← Ana Sayfa
Gündem

ÖRNEK DAVRANIŞ (12.12.2020)

✍️ Haber Merkezi 📅 12 Aralık 2020 12:57 👁️ 16 görüntüleme

Emekli tarih öğretmeni Şerife Öztürk, çıkarttığı ‘Didar’ kitabının ikinci baskısına hazırlanıyor. Öztürk’ün, sevgili eşi Sacit...

Emekli Tarih Öğretmeni Şerife Öztürk, hayatı boyunca sürekli yazmış ve eşiyle birlikte tiyatroyla ilgilenmiş. Gazetemiz Kaleninsesi’ne verdiği röportajda şimdi ikinci baskısına hazırlandığı kitabın öyküsünü anlattı.

Öztürk, Diyarbakır Çınar Lisesi’nde ilk görevini yaptığını anlatarak, “Henüz 21 yaşındaydım. Daha öncede elim kalem tutuyordu. Öğretmenlik hayatım boyunca anılar, hikayeler biriktirdim” dedi.

ANILAR BENİ YAZMAYA TEŞVİK ETTİ

İnsanların, yerlerin ilgisini çektiğini kaydeden Öztürk, “Yazmamda öğrencilerle geçirdiğim anılar çok çok etkisi oldu. Bu anılar beni yazmaya teşvik etti” diye konuştu.

1981’de Öğretmenler Günü’nün ilan edildiğini hatırlatan Öztürk, O günden sonra her 24 Kasım törenlerinde görevler aldım. Şiir Yarışmaları, anı yarışmaları yapılır. Bunlarla başladım” dedi.

‘EŞİMLE TİYATROLAR YAPTIK’

Öztürk, eşiyle beraber Anadolu’da görev yaptıkları dönemde tiyatrolar düzenlediklerini kaydederek, “Anadolu'da tiyatro bulamadığımız zaman tiyatro eseri yazdım. Konusu öğrencimin yaşam, bir anı ya da gözlemlerim olabiliyor. Onları tiyatro eserine dönüştürüp öğrencilerimle beraber hazırlıyorduk. 13 eser hazırladık” diye söyledi. Öztürk, “Çanakkale'ye geldikten sonra da tüm milli bayramlarda sunum görevi verdiler. O dönemlerde yaratıcılık çok daha öne çıkıyor” ifadelerine yer verdi. Bilinen şiirlerin dışına çıkarak kendi yazdığı şiirleri seslendirdiğini kaydeden Öztürk, “Yeni şeyleri kendiniz üretmeye başlıyorsunuz. Milli duygularım canlanıyor böyle zamanlarda” ifadelerine yer verdi.

‘DİDAR GERÇEK YAŞAM ÖYKÜSÜ’

Öztürk, Didar kitabının hikayesinin 2006’e kadar uzandığını kaydederek, “Didar gerçek yaşam öyküsüdür. Eşimle beraber bir buçuk yıllık bir ön araştırmanın ardından ‘İnsanlığın Savaşı Yendiği Yer’ diye bir tiyatro eseri çıkarttık” dedi. Tiyatro eserinde Çanakkale kahramanlarını canlandırdıklarını ifade eden Öztürk, “Çanakkale kahramanlarından en ilgimi çeken Hasan Mevsuf Üsteğmen’di. Atatürk başka O her hücremde” ifadelerine yer verdi.

‘DİDAR, GÜZEL YÜZ DEMEK’

Öztürk, Hasan Mevsuf Üsteğmen’in adına Dardanos’ta şehitliği olduğunu kaydederek, “23 yaşında Trablusgarplı, şimdiki Libyalı bir üsteğmendir. 29 yaşında şehit olmuştur. Kilitbahirli olan üsteğmenin ailesi İstanbul’da yaşıyor” dedi. 18 Mart’tan 12 gün önce albayının Hasan Mevsuf Üsteğmen’e kızı olduğu müjdesini verdiğini belirten Öztürk, “Albay kızını gidip görmesini söylediğinde Hasan üsteğmen gitmiyor. Arkadaşlarını burada ölümüne mücadele ederken rahat döşekte uyumayı reddediyor. Kendisine bir şey olursa kızının adının sevgili, güzel yüz anlamına gelen ‘Didar’ olmasını istiyor” dedi.

‘ONUN SEVGİSİ SAYESİNDE KİTAP ÇIKTI’

Öztürk, Hasan Mevsuf Üsteğmen’in gemilerin batırılmasında önemli rolü olduğunu kaydederek, “12 günlük yavrusunu göremeden 18 Mart’ta yaşamını yitiriyor. Bizim için, bu topraklarda özgürce yaşayalım diye evlatlarını göremeden giden kahramanlarımızın anılması gerek” diye konuştu. Eşi Sacit Beyle Didar’ı ve ailesini aramaya başladıklarını söyleyen Öztürk, “Sacit Bey benim için hep yaşıyor. 12 Ekim’de bedenen yolculadım ama ruhen ölünceye kadar yanımda. Onun büyük sevgisi ölümü yendi. Onun sayesinde bu kitap çıktı. Birlikte araştırmaya başladık” dedi.

‘DUA ETTİM’

Öztürk, Hasan Mevsuf anısına çocukları ve torunlarıyla iletişime geçmek istediğini kaydederek, “O şehit ailesine teşekkür etmek istedim. Bir kahve götürmek, ellerinden öpmek istedim, bu vatanı bize armağan eden dedeleri için” dedi. Her bulamadığı gün daha çok üzülen Öztürk, “Bir gün ağladım. Dua ettim. Didar var mı? 2011'e kadar bir ses çıkmadı” dedi.

Öztürk, 2011 yılında kızlarının evine İstanbul Beşiktaş’a gittiğini kaydederek, “Kızlarımın komşusuna gittim. Çanakkale’ye gelmiş ama yanında çekingen biri varmış. O nedenle beni ziyaret edememiş. O çekingen kadın Didar’ın kızı Emel Hanımmış” ifadelerini kullandı.

‘YÜZLERCE BELGEYLE GELDİ’

Komşularının hemen telefonla Emel Hanımı aradığını vurgulayan Öztürk, “Telefonda ilk onunla tanışmam gözyaşlarıyla oldu. Emel abla elinde yüzlerce belgeyle geldi. Eşimle kendimizi kaybettik. Yüz yıldır çantada o belgeler. Resimler, sefer tasları, haritalar, mektuplar” dedi. Kitap yazmaya o dakikalarda karar verdiğini ifade eden Öztürk, “Yemin ettim Emel ablaya. Sarı bir zarf verdi bana. O sarı zarfın üzerinde ecnebice yazılar vardı. 3 kişinin fotoğrafı. Hasan üsteğmenin karısı Dürdane Hanım, 5 yaşındaki oğlu Mehmet Nami başında fesiyle ve 6 yaşında Didar” diye söyledi.

‘ŞEHİRDEN ŞEHİRE PASAPORTLA GİDİLİYOR’

Öztürk, evrağın bir pasaport olduğunu belirterek, “İngiliz ve Fransızların damgası var. İstanbul’dan çocuklarıyla Çanakkale'ye geliyor. Çanakkale'den İstanbul'a gidiyor. Babalarını mezarı için” dedi. “Ama bu ülke ancak bize ait değil. Bayraklarımızın dalgalanmadığı dönem bu dönemler. Çanakkale işgal altında. İstanbul, Türkiye işgal altında. 1. İnönü, 2. İnönü yapmışız. Kütahya, Eskişehir muharebeleri henüz gerçekleşmemiş” diye heyecanla anlatan Öztürk, “Bir şehirden bir şehir pasaportla geliyorlar. Ülke artık sizin değil diye pasaport veriyorlar bize” diye belirtti.

‘SÖZ VERDİM’

Öztürk, bu durumun kendisini üzdüğünü vurgulayarak, “Bunu yüzbinlerin görmesi lazım dedim. Atatürk olmasaydı bugünler olmazdı. Emel ablaya söz verdim, bunu kitaba dönüştüreceğim, binlerce gence ulaşmasını sağlayacağım diye” dedi. İnsanların hangi koşullarda mücadele ettiğini herkesin görmesi gerektiğin söyleyen Öztürk, “Hasan Üsteğmen’in torunuyla konuşarak, doğrulayarak, kendi tarihi bilgilerimle derleyerek yaptım” dedi.

‘HİÇ KÖTÜ ELEŞTİRİ GELMEDİ’

Öztürk, el yazısıyla yazdığı kitabı eşinin bilgisayar ortamına taşını belirterek, “Eşimin vefatından sonra kayıtları bulamadık. Yeğenim tekrar dijital ortama taşıdı. Kızım editörlüğünü yaptı” dedi. İlk 60 taslağı ilettiği herkesten olumlu dönüşler aldığını söyleyen Öztürk, “Tek bir kişiden bile en ufak eleştiri gelmedi. Gözyaşlarım sel oldu. İlk basımda bir iki hata yapmışız ama hiç kötü eleştiri yapmadılar” diye konuştu.

7’DEN 70’E HERKES OKUDU

Öztürk, “15 yaşındaki çocuktan ev hanımına profesöre kadar herkesin çok sevdiğini kaydederek, “Sacit Hocanın benimle tekrar yaşamasıydı. Gönül dilini kullanmak bu” dedi.

“Akıl almaz insan biriktirdiğimi ve itibar gördüğümü anladım. Burada yaşadığım 30 yılın bana saygı gösterdiğini gördüm. Tahmin etmediğim insanlardan çok güzel destek gördüm” ifadelerine yer veren Öztürk, bunu eşiyle birlikte ve onun sayesinde yaptığını belirtti.

‘YAZAR DEĞİLİM, ÖĞRETMENİM’

Öztürk, yazar olmanın çok zor bir iş olduğunu ifade ederek, “Ben yazar değilim, ben öğretmenim. Yazarlık basit bir şey değil. Uzun soluklu bir olay. Yüzlerce kitap çıkartacaksın ortaya ki yazar denilebilsin” dedi. “Dünyaya bir daha gelsem yine tarih öğretmeni olurum. Atatürk'ü anlatmak benim için çok büyük bir şeref. Çok büyük bir onur” diye konuşan Öztürk, “Bu toprakları ellerimizden alanların elinden yok olmak üzere olan bir ulusu yeniden yaratan bir insana büyük bir hayranlık duyuyorum” dedi.

‘KELİMELERİ DANS ETTİRMEK’

Öztürk, “Yazarlık doğuştan gelen bir yetenek. Onu geliştirmek için evreni algılamaları gerekiyor” dedi. “İyi analiz yapmaları, gözlemlemeleri gerekiyor. Çok araştırmaları ve merak etmeleri gerekiyor. Onu yazıya dökebilecek kabiliyeti olması gerekiyor” sözlerine yer veren Öztürk, “Kelimelerle dans etmeyi bilmesi gerekiyor. Kelimelerle oynamayı,

kelimelerle şarkı söylemeyi bilmesi gerekiyor” dedi.

‘KİTAP GELİRLERİ ÇOCUKLARIN’

Öztürk, yazdığı öykülerinin gerçek hikayelere dayandığını belirterek, “Gerçekleri yazmayı seviyorum. Öğretmenlik yaparken çok anı biriktirdim. Hayal ürünü yazamıyorum. Bir kadının yaşam öykü, hayata tutunan bir kadınların yaşam öyküsünü yazabilirim” dedi.

Kitapların gelirlerini çocuklara verdiğini kaydederek, “Çoğunluğu kız çocukları. Onların okutulması gerekiyor. Diyarbakır Çınar Lisesi'nde bir öğrencime kaç kardeşin var diye sorduğumda 6 dedi. Kaçı kız kaçı erkek diye sorduğumda ise ben sadece erkekleri saydım dedi. Kadının adının olmadığı bir dönem geçirdim orada” dedi. Kız çocuklarının kardeşten sayılmadığı için üzgün olduğunu belirten Öztürk, “Kız çocuklarının okuduğu bir yerde dünya değişir, tüm toplum evren değişir. Bu nedenle çoğunluğu kız çocukları olmak üzere 9 çocuğa burs veriyoruz” dedi.

İlgili Haberler

Biga’da köy yollarına konfor dokunuşu!
13.08.2026
Zeynep Bastık Memleketi Çanakkale’de Sahneye Damga Vurdu
13.08.2026
"Ormanlarımızı birlikte korumak için duyarlı olalım !!!"
12.08.2026
MEKKE ANLAŞMASI’NA ÇANAKKALE’DEN DÖRT FARKLI BAKIŞ
12.08.2026
ÇANAKKALE’DE SİYASETİN GÜNDEMİ ÇERÇEVE YASA: “PAZARLIK MI, BARIŞ MI?”
11.08.2026
RUSYA AÇIKLARINDA ÖLÜMDEN DÖNDÜ, ÇANAKKALE’DE KONUŞTU: “ÖLDÜĞÜMÜ HİSSETTİM”
11.08.2026
Düzce’den çocuklara Çanakkale tarihi yolculuğu
10.08.2026
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 32 yıl önceki konuşması gün yüzüne çıktı
10.08.2026
Anafartalar Zaferi’nin 111. yılında anlamlı açılış: Arıburnu Zafer Anıtı yenilendi!
10.08.2026
Küçükanafarta’da tarihi zaferin kahramanları için Mevlid-i Şerif okundu
10.08.2026
Türkiye ile Tayvan arasında arama kurtarma iş birliği
10.08.2026
Anafartalar Zaferi’nin 111. yılında Çanakkale kahramanları anıldı
10.08.2026
“Anafartalar’da yazılan destan, milletimizin şerefidir”
10.08.2026
İletişim Başkanlığı "Oyuna Gelme" diyerek sanal bahis ve kumar tehlikesine dikkat çekti
09.08.2026
Murat Yahya Sezgin’in paylaşımı gündem oldu: “Türkeş’in kızına saygı gösteremiyorsak, burada ciddi bir yanlış vardır”
09.08.2026
Gökçeada Belediyesi’nden dolandırıcılık uyarısı: “Para taleplerine itibar etmeyin”
09.08.2026