''İkinci bir yatırımın bölgeye istihdam sağlayacağı kesin ama siyanür ile üretim yapan ikinci bir tesise gerek var mı? Bölgede birçok ruhsatlı saha var, her sahaya bir işletme mi kuracak? Var olan tesis bölgedeki cevheri işlemeye yeterli değil mi? Adım başı tesis mi olacak?'' Altın madenciliğine karşı olmadıklarını belirten Dernek ve Sivil Toplum Kuruluşları bu sorulara cevap aradıklarını ve bu konularda Eczacıbaşı Esan firmasından açıklama beklediklerini belirttiler.
Saadettin Gündüz
Lapseki Dayanışma ve Geliştirme Derneği Başkanı
Yapılan Madenler devlet tarafından denetleniyor. Bu arazi bildiğimiz bir arazi, orada bir madencilik şirketi var ve halka istihdam sağlıyor. Madenin açılış aşamasında daha önce suyu belediye tarafından karşılandı. Devlet denetimini yapacaktır, oluru varsa köyü bile oradan kaldırabilir. Çünkü oradaki rezervlerin çok değerli olduğu söyleniyor. Zaten yapılacak yer orman alanı, tarıma bir zararı olmayacaktır. Ben kendim de Şahinli köyündenim, gençler maden de çalışıyorlar. Yeni bir tane daha açılması onlar için yeni bir iş kapısı olacaktır. Devlet uygun görürse bizim pek söz sahibi olmayacağımızı düşünüyorum.
Seyfettin Turan
Köy ve Muhtarları Yardımlaşma Derneği Başkanı
Esan’dan haberim yok ama köylüler oradaki maden şirketinden memnun diye biliyorum. Çünkü köye bir istihdam sağlıyor. Gençlerimiz orada çalışıyorlar ve göç önleniyor. İlk açılacağı zamanlarda köylüler madene karşı çıkmışlardı ama şimdi oradan para kazandıkları için yenisinin açılmasına olumlu baktıklarını düşünüyorum. Yeni madenle ilgili bilgimiz yok ama oradaki maden şirketinde 700 kişiye kadar çalışan olduğunu biliyoruz. Yeni bir tane daha açılırsa aralarında rekabet olur ve bu da köydekilere, işçilere yansır diye düşünüyorum. Yani olursa iyi olur.
Özkan Aldemir
Türk Hava Kurumu Lapseki Şube Başkanı
Bizim bölgemiz şeftali, kiraz gibi ürünler üzerine çalışıyor. Halkın büyük bir çoğunluğu hala bu işi yapıyor. Maden açılacak bölge Yeniceköy, Subaşı gibi köyler, Lapseki/Merkez bu civara çok yakın. Gerek su kuyularında kullanımı olsun, gerek araçların gidiş gelişleri yani toz olmasının meyve ağaçlarına zararları dokunuyor. Çevre kirliliği, hava kirliliği bundan 10-15 yıl önce şuan da Tümad’ın olduğu yerde bir ağaç kesenin traktörüne dahi el koyuyorlardı. Şimdi orası hava meydanı gibi dümdüz açık bir yer oldu. Dediğim gibi bunun artıları da oluyor, eksileri de oluyor. Tabi şehrimizin nüfusu 2 binden 12 bine geldi. İnşaatlar oldu, köprünün yapımı, doğal gazın gelmesi, bunlar yanında insanları da buraya getiriyor. Tahmin ediyorum bu yeni şirket bu işin alt yapısını hazırlamıştır. İzin alma aşamasındadır. Memlekete hayırlı olsun diyecek durumdayız çünkü bizim meyvecilik işi yavaş, yavaş bitmek üzere bunu zaten halkta kabullendi. Çünkü birçok insan yerleri kat karşılığı veya çiftliklere sattılar. Hisseli, ortaklı olanlar zaten satıldı. Yaşı 50-55’ten yukarı olan insanlar çiftçilikte inat ediyorlar ama genç nesilde öyle bir şey kalmadı. Yani yapılacaktır, bizde destekçisiyiz zaten başka bir çaremiz yok. Türkiye’de yapılan bütün maden çalışmalarının sitemi belli, önce geliyorlar köydeki insanların çoluğunu, çocuğunu işe alma taktiğiyle, köy muhtarlarına, belediyelere yardım etme taktiğiyle buralara yerleşiyorlar. Bu sadece Lapseki’nin, sorunu değil bu bütün dünyada böyle oluyor. Belli insanların çocuklarını işe aldılar, köylere sularda yardım ettiler, çeşmeler yaptılar. Ondan sonra yere sahip oldular, yapacak her hangi bir şey yok. Ülkenin hali bu şekilde. Bu konuların hepsi 50 yaş üzeri insanlar için değil, çocuklarımız, yarınlarımız için sıkıntı. Madenlere de muhakkak ihtiyaç var ama bunları yerleşim yerlerine yakın olan alanlarda değil daha uzak yerlere açılmasının bir yolunu bulmamız lazım. Burada Bayramdere Barajı var, Biga’daki maden oradaki barajı etkiliyor. Biz suyumuzu Bayramdere Barajı’ndan almıyoruz ama Biga tarafında kurulan madenlerde oradaki suyu etkiliyor. Bayramdere Barajı’ndan Umurbey sulama yapıyor, oradaki şeftalilerin çekirdeklerinde hata gözüküyor. Bu yarın öbür gün, meyveye vuracak, meyveye vurduğu zamanda insan sağlığına zararı olacaktır. Geçen gün Almanya’da yaşayan bir arkadaşımla konuştum, Alman halkının %70’i kanser riskiyle karşı karşıya olduğunu söylüyor. İleride bizlerde aynı duruma geleceğiz. Yiyeceğimize, içeceğimize, sulara karışıyor, hava kirliliği veya değişik şekillerde bize geliyor. Mesela Atik Hisar Barajı’nın şuan da ağaçlarını kesiyorlar bu dengesizliğe yol açacaktır. Bu sadece Lapseki’nin değil ülkenin sorunu olmaya başladı diye düşünüyorum.
İzzettin Polat
Lapseki Eğitim Gönüllüleri Derneği Başkanı
Bir kirlenme endişemiz var. Ne kadar çok tedbir alırsanız o kadar iyi olur. Şimdi bir taraftan o işletme başlamış, dolayısıyla vatandaş ilk zamanlarda tepki gösterdi ama işletme açılıp, vatandaş çalışıpta para kazanmaya başlayınca işler değişti. Vatandaş önce kazancı düşündü, şuanda da çalışıyorlar. Memnun olduklarına göre ikinci bir ruhsatın verilip, verilmemesi o bizi ilgilendirmez. Yönetenlerin bileceği bir şey ama mesela birisine ruhsat verildiyse öbürüne neden verilmesin? Bunu sorgulamak bana ait değildir. Eğer verilmeyecekse hepsine verilmemesi gerekirdi. Verilmişse sadece bu mu kirletecek? Diğeri kirletmeyecek mi? Böyle bir şey ortaya çıkar o bakımdan bu konuda ben bir şey diyemem. Çünkü oradaki muhataplarının sorunu, ruhsat veren makamın sorunudur. Ruhsat verilirken bir takım şartlarda vardır. Yani çevreyi kirletmeme konusunda bir takım projeleri de vardır. Ruhsat veren makam öyle kafadan, gözden ruhsat vermez. İşletme derki ben burada böyle bir proje yapacağım, halka ve canlılara, doğaya zarar vermeyeceğim. Ona uygun olarak verilir. Madenin ekonomiye kazandırılmasını kim istemez? Bir de istihdam sağlıyorsa, daha fazla istihdam sağlamasını hepimiz isteriz. Rekabet ekonominin özüdür. Bizim şuandaki sistemimizin özünde rekabet vardır. Rekabet olmadan gelişme olmaz, yani rakip firma ileri gitmiş, bende onu geçmeliyim rekabeti olmazsa hızlı bir kalkınma mümkün değildir. Baştan karşı olmanın temelinde çevre kirliliği söz konusuydu, umarım ve dilerim ki tedbir alınır. Kimyasal yollardan altın üretimi yapıldığı söyleniyor. Ne kadar tedbir alırsanız o kadar iyidir. O bölge Lapseki’nin canı, oradaki göletten su içiyorlar. Oradaki gölet olmazsa Umurbey Göleti’nden içecekler. Umurbey Göleti’nden de bahçelerini suluyorlar. Çevreyi temiz tutmakta fayda var, şimdi köprünün de gelmesiyle buralar cazibe merkezi olacak ve insanlar buraları tercih edecekler ama çevre kirlenirse gelen insanlar, geri döneceklerdir ve bu dönüş iyi olmayacaktır. Kimyasal zehirlenmeler çok ciddi şeylerdir, öyle bir anda ortaya çıkmaz. Ciddi anlamda mutlaka devletin görevlileri firmaları denetliyordur. Ben devlet hizmetinden bildiğim için söylüyorum; genellikle denetleyenleri denetleyeceksiniz. Bizim devlet sistemimizde denetleyenleri denetleyen olacak, onları her zaman değiştireceksin. Yani aynı adamlar gider denetler ama öyle denetler. Oraya her denetimde başka elamanı göndereceksin, her denetimde onu denetleyeceksin ki devleti de yalancı çıkarmasınlar. Çünkü o devletin görevlisinin vereceği rapor, yönetenleri de, insanları da zora sokabiliyor. Herkesi etkiliyor yani o üç kuruşa ya da birkaç hediyeye tamah ediyor, görmemezlikten geliyor ama iktidarları zaafa uğratıyor. Buralara iyi denetim yapılmalıdır. Mesela demir-çelik bu bölgeye çok güzel bir istihdam oldu, güzel bir gelir kaynağı ama yer seçimi iyi tahlil edilmedi. Dünyada iki tane boğaz var; bir tanesi Çanakkale Boğazı, diğeri İstanbul Boğazı, bu o kadar önemli bir boğaz ki başka örneği yok. Biz onun etrafını temiz tutmalıyız. Dediğim gibi denetleme olursa, çok iyi istihdam sağlayacak ve ülke ekonomisine katkısı olacaktır. DOĞANCAN USTABAŞ