ÇOMÜ Mühendislik Fakültesi Jeoloji bölümünden emekli Profesör Doktor Doğan Perinçek, İzmir’de yaşanan depremin ardından önemli açıklamalarda bulundu. Perinçek; “Ülkemizde çok sayıda kent merkezi, fay zonları üzerinde ve yakınında kurulmuştur. Bu kentlerden; Aksaray, Bolu, Yalova, Bursa, Sakarya, Manisa, Balıkesir, İzmir, Denizli, Aydın, Kahramanmaraş, Erzincan, Erzurum, Hakkâri, Hatay, Eskişehir, Muğla, Bingöl ve Kütahya geçmişte defalarca büyük depremlerin etkisinde kalmış ve hasar görmüş, can kayıplarımız olmuştur. Etrafındaki fay zonları nedeniyle Çanakkale’de bu listeye dahil edilmelidir. Sayılan kentler dışında onlarca ilçe ve yüzlerce Köyümüz de fay hatları üzerinde bulunmaktadır. Örneğin Çanakkale’nin; Biga, Çan, Bayramiç, Yenice ve Küçükkuyu yerleşimleri, diğer ilçelerimizin birçok köyü., Hakkâri'nin iki büyük İlçesi; Yüksekova ve Şemdinli. Adıyaman ilinin Çelikhan ve Gölbaşı ilçeleri ve diğer kentlerimizin ilçeleri fay hatları üzerinde yer almaktadır. Erzincan Cumhuriyet tarihinin en büyük depremini yaşadı. Erzincan 1939 depremi 7.9 büyüklükte oldu ve kent neredeyse tümüyle yıkıldı. Babam Sami Perinçek enkaz altından kendi gayreti ile çıkıp kurtulanlar arasındaydı” dedi.
“Çanakkale'ye gelince bizim kentimiz kuzeyimizde güneyimizde olan 3 aktif fay hattının tehdidi altında. Yakın tarihlerde olan Yenice depremi (1953), Gökçeada depremi (2014), Ayvacık depremleri (2017 ve 2019) ve 1875 Güzelyalı depremi. Güzelyalı - İntepe depremi sırasında İntepe sırtlarında deprem tetiklemesi sonucu 8 yerde büyük heyelanlar oldu ve heyelan malzemesi Güzelyalı yönünde aktı” diyen Perinçek; “Ayrıca meslektaşlarımla birlikte Çanakkale Boğazı içinde ve karada fayları çalıştık. Bu çalışmaları hem ben hem de meslektaşlarım bilim dünyasına sunduk. Bu çalışmalara göre Boğaz içinde ve kıyılarda aktif fay haritasında gösterilmemişfaylar var. Söz konusu fayların aktif olduğunu düşünüyorum. Bu düşüncemi destekleyen en önemli veri 1875 yılında olan 6.7 büyüklükteki Güzelyalı - İntepe depremi. Ayrıca son 7 yıl içinde Çanakkale boğazı çıkışında ve Eceabat ile Nara burnu arasında olan 2.7 ve 3 büyüklüğe varan küçük depremlerde boğaz içindeki fayların aktif olduğuna işaret ediyor. Yapılmakta olan köprünün altında boğaz tabanında da fay var. Umarım köprüyü yapanlar bu fayı dikkate almışlardır. Bölgemizdeki antik kentleri incelediğimizde bunların geçmişte birkaç kez deprem ve tsunami etkisinde kaldığını biliyoruz. Kemer Köyü yakınındaki Parion antik kenti Roma döneminde günümüzden 2000 - 2100 yıl önce büyük bir depremle yıkıldı. Troia antik kenti çevresi 3650 yıl önce Santorini volkan patlaması sonucu oluşan tsunami dalgalarının istilasında kaldı. 4700 yıl önce Saroz Körfezinde olan bir deprem ve depremin yarattığı tsunami izlerini Bademli Höyüğünde incelmelerimiz sonucu saptadık. Özetle Çanakkale ve dolayı uzak geçmişte ve yakın geçmişte depremlerin etkisinde kaldı. Gelecekte de deprem olacağı kesin. Bu nedenle acil olarak gerekli sosyal ve bilimsel içerikli tedbirleri almalıyız, almak zorundayız. Yoksa geçen Cuma günü İzmir yöresinde yaşadığımız acıları tüm ülke ve Çanakkale içinde yaşarız. Yapacaklarımızı hükümet-belediye ve halkın el ele vererek yapmalıdır. Aksi halde Ayda bebek ve Elif bebek gibi yavrularımızın hayata uzanan ellerini tutacak kahramanlarda kaybederiz” şeklinde konuştu.
“Çanakkale’nin yaklaşık % 65 kadarı alüvyon zemin üzerinde”
Perinçek sözlerini şu şekilde sürdürdü; “Burada önemsediğim ek bir konuya daha değinmek istiyorum. Erzincan kentinin tümü Çanakkale kent merkezimizin yaklaşık % 65 kadarı alüvyon zemin üzerinde. İzmir'deki yıkımların hemen hemen hepsinin yıkılma nedeni önce yapıda kullanılan malzeme kalitesi ve zemin ile ilgili. Zemin nehir dolgusu (alüvyon), bu zeminde su tablası yüzeye yakın. Deprem olduğunda zemin sıvılaşması olarak tarif ettiğimiz olay ile su yüzeye çıkıyor. Zemini oluşturan toprak balçığa dönüşüyor ve üzerindeki binalar sanki su üstünde yüzen kâğıttan bir kayık gibi sallanmaya başlıyor. Bazen bu binalar yıkılmadan yan yatabiliyor. Bu tip örnekleri 1999 depreminde İzmit ve Adapazarı'nda gördük. Hepimiz gayet net hatırlıyoruz; 2014 Gökçeada depreminde İskele yakınında kordonda bir binamız hafif yan yatmıştı. Bunun nedeni zemin sıvılaşması. Bazen binanız sağlam olsa bile depremin neden olduğu zemin sıvılaşması binanızı paralanmadan yan yatırabilir yada binanızın alt katları zemine gömülebilir. Bu konuda çok ilginç bir örnek var; 1688 İzmir depreminde alüvyon zemin üzerinde inşa edilmiş olan Sancak Kalesi depremin neden olduğu zemin sıvılaşması sonrası toprağa gömülmüştür. Kale toprağa öylesine batmıştır ki; kalenin duvarları üzerinde bulunan toplar görünmez olmuştur. İzmir limanı hasar görmüş, kıyı şeridi 60 cm çökmüştür.”
Enishan Keskin