Küçük;’’Sanayi şöyle gelebilir; tarım ürünlerini işlemek için gelebilir. Çanakkale’de bir meyve suyu fabrikası var mı? Yok, ama meyve suyu üreten en büyük illerden bir tanesiyiz. Son dönemde nasıl ki peynirle ilgili bir tanıtım çalışması yapıldı, meyve suyu fabrikası da yapılabilir. Nasıl Bayramiç tüysüzü son dönemde markalaştı, peki onun işlendiği, paketlendiği bir bölüm var mı? Yok. Bu büyük bir kayıptır. Çanakkale domatesi diyoruz, onun işlendiği bir yer yok. Eskiden Çanakkale’de salça fabrikaları vardı, kapatıldı.’’dedi
Hakan Küçük; ‘’Politikalar yanlış sürdürülüyor. Tarım merkezini birinci sınıf tarım alanlarını yerleşime açmaktan ziyade,daha çok tarım arazilerinin korunması ve planlanmasına dair çalışmalar yapılmalıdır. Verimli toprakları işgal ediyorsunuz, yok ediyorsunuz? Neden beton yığını yapılıyor? Ben en büyük hatayı orada buluyorum. O zaman bu siyaset böyle devam ettiği sürece, tabi ki tarım alanları yok olacak, bir zaman gelecek biz görmesek bile insanlar dışarıdan nemalanmaya başlayacaklardır. Bir benzetme olarak söylüyorum; tarım alanları da sürekli bu şekilde betonarmeye çevrilirse herhalde 10 yıl içerisinde Çanakkale’de bir avuç toprak bile bulmamız mümkün olmayacaktır. O bakımdan tarımda da tamamen dışa bağımlı olacağız. Üretim temel prensiptir. ‘’
"HIZLI BİR GELİŞME YAŞADIK’’
‘’Bir Truva’mız var ve 2018’den beri şuan da sıkıca sarılmış durumdayız, sarılmaya da devam etmemiz gerekiyor. Bugün Ezine’nin bir peyniri, Bayramiç’in elması, şeftalisi, Lapseki’nin şeftalisi varken, Çanakkale merkezin neyi var? Çanakkale de bu alt yapı var, bu konu da üniversiteyi yeterince kullandığımızı düşünmüyorum. Üniversite, Belediye ve Tarım İl Müdürlüğü daha aktif biçimde ortak çalışma sürdürmelidirler. Çanakkale merkezde önce buna karar verilmesi lazım. Truva, Çanakkale’ye yeter diye düşünüyorum ama bunun planlamasını turizmcilerle değerlendirilmesi lazım. Tarım alanında ise Çanakkale yine bölge, bölge değişiklik gösteriyor. Bazı bölgelerimiz meyve, bazı bölgelerimiz sebzeye uygun bununla ilgili de çalışmalar yapılması gerekiyor. Batak ovası dediğimiz yerde bir çalışma yapıldı ama yerel yönetimler bazında buna hangi konuda katkıda bulunabiliriz önce onu düşünmemiz lazım. Taşın altına kimler elini koyacak ona bakmamız gerekiyor diye düşünüyorum. Çiftçi ürününü ekerken mantıken hangisinin daha çok kazanç sağlayacağına bakıyor. Hepsi aynı mantıkta ekince o ürün kazanç sağlayamayabiliyor, yani bu ekimleri bir plan çerçevesinde yapılması gerektiğini düşünüyorum. Sözleşmeli tarım yapılarak hem çiftçi hem de ürünlerin değerlendirilmesi açısından daha verimli olacağını düşünüyorum. Biga da çeltik üretimi varken, Bayramiç’in Kaz Dağlarından aldığı doğal havayla yetişen elması varken Çanakkale merkez de bazı mevcut arazilerimizi sulayamıyoruz. Bunları bölgesel olarak değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Üniversite gençliği ayrı bir ekol zaten onlar kendi dünyalarını kuruyorlar. Onların şehre getirmiş olduğu, özellikle ekonomik olarak bir katkı ve canlılık var. O canlılığın getirdiği iş yeri sayısının artışı var. İş yeri sayısı arttığı gibi çeşitliliği de artıyor, AVM’lerimiz yoktu şimdi üç tane ortaya çıktı ve onlarda kendi içerisinde yarışarak daha iyiye ulaşıyorlar. Bu gelişmeler birçok şehirde en az 20 yılda gerçekleşirken bizde 5 yılda gerçekleşti. Hızlı bir gelişme yaşadık.’’
"TARIM İÇİN SANAYİ GELEBİLİR’’
‘’Çanakkale ortak alanı içerisinde oksijenin en bol olduğu yer Kaz Dağları’dır, Alpler’den sonra oksijeni en bol olan yer olduğunu söylüyoruz. Sanayi ile burayı bozmamalıyız ya da yer altındaki madenleri çıkartmakla burayı bozmamalıyız. Çünkü yaşanacak en ideal yerdeyiz. Bir de yaklaşık 30-40 yıldır, çok uzun bir süredir sulu tarım üzerine ya da suların değerlendirilmesiyle ilgili barajlar yapılıyor, sulama sistemleri yapılıyor. Ardından sanayiyi getirdiğimizde buna ters bir etki yapıyoruz. Bu havanın içerisinde tarımın geliştirilmesi, özellikle organik tarımın geliştirilmesi daha uygun olacaktır. Sanayi yerine o gelmelidir. Bacasız sanayi; turizm olur, tarım olur bu alanlarda yenilikler ve çalışmalar yapılmalıdır. Sanayi şöyle gelebilir; tarım ürünlerini işlemek için gelebilir. Çanakkale’de bir meyve suyu fabrikası var mı? Yok ama meyve suyu üreten en büyük illerden bir tanesiyiz. Son dönemde nasıl ki peynirle ilgili bir tanıtım çalışması yapıldı, meyve suyu fabrikası da yapılabilir. Nasıl Bayramiç tüysüzü son dönemde markalaştı, peki onun işlendiği, paketlendiği bir bölüm var mı? Yok. Bu büyük bir kayıptır. Çanakkale domatesi diyoruz, onun işlendiği bir yer yok. Eskiden Çanakkale’de salça fabrikaları vardı, kapatıldı. Bayramiç’te üzüm yetiştiriciliği, ona keza Bozcaada ve Bayramiç Bölgesinde yetişen üzümlerin başka yerde yetişmediği, özellikle kanyak üretimi için yetiştirilen üzümler ama şuan da değerlendirilemiyor. Ev atölyelerinde kaçak şekilde yapılıyor. Bayramiç’in bazı bölgeleri var ki, sadece bağ üretimine elverişlidir. Bunu değerlendiremiyoruz. Yani kanyak fabrikasını kapattık.Bölgede bazı köylerde alanlar azaldığı için şuan da özel şirketler yoluyla da yeteri alım yapılamıyor.Son olarak Atatürk’ün “Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.” sözüyle bitirmek istiyorum. CANER KÜPELİ