ÇANAKKALE BÜYÜYOR, ÇANAKKALE DEĞİŞİYOR
FİLİZ SANAY
FEMİN & ART ULUSLAR ARASI KADIN SANATÇILAR DERNEĞİ ÇANAKKALE ŞUBESİ BAŞKANI
1-Çanakkale her geçen gün büyüyor ve gelişiyor. Bu büyümenin Çanakkale’ye katkıları sizce nelerdir? Bu anlamda neler yapılıyor?
Ben, dört kuşak Çanakkaleliyim. Anne tarafım, baba tarafım Çanakkale’de doğup büyüyen ve Çanakkale’ye katkı sağlayan insanlar olduğu için gurur duyuyorum. İstanbul Üniversitesini bitirdiğim yıl sanat tarihçisi olarak 1984 yılın da Trakya Üniversitesinin Çanakkale Meslek Yüksekokulun da sanat tarihi öğretmeni olarak göreve başladım ve 2004 yılına kadar görevimi sürdürdüm. Bu dönem de Türkiye genelinden gelen birçok kişiye Çanakkale seramiklerini, halılarını, Çanakkale’nin tarihini, Türkiye’mizin tarihi değerlerini aktardım. Birçoğu mesleğini yapamasa bile aldığı genel kültürle güzel yerlere geldi. Bugün Çanakkale de karşılaştığım da ne güzel günlerdi onlar diyorlar. Geçmişe hep bir özlemimiz var. Sizin sorunuz da her geçen gün Çanakkale büyüyor, gelişiyor sözü doğru. Çünkü, ben 1983 yılın da geldiğim de Çanakkale’nin ulaşımı sıkıntılıydı, araba sayısı azdı, imkanları azdı. Üniversite olmadığı için, meslek yüksek okulları yeterli öğrenci toplayamadığı için çok kalkınmış bir şehir değildi. 2002’de Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi kurulduğun da hepimiz sevinmiştik. Biz 10 yıllık personel olarak bu kuruluşa vesile olduk diye, gurur duymuştuk. Ve üniversite hızlı bir gelişme kaydetti. İyi tanıtımlar yapıp, başarılı gençler yetiştirip bu güne ulaştı. Bugün de tercih edilen bir üniversite olduğunu duyduğumuzda seviniyoruz. Ben üniversite eğitiminden ayrıldım ama Çanakkale’yi araştırmayı, gezmeyi ve bu şehre hizmet etmeyi bırakmadım. Öncelikle başka üniversiteler de misafir öğretmen oldum. Doktoramı tamamladığım için birçok üniversiteye davet edildim. Ve kazanç düşünmeden gönüllü rehberlik yaptım. Türkiye’yi, Çanakkale’yi tanıttım tabi bu çalışmalar yıllar sürdü. Bu yıl içinde de artık gazeteci genç bir arkadaşımız bize Femin & Art Kadın Sanatçılar Derneği’ni tanıttı ve onunla birlikte bu derneği kurduk. Onun evlilikten sonra ayrılışı nedeniyle ben başkan yardımcısı olduğum için dernek bana kaldı. 2007’de kurulmuş uluslar arası boyutta olan, kadınların sanatçı olarak kendilerini keşfetmelerini, bu keşiflerin ürünlerini sergilemelerini, tanıtmalarını, hayallerini gerçekleştirmelerini sağlayan bir dernek olduğu için bende tüzüğümüze uygun davranıyorum, bütün kadınlara seslenmeye çalışıyorum. Bunu da basın yoluyla arkadaşlarımızın sayesinde yaptığımı düşünüyorum. Çanakkale’nin tanınmış birçok gazete ve televizyonun da verdiğimiz röportajlarla hanımları davet ediyoruz. Davetimize katılan çok sanatçımız var. Şuan da aktif olarak iki yıl içinde sergi açan iki sanatçımız var. Bir tanesi ‘’seherce’’ rumuzuyla bize su kabaklarından aydınlatmalar, dekoratif eşyalar yapan ablamız. Diğeri de Hasene Çorbacıoğlu isimli ozan şairimiz. O bir Truva’lı, bu topraklarda doğmuş, büyümüş, anne olmuş, çocuklarını yetiştirmiş daha sonra yazmış olduğu şiirlere bizim denk gelmemizle şair olmaya ikna edilmiş, bir sanatçımız. Kitabı bu yıl çıktı ama en önemli etkinliği Çanakkale’de ilk defa ‘’Şiir’in Sergisi’’ni açtı. Çanakkale’deki gelişmelere bunları eklemek zorundayım. Çünkü bunlar, sanatsal gelişmeler. Aktif olarak ben ne yapıyorum; kitap yazıyorum, nesillerce Çanakkale’de yaşamış, emek vermiş kişilerin araştırmalarını yapıyorum, böyle devam eden bu çalışmalar yakında ürünlerini verecek.
2-Önümüzdeki 5 yıl içerisinde size göre Çanakkale ne yönde(turizm, eğitim, tarım vs) ilerleme kaydedecektir?
Turizmde ilerlemeyi parlak görüyorum. Bozcaada, neredeyse Bodrum’la yarışır duruma geldi. Gökçeada, Bulgarlar tarafından dünyaya tanıtılıyor. Assos zaten kendini tanıtmış bir bölge. Bir tek Çanakkale merkezin transit bölge olması ve ulaşım nedeniyle insanların burada çok kalmaması Çanakkale’yi gölge de bırakıyordu ama Gelibolu yarım adası ve oraya yapılan turlar, Çanakkale’nin ‘’Aynalı Çarşı’’sı sanırım bir beş yıl içerisinde Çanakkale’yi geliştirdi. Tabi eksikler yok mu? Var. Artılar çok, eksilerde olacak. Ama zaman içerisin de her şeyin yerine oturacağını ve bu gelişmelerin iyi yönde olduğunu düşünüyorum. Eğitim yönünden ise Çanakkale’ye gerçekten bir beyin akışı var diyebilirim. Niye bunu söylüyorum? Ben dikkat ediyorum özellikle yönetici çevresindeki kişilerin emekli olup buraya yerleştiğine tanık oluyorum, elinizi sallasanız öğretmen emeklisi şehri haline geldi. Yani emekli öğretmenlerin, üst düzey memurların, üst düzey askeri emeklilerin yer aldığı bir şehir de kültürde yüksek oluyor. Bütün konserlere herkes gidiyor, etkinliklere herkes katılıyor, belediyenin yaptı festivaller coşkulu oluyor, valiliğin yaptığı etkinlikler tercih ediliyor ve insanlar sergi salonlarının kapılarını tıklatıp ‘’serginizi ne zaman açacaksınız? ‘’, ‘’sergi yok mu? ‘’ sorusunu yöneltiyorlar. Üniversite gençliği ayrı bir ekol zaten onlar kendi dünyalarını kuruyorlar. Onların şehre getirmiş olduğu, özellikle ekonomik olarak bir katkı ve canlılık var. O canlılığın getirdiği iş yeri sayısının artışı var. İş yeri sayısı arttığı gibi çeşitliliği de artıyor, AVM’lerimiz yoktu şimdi üç tane ortaya çıktı ve onlarda kendi içerisinde yarışarak daha iyiye ulaşıyorlar. Bu gelişmeler birçok şehirde en az 20 yılda gerçekleşirken bizde 5 yılda gerçekleşti. Hızlı bir gelişme yaşadık.
3- Yaşanılabilir kentler listesinde ilk ona nasıl girebiliriz? Mutlu bir kent olma yolunda neler yapılabilir?
Aktif yaşamını herkes birbirine saygı ve sevgi içerisin de sürdürürse daha da mutlu oluruz. İnsanlara ‘’mutlu musunuz’’ diye soru yöneltirseniz ‘’mutluyuz’’ cevabını alırsınız. Ama tabi eksiklikleri görmeyen hayalperest insanlar değiller. Hayallerini gerçekleştirmiş başarılı insanlar ve bu şehir de daha iyi şartlarda, çocuklarının da çocuklarının da geleceğini düşünerek yaşamak istiyorlar. Örneğin ; üniversitenin daha fazla gelişmesini istiyorlar, iş sektöründe özellikle ekonomik açıdan her geçen gün ağırlaşan işsizlik sorununa çare bulunmasını istiyorlar, buna bende katılıyorum çünkü, gençlerimiz en yüksek düzeyde okuyorlar, iki üniversite bitiriyorlar ama şehrimiz de iş bulamıyorlar. Şehrimizin turizm açısından para kazanması gerektiğini düşünüyorum ama en fazla üç ay kazanıyormuş onu da turizmciler ifade ediyorlar. Bu durumda şehrin 365 gün aynı şekilde olmasa bile en az yarısı kadar zamanda iyi ekonomiye sahip, huzur içinde, kazanan-kazandıran, gelişen bir şehir olmasını diliyorum. Sanata değer veren, özellikle bizimle birlikte yaşayan doğal çevreye saygı duyan, evinin kapısının önüne hayvanları düşünüp su ve ya mama koyan, insanların trafikte birbirlerine küfür etmediği, kavga çıkarmadığı, gittiği yerde diğer insanlara saygıyla davrandığı bir şehirde yaşadığımız için mutluyuz. Bunun bozulmasını istemeyiz, izinde vermeyiz.
4-Ekonomik yönden değerlendirdiğinizde değişim ve gelişim yönünde yatırımlar (ulaşım, turizm, eğitim, sanayi, termik santraller, metal madenciliği) ne yönde olabilir, maden ve termik santral konusuna nasıl bakıyorsunuz?
Ekonomik yönden Çanakkale; zengin. Bunu kesinlikle söyleyebilirim. Fakir yok mu? Kesinlikle var. Ama uçurum diğer şehirlere göre daha az. Burada aranan o orta tabaka öğretmenler, emekliler sayesinde hala yaşıyor. Üst düzey yöneticilerimiz, üst düzey sanayicilerimiz, üst düzey zenginlerimiz diyebiliriz yok mu? Bol bol var.Yanlış hatırlamıyorsam vergi rekortmenlerinin ikinci sırasında yer alan bir sanayicimiz var. Kale Bodur gibi üreten bir fabrikamız, onun başında da bir kadın var ve aktif üretim yapıyor. Yeni şirketler geldiler özellikle İÇDAŞ, GESTAŞ gibi kurumlar şehrin gerçekten yapısını değiştirdiler, katkılarda bulundular ama bir taraftan da bu yoğunluk, bu tercih özellikle madenler açısından Çanakkale’nin de madeni bol bir şehir olması ya da bölge olması nedeniyle sorunlar yaratmıyor değil. Özellikle santraller ve altın madeni üretim merkezleri; zeytinliklerin, ormanların ortasında kendilerine yer bulmaya çalıştığı zaman Çanakkale halkı, yöneticilerine ‘’dur deyin!’’ diye uyarıda bulunuyorlar. Belki bunda haklılar çünkü su rezervlerinin olduğu, kaz dağları gibi tarihsel ve de tabiat şaheseri hatta dünya da tarih olarak yerini almış bir bölgenin kazılıp kazılıp bırakılması ya da toprağının suyunun zehirlenmesi demek gelecek kuşaklara kötü bir miras, hatta belki yaşanmayacak cehennem bir bölge demek. Buna da engel olunuyor, bunlara engel olan kişiler de gelişime karşı olan kişiler değil aksine o vahşi, alan ama vermeyen sanayiye karşılar. Çünkü bunları yapan kişilerin bir kısmı sadece kendi çıkarlarını ya da ekonomik güçlerini düşünüyorlar, bölgeye hiçbir katkı da bulunmuyorlar. Onlara tabi ki tepki veriliyor. Köylerin topraklarına konmamaları gibi, Türkiye de bir hareket var. Ama benim en çok üzerin de durduğum konu ormanlarımız çok güzel, Kaz dağları bu bölgenin ciğerleri. Oralar da çıkarılan yangınlar, bir kısmının kasıtlı olduğunu düşünüyorum. Bizim ciğerlerimizi yok etmeye yönelikse eğer buna sebep olanların en ağır cezayı almalarını diliyorum. Can ve mala saygı duymama rahmen bu insanların bir terapi görmeleri gerektiğini düşünüyorum. Ve bu tip insanların bölge de çoğalması gerçekten üzücü. Onun dışın da sakin bir şehir, hatta emniyet görevlisi arkadaşlara göre iş olmayan sıkıcı bir şehir diye şikayet ettikleri bir yer.
5-Çanakkale 1915 Köprüsü şimdiden ses getirmeye başladı. Bittiğinde şehrimize katkısı ne olacaktır?
Ekonomik açıdan köprünün yapılması neyi getirecek? Ben bazen karamsar oluyorum. Çünkü, boğaz köprüsünün bu bölgeye yıllardır yapılmama sebebi aslından bölgenin ekonomik açıdan sanayiye uygun olmaması, tarım bölgesi olmasıydı. Tarım alanlarının yollara feda edilecek olması ve bereketli toprakların köprü viyadüklerinin altında kalacağını, köy insanlarının mecburen köylerini bırakıp şehre geleceğini düşünüyorum. Bu durumda şehirde gereksiz bir nüfus patlamasına neden olacak ve o insanlar kendi ekonomilerini toparlarken belki yeni iş yerleri açacaklar ama tarımdan geldikleri için iş yerini idare edemeyecekler ki bunun bir çok örneğini gördük. Mesela Kepez’de meyve bahçelerini sattılar, iş yeri açtılar ama insanlar çiftçi kökenli oldukları için ticareti yapamadılar ve ekonomik olarak zor duruma düştüler. Bu tip ekonomik krizlerin Çanakkale’de yaşanacağını maalesef görüyorum. Buna engel olunabilir mi? Olunabilir. Örgütlü ve eğitimli, üniversitenin yaptığı projelere uyumlu olunabilir. Üniversite, bilimsel açıdan baktığı kadar ekonomik açıdan da bakıyor çünkü, üniversitenin de yaşamak için paraya ihtiyacı var. Terzioğlu vakfı, üniversiteyi kurdu ama gelişimi için gereken parayı üniversite kendisi kazanmak zorunda. Terzioğlu’nun verdiği toprakların üzerine şuan da yurtlar yaparak öğrencilerden para kazanıyor. Tabi eğitim kalitesini yükseltmesi için yetişmiş hoca alımı var. Bu bazen sıkıntılı oluyor. Bunlar gelişimin sancıları ama olmayacağını, olumlu yönde gelişeceğini düşünüyorum.
6-2018 yılı Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Troia yılı ilan edildi. Bize kazanımları neler olacaktır? Nasıl hazırlanıyoruz?
2018, Çanakkale’nin dünyaya tanındığı Troya efsanesi diyorum. Çünkü, Troya bir şehir olmanın ötesinde bir kültürdür, bir medeniyettir ve mitolojide yer alacak kadar, dünya edebiyatına girecek kadar önemli olan bu topraklara 2018 yılının ‘’Troya Yılı’’ olarak ilan edilmesi, Türkiye yönetiminin değer verdiğini ve bu yönde güzel gelişmeler olacağını gösteriyor. Valilikle özel bir görüşmeye gittim ve çok yoğun bir program yapıldığını öğrendim. Çanakkale belediyesi zaten 57 yıldır bu konuda festivaller düzenleyerek öyküyü canlı tuttu, efsaneyi anlattı. Troya’nın Ören yerindeki çalışmalara üniversiteler tarafından devam edildi ve Troya Antik Kenti ortaya çıkarıldığı kadar Troya Kültürü de ortaya çıkarıldı. Troya Kültürü nedir? Çanakkale seramiklerinin kökeni olan toprak eserlerdir, Çanakkale’de var olduğunu herkesin kabul ettiği Truva Savaşındaki destanlardır, insan oğlunun ilk defa rüşveti aldığı- verdiği ekonomik değerlerin ilk defa gün yüzüne çıktığı, Truva’nın yıkılma sebebi toprak üstü, toprak altı zenginliğinin ele geçirilme kavgasıdır. 1915’te Çanakkale Zaferi’ni bize bahış eden kahramanlarımızı ve Mustafa Kemal ATATÜRK’ü işaret ederek diyorlar ki ;’’Biz Avrupa’nın ilk defa saldırısına uğramadık, Çanakkale’de de Avrupalılar saldırmışlardı, Truva’yı yok etmişlerdi. 1915’te biz Truva’nın intikamını aldık. ‘’ ve gerçekten bu diğer Avrupalı sanatçılarında üstünde durduğu bir durumdur. Özellikle İngilizlerin, Fransızların Truva mitolojisini kendi okullarında okuttukları, o zengin topraklarda bizde olmalıyız hırsını Churcill’in Anıları’nda görebiliyoruz. Bu kişi ‘’ Yıllar önce o toprakları almıştık yine alırız’’ diyor. Bu bir yerde Truva’nın hırsıdır. Dünya bu günde Truva ile ilgileniyor. Truva, Türkiye sınırları içerisinde olduğu için burada istedikleri gibi at koşturamıyorlar. Ya da yönetimde olamıyorlar diye hırslandıklarını hem basından izleyebiliyoruz hem de davranışlarında görebiliyoruz. Ama yine de şuna inanıyorum ki; dünya eğer bu savaş çığlıklarını bitirir, sakinleyebilirse barışın kıymetini Truva ile anlayacaktır. Truva kuşatmaya 10 yıl boyunca askerleri ve kalesinin zenginliğiyle dayandığı kadar, barışa saygısı nedeniyle de ayakta kalmıştır. Çünkü Truvalılar kendi krallıkları döneminde bölgedeki krallıklarla çok iyi dostluklar kurmuşlar hatta civardaki küçük krallıklar onlara yardıma gelmişler. Kuşatma sırasında lojistik yardım almışlar. Bu yüzden de ‘’Barışın Kenti’’ Çanakkale imajını kullanan belediye bir yerde doğru yapıyor. Çünkü, bu topraklar Truva Savaşı’ndan önce hiçbir savaşa sebep olmamış, hiçbir zulüm görmemiş, insanların hangi ırktan, dinden olursa olsun birlikte yaşadığı ve de mutlu yaşadığı topraklarmış. 1915’e kadar da böyleymiş. Savaş sırasında buradan giderken ağlayan, gitmek istemeyen ‘’Her şeye rahmen burada kalırız’’ diyen insanların anılarını biliyorum.
7-Muhtemelen büyükşehir olacağız. Bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz?
Ben büyükşehirde büyümüş İstanbul kökenli biri olarak, İstanbul’a gittiğim zaman bunalıp Çanakkale’ye kaçanlardanım. Aynı durum Çanakkale’nin başına gelsin istemiyorum. Çanakkale’den daha güzel bir şehir mutlaka dünya da vardır ama burası benim için bir cennet. Arkadaşlarıma da aynı şeyi söylüyorum. Bakın diyorum ‘’ Hiç şikayet etmeyelim, biz ölmeden cenneti hak eden kullarız bunun kıymetini bilelim’’. Şimdi cennetimize başkaları gelecek, şehir büyüyecek tabi cennetin kurallarına uyarlarsa, saygı ve sevgi ile gelişimi devam ettirirlerse hepsine canımız kurban. Ama İstanbul’a şuan da maalesef çirkinliğini veren kuru kalabalık dediğimiz, insanları sıfatlandırmak doğru değil ama sıfatsız ve saygısız bir grup var. Özelliklede parayı nereden kazandığı belli olmayan ve bunu insanlara baskın olmak için kullanmaya çalışan insanların Çanakkale’ye gelmemesini diliyorum. Gelirlerse de en azından ben hoş karşılamayacağım. Tabi şehir yöneticileri açısından düşündüğüm de büyükşehir olmayı isterim, ekonomik değerlerimiz artar, ev fiyatları artar, kiralar artar, ben bir memur olarak bundan memnun olmam ama iş imkanları artarsa insanların para kazanacağı daha çok imkan bulursa yararlı olur. Çanakkale’nin de taşı toprağı altındır. Bunu hızla tüketmeden, yatırım yaparak, geleceği düşünerek yapmayı herkese tavsiye ediyorum. Yöneticilerle görüştüğümde ‘’Lütfen akıllı, bilinçli, en az beş yıllık kalkınma planları içinde olsun’’. Ben yaptım oldu hesabına gelince İstanbul’a döneceğiz diye endişelenmiyor değilim. Akıllı,düzenli, disiplinli bir gelişim diliyorum.
HABER MERKEZİ