ne kadar güzelmiş, ben burayı görmeliyim’’ diyeceğim. Ya da tarihte bilmediğim bir şey varsa ‘’bu Çanakkale’de var mıymış?’’ diyeceğim. İnsanların buraya gelmesini sağlayacak çok büyük bir reklam olduğunu düşünüyorum. Baktığınız da Amerikalılar filmlerinde bir yeri gösterdiğinde insanlar orayı merak edip görmeye gidiyorlar. Troia Yılı’nın da Çanakkale’ye çok iyi bir tanıtım sağlayacağını düşünüyorum. O yüzden de insanlara konaklayacak yer ve hizmet edecek alanları da acilen yapmamız gerekiyor.
7-Muhtemelen büyükşehir olacağız. Bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz?
Bütün şehir olunduğu zaman belediye hizmetleri yönetimi tek bir merkezden olacaktır. Tek bir yerden yönetim olunca da şehrin kendi gelirleri dışında hükümet ve devlet tarafından da gelirler sağlanacaktır. Bunun da Çanakkale’nin gelişimi açısından çok faydalı olacağını düşünüyorum. Çünkü çoğulcu bir yönetim olacak, özel idare ortadan kalkacak diye biliyorum. Belediye tek çatı altında çoğulcu, katılımcı bir şekilde yönetilirse buranın ihtiyaçları hükümet tarafından sağlanacak desteklerle çok daha hızlı ve seri karşılanacaktır. Siyaset yapmak istemiyorum ama Çanakkale’de belediyecilikte 50 yıl geriden gidiyoruz. Hatta bazı yerlere giderken aracımın havalandırması özellikle kapatıyorum çünkü kanalizasyon kokuyor. Aynı noktalardan geçerken şehirde pis bir koku oluyor. Siz kanalizasyonu, alt yapıyı, arıtmayı yapmazsanız eğer bundan kurtulamazsınız. Bu da hem hastalıktır hem oraya gelen insanların oradan uzaklaşmasıdır. Küçücük Lapseki’de bile tabi belediye kendi 100 yıllık bütçesiyle bunları yapamaz hükümet destekli olması gerekiyor. Burada arıtma tesisi yapıldı ve kanalizasyonlar denize verilmeyecek ve 3 yıldır Lapseki şantiye halinde içme suyu boruları, kanser yapan borular değişti, kanalizasyonlarda arıtma sistemleri devreye sokuldu, evlerimize verilen sular pis değil, bu şekilde yapıldığında hem koku olmuyor hem de denizlere pislik bırakılmıyor. Denizlere pisliği verdiğimiz sürece eko dengeyi bozuyoruz. Deniz de balıklar ölüyor, canlıların yaşamına son veriyorsunuz, bu sefer balık çıkmıyor, balık çıkmadığı zaman fiyatların hepsi yükselmeye başlıyor ve bütün ekonomi ve yaşam zorlaşıyor. Hem ekonomik dengeyi hem de doğal dengeyi korumamız gerekiyor. Çanakkale belediyecilik anlamında çok geri ve zayıf kalmış bir şehir.Bunun acilen toparlanmasının da tek yolu bütün şehir denilen sisteme geçilmesidir. Bu sistem yararlı olacaktır çünkü tek başınıza bir iş yapmaya kalkarsanız bu insana zor gelebilir ama çok kalabalık bir toplulukla iş yaparsanız bu iş çok daha kolaylaşacaktır ve hükümetinde desteğini çekmek çok daha rahat olacaktır. Çanakkale bizim değil de Avrupa’nın bir şehri olsaydı şu anda inanız tanıyamazdınız. Bizde herkes ‘’bana kimse dokunmasın, böyle devam etsin’’ gibi mantıkla yürüdüğü için gelişim sağlayamıyoruz. Türkiye de birçok ilçenin nüfusu Çanakkale’den fazla haliyle belediyenin bütçesi de kısıtlı oluyor. Bunu düşündüğümüzde hizmet için ayrılan bütçe az ve gelir kaynağı elde etmek içinde bir çaba yok, çalışma yok o yüzden de bütün şehir olduğumuzda ben çok daha hızlı gelişip düzeleceğimize inanıyorum.
Caner KÜPELİ