Belediye Sosyal Tesislerinin yerine uygulanacak proje konusunda Ak Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan’ın önerisi kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Aslında Belediye Başkanı Ülgür Gökhan’ın da Ak Partili Turan gibi düşündüğü ortaya çıktı ancak başkan hala ‘inadım inat’ anlayışını bir türlü kıramıyor.
Keşke kırabilse.
Edirne’nin Keşan Belediye Başkanını örnek alabilse.
O da muhalif ama söz konusu Keşan olunca unutuyor siyasi farklılığı.
Hatta teşekkür bile ediyor hükümetin bakanına.
Ya Gökhan !
Hadi kır inadı başkan..
ADA KAYNIYOR
Çanakkale’deki siyasi polemik Bozcaada’ya taşındı. AK Parti ile CHP arasında karşılıklı söz düelloları sürerken tartışmaların odağını aslında Belediye Başkanı Dr. Hakan Can..
Seçim öncesi verdiği sözleri hatırlatıyor Ak Partili yöneticiler ve soruyor ‘Ne oldu?’
Gayet doğal. Belediye Başkanının ‘almayacağım’ diye söz verdiği işgaliye ücretlerinin iki yıl içersinde artışını söylemek ve eleştirmek eğer suçsa amenna ama şahsen yerel yöneticileri verdikleri sözlerinden dolayı denetlemenin doğru bir siyaset olduğunu inanıyorum.
Atık su tesisini hala kuramamış olan ada belediyesi fosseptiği deniz canlıları için akvaryum kabul edilen Saroz ile Ege’nin birleştiği denize deşarj ediyorsa çok büyük ayıp, aynı zamanda çevre katliamı.
Adanın koylar dahil, bakanın önerdiği referandum da katma değeri olarak ada imar meselesinde belediye hala daha Çevre Şehircilik Bakanlığına beklenen yazıyı göndermemişse bunu hangi siyasi olsa eleştirir.
Evet ada kaynıyor ama öyle bildiğimiz kaynama değil.
CHP’li belediye başkanını iş yaptırmaya zorlayan ve verdiği sözleri tutmaya yönelik bir kaynama bu.
SOKAĞA DAVET
Çanakkale’de bir sivil toplum örgütü dün İskele Meydanında ‘ Amasız evlerimizden çıkalım’ diye bir çağrıda bulunmuş. Artvin’deki çevre hareketinden örneği de dahil ederek global bir çağrı yapıyor.
Artvin’de polise atılan taşları televizyon ekranlarından görüyoruz. Evden çıkıp polise taş mı atacağız? Nasıl anlayış bu? Böyle bir anlayışla çevre mücadelesi mi yapılır? Düpedüz toplu isyan çağrısı bunun adı. Konuşma, ikna etme dururken niye sokağa davet edilir insan?
Evlerimizden her gün çıkıyoruz. İşe gidiyoruz, alışverişe, okula, mahkemeye, resmi işlemler için bir şekilde çıkıyoruz evlerimizden. Hem de ‘ama’ demeden. Adam gibi çıkıp yine adam gibi evlerimize, yuvalarımıza dönüyoruz.
Bir şey vesile kılınıp, çocuklar kullanılıp, polise atılan taşların nereye vardığını Diyarbakır’da gördük.
Biz bu filmi yıllarca seyrettik.
ESNAFLAR SORUYOR
Esnaf temsilcileri belediye başkanı ile aylık toplantıda bir araya gelmiş. Şubat ayı toplantısını içerik anlamında basına yansıdığı şekli ile biliyoruz.Terör, iç ticareti yönlendiren firmalar mali yönü itibarıyla yerel esnafa yansımaları gibi konular görüşülmüş ve bir de yatırım mevzuuna girilmiş.
Ocak ayının son günleri ile Şubat’ın ilk haftası arasında, Halk Bahçesinde kurulan açık hava pazarı konusuna değinildi mi, toplantının basına yansıdığı şekliyle yok. Bu konu hakkında ilk günden beri yüzlerce esnaftan şikayet aldım. Dün de ‘Ne oldu’ diye soruyorlar.
Bugüne kadar, esnaf odalarının gözü önünde kurulan Halk Bahçesindeki açık hava pazarına ilişkin tek bir yanıt almadım ve belediye başkanı ile yapılan son toplantıda konunun gündeme gelip gelmediği hakkında da bilgim yok. Açıkçası oda başkanlarına şifai olarak bugüne kadar ben de sormadım, onlardan yazılı açıklama yapmalarını bekledim.
Yani durum, ilk günkü gibi muamma. Hala sabırla bekliyorum.
Cevap gelirse paylaşırım esnaf arkadaşlar.
DENETİMİN ADI VAR
Çanakkale’de tüketilen ekmekler ile ilgili bugüne kadar kaç şikayet aldığımı hatırlamıyorum. Özellikle gece imalatlarında, poşete giren ekmeği açık havada ilkel şekilde soğutma yöntemi de dahil, ekmeğin içinden çıkan mide kaldıran yabancı maddeler ve taze ekmeğin küf tutmuş hali. Kim tarafından üretildiği hakkında tüketici hiç bir şey bilmiyor.
Fırıncılar kadar marketler de sorumlu tutulmalı. İade, başlı başına çözüm yöntemi değil.
Benim en çok merak ettiğim gıda denetçileri. Haftanın kaç günü çıkar, denetimler için mesai saatleri mi dikkate alınır, sadece imalat yerine mi gidilir? Açıkçası ‘gıda kodeksi’, tebliğ gibi yazılı kuralların Çanakkale’de layıkıyla uygulandığını hiç görmedim.
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakan Yardımcısı Çanakkaleli. Daha hassas olunması gerekmez mi? İl Müdürü bu anlamda niye denetçileri uyarmaz, işlerini ciddi şekilde yapmaları için kendi kurumu içersinde denetim uygulamaz?
Çanakkale’de tüketici sahipsiz mi?