Maden Jeologları Derneği Başkanı ve Doğu Biga Madencilik A.Ş. Genel Müdürü Ahmet Şentürk, Kaleninsesi Web TV’den canlı olarak yayınlanan programda çarpıcı açıklamalarda bulundu. Bülent Büberci’nin sorularını yanıtlayan Şentürk; “Doğu Biga bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti Devleti kanunlarına ve mevzuatına aykırı tek bir faaliyet yapmamıştır. Bu ülkeye ve millete olan saygımızdandır. Çevre ile ilgili kaygısı olan insanlar müsterih olsun” dedi.
“Kadronun yaklaşık %50'sine yakın bir kısmı kadınlardan oluşuyor”
Programda ilk olarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutlayan Şentürk; “Kadınlarımız çok önemli. Onları hayatın her alanında görmek istiyoruz ve hayatın her alanına kadınlarımız katkı verdikleri zaman, çok daha güzel bir dünyamız oluyor. Bununda farkındayız” ifadelerini kullandı. Doğu Biga Madencilik A.Ş. olarak mevcut kadroda yaklaşık %50'sine yakın bir kısmının kadınlardan oluştuğunu belirten Şentürk; “Bizde şirket olarak kadın istihdamı ve kadın çalışanlarımızın sayısını belli bir oranda tutmak için bu konuda kararlıyız. Bununla ilgili bir politikamız var. Zaten şu anda da mevcut kadromuzun yaklaşık %50'sine yakın bir kısmı kadınlardan oluşuyor. Hatta bunların arasında bir tanesine özellikle bir parantez açmak istiyorum. Mehtap bizim arama direktörümüz. Mehtabın öyküsü çok güzel. Kendisi Etili köyünde yani oralı, bu bölgenin insanı. Bütün bu arama faaliyetleri yapılırken o ilkokul, ortaokul bunları bitirdi ve ondan sonra da jeoloji mühendisliği bölümünü kazandı. Bölgede bizim Ağı Dağı, Kirazlı projeleri ile ilgili arama faaliyetleri yürütülürken iş başvurusunda bulundu. Bu bölgede elleriyle bu projeleri yani 30 milyon yıldır orada saklı olarak onun memleketindeki bu madenlerin çıkartılmasında çok önemli bir rol oynadı. Tabii ki tek başına değildi meslektaşlarıyla arkadaşlarıyla birlikte yaptı. Ama zannediyorum Mehtap için durum biraz daha özel. Onu da biz sosyal medyada paylaştık. Çok güzel bir hikâyedir fırsatı olanların mutlaka izlemesini istiyorum” diye konuştu.
“Yanlış bir algılama var”
Kirazlı Altın ve Gümüş Madeni ruhsatıyla ilgili kamuoyunda yer alan yanlış algılamalara da açıklık getiren Şentürk; “Şimdi dışarıdan bakıldığı zaman aslına bakarsanız maden mevzuatı öyle kolay bir mevzuat değil. Bundan dolayı yanlış bir algılama var. CİMER'in vermiş olduğu cevap evet doğrudur. Orman iznimizin burada süresi bitti. Ama bizim bölgedeki maden haklarımız hala devam ediyor. Buna biraz uzun cevap vereceğim. Çünkü bunun iyi bir şekilde izah edilmesi lazım. Şimdi bizim bir maden kanunumuz var. Biliyorsunuz ülkemizde kanunlar TBMM tarafından çıkartılır. Orada milletvekilleri kanunları çıkartır ve yayımlarlar. Bunları çıkartırken de elbette ki milletin menfaatini gözetirler. Maden kanunu da böyle çıkartılmış bir kanun. Her kanunun birinci maddesi o kanunun amacını yazar. Bizim maden kanunumuzun birinci amacında da şu yazıyor; Bu ülke sınırları içerisinde yer altındaki madenlerimiz ve yer altı zenginliklerimiz milletimizin ortak varlıkları. Bunların çıkartılıp milletin refahına sunulması, ülkenin, devletin hedefleri arasında. Dolayısıyla bu yer altı kaynaklarımızdan istifade edebilmek için bu kanun düzenlenmiş. Kanun aynı zamanda diyor ki yer altı kaynaklarımız devlet kalitesindedir. Yani bir nevi milletin ortak varlıklarıdır. Ama bu 1985'de 3213sayılı kanun olarak çıkartıldığında, devletin en alt görevlerinde harcanması prensibi benimsendiğinden dolayı, madencilik gibi üstelik de riski oldukça yüksek olan bir alanda bu kaynakların harcanmaması bunların hastane, yol, okul, milli savunma ve milli güvenlik gibi konularda asli unsurlarda daha fazla harcanabilmesi için 3213 sayılı kanun özel teşebbüse bırakmış. Ağırlıklı olarak özel teşebbüs tarafından yapılsın, devletin kaynakları da böyle bir riskli alanda kullanılmasın. Bu hemen hemen bütün dünyada benimsenmiş bir sistemdir. Devlet madencilikle ilgili herhangi bir faaliyet yapmaz. Ne arama ne de işletme... Şimdi burada arama diyorum maden faaliyetleri, diğer sanayi yatırımlarından farklı yatırımlar. Çünkü önce madeni bulmanız lazım” ifadelerini kullandı.
“Samanlıkta iğne aramak gibi bir şey”
“Madeni bulmak demek samanlıkta iğne aramak gibi bir şey. Yani öyle kolay bulunmuyor” diyen Genel Müdür Ahmet Şentürk; “Hatta geçenlerde TEMA aslına bakarsanız kamu yararına bir vakıf olmasına rağmen yeterince bilgi edinmeden bir takım paylaşımlarda bulundu. Bu da bizi çok üzüyor. Onlarda ne kadar arama ruhsatı varsa bütün bunların hepsinin maden olacağı şeklinde bir takım ifadeler kullanıyordu. Hâlbuki o verilen ruhsatlarda özellikle metalik madenlerde 250 tane ruhsat sahasından bir tanesi madene dönüşüyor. O geri kalan 250 tane ruhsata yapmış olduğunuz masraflar, onlara yatırımcılar madenciler katlanmak mecburiyetinde. Buraya baktığınız zaman burası çok riskli bir alan. Burada ihtisas sahibi şirketlerin çalışması gerekiyor. Her önüne gelenin yapabileceği bir iş değil. Çok ciddi bir bilgi birikimi ve çok iyi bir insan kaynağına ihtiyacınız var. İşte bizim Kirazlı projemizde bu arama süreçlerinden geçmiş hatta 30 yıllık geçmişi var arama faaliyetlerinin. Değişik firmalar buraya gelmiş çalışmışlar en nihayetinde 2009 yılında buradaki proje belli bir aşamaya geldikten sonra Alamos Gold tarafından Türkiye'ye o dönemde yatırım yapma kararı alınıyor ve Türkiye'ye yatırım yapılacak proje olarak Kirazlı, Ağı Dağı ruhsatlarını öngörüyor ve alıyor. Aldıktan sonra da kısa bir zaman zarfında bunların işletme ruhsatları arama ruhsatından işletme ruhsatına geçiyor. Bunun anlamı şu yer altında işletilebilecek nitelikte bir cevherin keşfedildiği anlamına geliyor. Yani şirket önce bu yer altındaki cevheri buluyor ondan sonra da başvuruyor. Maden Kanununun ilgili maddelerinde bu düzenlenmiş. Eğer bir yerde madeni buluyorsanız oranın işletme hakkını da size veriyorlar. Yani o hak öncelikli olarak bulan şirkete ait. O yüzden bunun bulunmasında yer alan Alamos Gold Türkiye'de kurmuş olduğu tamamen Türk şirketi olan Doğu Biga Şirketi üzerinden buranın işletme hakkına da sahip oluyor. İşletme hakkı demek bir ruhsat alınması ile ilgili bir şey ve devlet bu hakkı teslim ediyor. Alamos Gold şirketinin Türkiye'de ki iştiraki olan Doğu Biga şirketine 60 yıllığına buradaki maden işletme haklarını veriyor. Anlayacağınız bu haklar sabit. 2009 yılından bahsediyoruz. Şimdi 2021'deyiz. Bu 60 yıllık süreden sadece 10-12 yıllık bir zaman geçmiş. Dolayısıyla bu zaman zarfında buradaki çalışmalarını daha da yoğunlaştırıyor. Buna istinaden de ruhsat hukuku yürümeye başlıyor. Burada hiçbir sıkıntı yok” şeklinde konuştu.
“Doğu Biga şirketinin hakları tamamen saklı”
Şentürk sözlerini şu şekilde sürdürdü; “Yani Doğu Biga şirketinin Kirazlı, Ağı Dağı projelerindeki hakları tamamen saklı. Buradaki bütün haklar bize ait. Fakat maden kanunundan bahsetmiştik. Maden kanunu ruhsat sahiplerine ruhsat vererek bir takım haklar tanındığı gibi yani bu bizim 60 yıllık hakkımızda olduğu gibi bir takım haklar size tanıyor ama beraberinde de ruhsat sahibine bir takım yükümlülükler yüklüyor. Bu yüzden sizin yapmanız gereken bazı işler var. En nihayetinde devletin ortak varlıklarını işletiyorsunuz. Onunla ilgili faaliyetlerinizin doğru düzgün olması lazım. Kanunda ve yönetmelikte vaaz edildiği gibi harfiyen buna uyarak bunları yerine getirmek lazım. İşte bu işi 60 yıl süreyle verdim unuttum mantığıyla düzenlenmiş bir maden kanunumuz yok. Bizim maden kanunumuz diyor ki; her 10 yıl da bir ben geleceğim ve senin burada yaptığın faaliyetleri takip edeceğim. Yükümlülüklerini yerine getiriyor musun? Mevzuatın tüm gerekliliklerini yerine getiriyor musun? Her 10 yılda bir ben seni denetleyeceğim. O nedenle ruhsat verilirken hakları 60 yıllığına vermekle beraber ki maden kanunumuzda açıkça beyan edilmiş bir haktır. Ruhsatı düzenlerken oraya ruhsat süresi olarak 10 yıl bir süreyi koyduk. Şimdi bizim bu 10 yıllık süremiz doldu. 2019 ayının ekim ayında malum biz inşaata başlamıştık ve bu süre dolmadan önce burada çok ciddi bir reaksiyon söz konusu oldu. Halkımıza olan saygımızdan dolayı dedik ki biz yeterince projemizi anlatamadık. Bir müddet daha duralım daha sonra bunları yine milletimize anlatalım sonuç olarak şu anda yaptığımız bütün gayretimiz budur. Bunları anlattığımız takdir de onların ikna olacaklarına kesin inanıyoruz. Çünkü projemiz çok güçlü. Biz faaliyetimizi durdurmuştuk o olaylardan sonra. Daha sonra 2019'un ekim ayında ruhsatımızın o üzerinde yazan 10 yıllık süresi bitti. Böyle durumu da düzenliyor maden kanunu. Böyle durumlarda ne yapacaksınız? 60 yıllık hakkın var ama ruhsat süren bitti. Diyor ki; bu durumlarda ruhsat sürenizin 10 yıllık süresinin dolmasından 6 ay önce MAPEK(Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü)'e başvuracaksınız. Bu Enerji ve Tabii Bakanlar Kuruluna bağlı bir kuruluştur. Türkiye'de ki madencilik ile ilgili işlerin yürütülmesinden sorumlu olan kuruluşumuz. MAPEK size 3 ay içerisinde bir eksikliğiniz var ise bunu geride bildireceğini o kanunda yazıyor. Biz bu 3 ay da başvurduktan sonra hatta 8 ay öncesinden başvurduk. 3 aylık süre içerisinde bize herhangi bir geri dönüş olmadı. Bundan şunu anlıyoruz. Bizim herhangi yükümlülüklerimizle ilgili vermiş olduğumuz proje ve evraklarla ilgili hiçbir eksiklik tespit edilmemiş. MAPEK bununla da yetinmiyor. Sahaya geliyor yerinde inceleme yapıyor ve projenizi inceliyor ve bunun sonucunda göndermiş olduğu teknik heyet bir rapor hazırlıyor. Bu raporunda diyor ki; bu başvuruyu yapan yani temdit için başvuran bu şirket bütün yükümlülüklerini yerine getirmiş bir şirkettir. Bu 60 yıllık süre ile ilgili bunun içerisinde ek süre tanınması için her şeye uygundur. Bu bir kazanılmış haktır. Ama bu sürecin nihayeti Bakan onayında bitiyor.”
“Madenciler sabırlıdır”
“Ülkemizde 2010 çerçevesinde Bakanlık Genelgesi yayımlanmıştı. Bu onaylar belli prosedürlerden geçiyor hatta güvenlik araştırmaları vs. dolayısıyla süre uzuyor” diyen Şentürk; “Sadece size özel bir durum değil, genellikle her zaman bu durumlar söz konusu. Giderek bununla ilgili idari önlemler alıp bu süreleri daha kısa hale getirmeye çalışıyor. Ama malum bunlar uzuyor. Bizim bir de böyle sosyal hadiselerde olunca ayrı bir hassasiyet oluştu. Tabii o zamandan bu zamana 1 yılı aşkın bir süre geçti. Bu süre zarfında bu onayı hala bekliyoruz. Biz madenciyiz, madenciler sabırlı adamlardır. 30 yıl öncesinden aramaya başlanıp şimdilerde işletme aşamasını getirdik. Maden bizden daha da sabırlı. O da 30 milyon yıldır orada. Biz de bu konuda sabırla idarenin vereceği kararı bekliyoruz. Çünkü madencilik faaliyetleri mevzuata en fazla bağımlı olan faaliyetlerdir. Yani bir anlamda siz devletle bir arada hareket etmek durumundasınız. O yönü ile bakıldığı zamanda biz devletimizin onay sürecini sabırla, saygıyla beklemek durumundayız ve bizde bunu yapıyoruz. Bu zaman zarfında da boş kalmıyoruz gerekli halkla ilişkiler konusunu ele aldık. Vatandaşlarımızı bilgilendirmeye çalışıyoruz. Bayağı da bir mesafe kat ettik. Şimdi bir şeyi daha vurgulamak lazım madenler öyle istediğiniz yerde çıkartılmıyor. Maden nerede oluştuysa onu orada çıkartmak zorundasınız. Bu kimi zaman bir tarım arazisine denk geliyor, kimi zaman bir meraya denk geliyor, kimi zaman bir ormana denk geliyor. Buradaki bizim projemizde bir orman arazisine denk geldi. Orman arazisine denk geldiği için ülkemizde ormanlarla işleri yürütmekten sorumlu olan bakanlığımız malumunuz Orman Bakanlığımız. Orman Bakanlığımız bunu yine mecliste çıkartılan Orman Kanunu çerçevesinde yürütüyor. O Orman Kanunu madenler eğer ormana tesadüf ederse sorusunun cevabını maden kanunun 16. maddesinde düzenlemiş. Hatta o 16.maddeye dayalı olarak genişçe bir uygulama yönetmeliği de hazırlamış. Orada iş nereye dönüyor? Maden mevzuatıyla orman mevzuatı iki ayrı mevzuat ikisine de uymak zorundayız. İkisi de Türkiye Cumhuriyeti kanunları. Fakat zaman zaman bu tip sıkıntılardan dolayı da kanunlar değişik dönemlerde revize edilir. İki kanun arasında bizce bir uyumsuzluk var. Orman diyor ki; burada faaliyet gösterebilmen için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı aracılığıyla bana başvuracaksınız. Yani ben doğrudan şirketi muhatap almam. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı burada bir yer altı kaynağının olduğunu bana ifade edecek. Bende onunla oturacağım üzerinde orman, altında maden. E o madenler geçici faaliyetler şirket projesinde de bunu rehabilite edebileceğini söylüyor. O zaman burada da bir yer altı kaynağı var. Kamu yararı açısından maden kanunun 1. maddesinde gösterilen amaç doğrultusunda burayı madencilik faaliyetleriyle sınırlı süre içerisinde geçici bir süre için ben madenciliğe tahsis ediyorum. Bununla ilgilide şirkete izin veriyorum. Şirket orada ne kadar arazi kullanacağını gidip söylüyor. Yani hep ağaç meselesi gündeme getiriliyor. Şirket için önemli olan m², o m²'yi gösteriyorsunuz onlarda diyor ki tamam. Buranın sana tahsis edilebilmesi için öncelikle buradaki ağaçlar kesilecek. Bunların bedelini sizden baştan alayım. Türkiye'de orman arazilerinde faaliyet gösterdiğiniz zaman sizden çok yüksek bedeller alınır. Hatta bu Kanada da Avustralya’da böyle birkaç kat değil yüzlerce kat daha fazla paralar alınıyor” şeklinde konuştu.
“İzin maden ruhsatımıza bağlı olarak verildi”
Şentürk açıklamasının devamında şu sözlere yer verdi; “Biz mesela 2016'da bunu aldık. 2016'dan bizim orman iznimizin bittiği 2020'inin ekim ayına kadar yaklaşık 54 milyon TL bu bölgeye ayırdık. Dolayısıyla Orman Bakanlığı boşu boşuna bunları vermiyor. Özellikle madenciye de daha yüksek bir meblağlarda ücretlere veriyor. Mesela turizme ayrılan böyle arazilerde %85 tenzilat yapılıyor ama ormanda maden faaliyeti yapacaksanız bedeller biraz daha fazla. Sektör bu konuda da oldukça sıkıntılı. Biz 2016'da bu iznimizi aldık bu izin maden ruhsatımıza bağlı olarak verildi. İznin süresi maden ruhsatının üzerinde yazılı olan o süreye bağlı. Yani ruhsatınızı veriyorsunuz bakıyor sizin izniniz 2019'un ekim ayında sona eriyor. O zamanda diyor ki o zamana kadar ben sana burada ruhsatı kullanma izni veriyorum. Bizim o zamanlar projemiz hazırdı, inşaata başlayabilirdik. Diğer izinleri bekledik. Yani sadece orman izni değil ek alacağımız izinler de vardı. Onlar gecikti onları bekliyorduk. Faaliyetimize o nedenle 2016'da başlayamadık. 2019'un ekim ayı geldiğinde biz dedik ki bakın benim ruhsat hakkım devam ediyor. Orman Bakanlığı'da dedi ki; ona saygım sonsuz, madem var böyle bir hakkın bizde hukuk devletiyiz ben senin hakkını görüyorum. Benim bu ruhsat sürem bitti bunun için yani uzatma için ona temdit deniliyor ruhsat uzatımı deniliyor. Bunun için de başvurdum ve usulüne uygun başvurduk. Orman Bakanlığı bize dedi ki 2019'un ekim ayında ben sizi bu temdit işlemlerinizin tamamlanması için bekliyorum. Ama ben yönetmelikte bir yıllık bir sınır koydum. Yani senin temdit işlemlerinin bitmesi için bir yıllık bir süre. Ayrıca bu da bir çelişki. Yani Enerji Bakanlığı böyle bir süre koymuyor maden kanununda ama Orman mevzuatında böyle bir şey var. Hatta bununla ilgili de düzenleme yapacaklar. Yani bu çelişkiyi de ortadan kaldırmak için bir çalışma var yönetmelik üzerinde. O yönetmeliğin 11.d fıkrası zannediyorum. Orada o bir yıllık süre tarif ediliyor. Bizim temdit başvurumuz 2019 ayının ekim ayıydı. Ekim ayından 2020'nin ekim ayına kadar temditimiz MAPEK tarafından uygundur raporu verilmesine rağmen Bakanlık tarafından onaylanmadı. Süre bir yılı geçince Orman Bakanlığı dedi ki; benim mevzuatım açık. Ben bu mevzuata göre bu izni iptal etmek zorundayım. Biz kurumlar arasında bu sorunun giderilmesi için epeyce uğraştık ama kolay değil, söz konusu olanlar bir mevzuat yazılı mevzuat ve bunların değiştirilmesi ya da bunların yeniden düzenlenmesi. Sonrasında evet, siz haklısınız diyerek bizim hakkımızı teslim ettiler. Hatta Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bir yazı daha gönderdi.”
“Maden ruhsatımız geçerli”
Maden ruhsatının geçerli olduğuna dikkat çeken Şentürk; “Doğu Biga şirketinin hem Kirazlı hem Ağı Dağı buralardaki ruhsat hakkı saklıdır. Bununla ilgili yapmış olduğu başvuru geçerlidir. Biz bu ruhsat uzatma başvurusu ile ilgili başvuruyu hala sonuçlandıramadık. Bunu devam ettiriyoruz diye vermesine rağmen Orman Bakanlığı şunu söyledi. Devletler yazılı kurallar ile işler. Bizim yazılı kuralımız da bu. Evet, burada bir çelişki söz konusudur ama yapacağımız bir şey yok. 2020'nin ekim ayında işte şimdi deniliyor ya izinleri iptal edildi denilen şey de izinler değil sadece bir iznimiz o da Orman iznimiz iptal edildi. Bu iptal edildiği zaman geri kalan maden ruhsatı ile ilgili haklarımız devam ediyor. Maden ruhsatımızın iptal edildiği falan yok. Buradaki yer altı kaynağının 30 yıldır büyük emeklerle bulunup keşfedilen maden yatağı hala orada. Bu Türkiye'nin maden envanterine geçmiş durumda. Bu bir yer altı zenginliği ve bu çıkacak. Bunun çıkması için tekrar bu Orman izninin tanzim edilmesi lazım. Bu da olacak. Çünkü bu yer altı kaynağını orada bırakacak halimiz yok. Yani Türkiye'de ki maden kanunun bilinci çok açık. Bununla ilgili hiçbir siyasi partinin benim bildiğim kadarıyla aksine bir görüşü yok. Yani şunu söyleyen kimse yok. "Madenciliği Türkiye'de yasaklayacağız" Madenciliği eğer Türkiye'de yasaklayacağız diyen birileri varsa ona da saygımız sonsuz. Yasaklayacağız dersiniz ama ben kesinlikle katılmam. Bunu iddia edecek olan bir siyasi hareket aynı zamanda şunu da demesi gerekiyor. Türkiye'de ki bütün maden mühendisliği bölümlerini kapatıyorum. Hatta jeoloji mühendisliği bölümlerinde maden aramalarıyla ilgili bütün dersleri de iptal ediyorum. Bunların hepsini ortadan kaldırıyorum diyen birisi varsa ancak öyle buradaki yer altı kaynağı da işletilmez. Burada iddia edilen şey bu. Kısaca şu iki mevzuat arasındaki bu yazımdan kaynaklanan farklılıktan dolayı bu orman izni iptal edildi. Yani bizim maden ruhsatımız geçerli, bizim ÇED izinlerimiz var başka bir sürü izinlerimiz var. Çünkü bir maden projesi için öyle bir tane izine değil pek çok izne bağlısınız” diye konuştu.
“Doğu Biga bugüne kadar kanunlara ve mevzuata aykırı tek bir faaliyet yapmamıştır”
Doğu Biga Madencilik A.Ş.’nin bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti Devleti kanunlarına ve mevzuatına aykırı tek bir faaliyet yapmadığını dile getiren Genel Müdür Ahmet Şentürk; “Dolayısıyla konu yine öyle bir propaganda bir anlayış içerisinde ortaya atıldı. CİMER'in vermiş olduğu cevap bu diyor ki; Orman iznini iptal ettim. Çünkü onu sormuşlar. CİMER'de o kadarına cevap vermiş” diyen Şentürk; “Büyük ihtimalle CİMER’e soruluyor, CİMER’de ilgili birime soruyor. İlgili birim de Orman Genel Müdürlüğü bu müdürlükte bunun cevabını veriyor. Bundan sonra ne olacak? Mevzuatta ne yazıyor ise o olacak. Doğu Biga bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti devleti kanunlarına ve mevzuatına aykırı tek bir faaliyet yapmamıştır. Bu ülkeye ve millete olan saygımızdandır. Dolayısıyla bununla ilgili de ne olacaksa hepsini yapacağız. Bu süreci kim yönetiyor? Orman Genel Müdürlüğü onun Çanakkale'de ki teşkilatı ki son derece değerli bir teşkilattır. Üstelik çok şehit vermiş bir teşkilattır. Onun için onlara da çok büyük saygımız var. O teşkilat tarafından bu iş yürütülecek. Yani ortalığı ayağa kaldıracak bir şey yok. Bulunmuş olan bu 700 bin ons altın yatağı kapatılmıştır gibi kimse bir düşünce içerisine girmesin. Çünkü bu heves içerisinde olanlar sükûtu hayale uğrayacaktırlar. Bu doğru bir yaklaşım değil onu da özellikle vurgulamak istiyorum” dedi.
“Madencilik projeleri gerçekten çok zor işliyor”
“Madencilik projeleri gerçekten çok zor işliyor. İzin süreçleri çok yavaş oluyor” diyen Şentürk; “Hatta burada ilgili konuda idarede bizimle aynı kanaatte. İdare burada çok ciddi bir takım önlemler almaya çalışıyor ve çok iyi niyetli bir şekilde işliyor ama maden projeleri dediğimiz gibi bir sanayi yatırımı değil. Biliyorsunuz Organize Sanayi Bölgeleri var. Organize Sanayi bölgesi dediğiniz yerin elektriğini, suyunu, bütün alt yapısını devlet getiriyor. Hazır bir alt yapıya geliyorlar. Kendilerine ayrılmış bir alanda yatırım yapıyorlar. Bu son derece kolay. Biz madeni nerede buluyorsak orada işletmek zorundayız. Bu kimi zaman ormana, kimi zaman meraya, kimi zaman tarım arazisine denk geliyor. Kimi zaman Çanakkale'de oluyor kimi zaman Sivas'ta oluyor kimi zaman bakıyorsunuz Erzincan'da oluyor. Yani ülkenin dört bir tarafında madenler bulunuyor. Bunlar her bir yere isabet edebiliyor. Sizin orada yapmanız gereken şunlar; oraya yol götüreceksiniz. Bu memlekette yol götürebilmeniz için bir mevzuat var. Karayollarına başvuracaksınız. Ulaşım mevzuatına tabiisiniz. Oraya elektrik götürecekseniz o zaman gidiyorsunuz, elektrik dağıtım şirketleriyle masaya oturuyorsunuz. Orada bir sürü izinlerle uğraşıyorsunuz. Orman arazisini kullanacaksanız, orman kanununa orman mevzuatına tabiisiniz. Çünkü bunların hepsini topladığınız zaman ve son zamanlarda da bayağı gecikmeli izinler geldiği için biri bitiyor öbürüne başlıyorsunuz. Bunlarda birbirine bağlı izinler hepsinin ötesinde ÇED var. ÇED'de birçok kurum ÇED raporlarınızı inceliyor. Bu raporlar yaklaşık 18 tane kuruma gönderiliyor. Dolayısıyla süreç uzadıkça uzuyor” şeklinde konuştu.
“Bir an önce yer altındaki madeni çıkartalım istiyoruz”
“Bizim projemiz 2012-2013 yıllarında yer altındaki kaynağı yüksek bir güvenilirlik seviyesinde tahmin edildi. Yapısı 3 boyutlu olarak ortaya çıktı. 2013 yılında biz bütün izinlerimizi almış olsaydık ve bu işletmeyi açmış olsaydık burada öngörmüş olduğunuz cevherin kuracağımız tesisin kapasitesi de göz önüne alındığında inşaat süresi de dâhil 7-8 yıllık bir süre içerisinde tamamlanacağı öngörülüyor. Bu süre içerisinde 10-12 yıllık bir zamanlar olabilir. Uzayabilir süreciniz ama öngörülen buydu” diyen Şentürk; “Bunu esas aldığınız zaman bu maden planını öngördüğünüz şekilde 2013 bugün 2021 biz açmış olsaydık bugün oradaki bütün maden işletilmiş bitmiş geçen hafta da size bahsetmiş olduğum o yüksek standartlarda buranın rehabilitasyonuna başlamış olacaktık. Yani bu aşamada olacaktık. 2019'da inşaatımızı yapmış olsaydık yani böyle bir durum yaşamamış olsaydık o sosyal hadiseler olmasaydı ve bizde ona duyarlılık gösterip durmamış olsaydık. Bugün itibariylearadan18 ay geçti zannediyorum Kirazlı'da biz altın üretiyor olacaktık. Yani bizim bu üretimimiz yıllık yaklaşık 4 ton civarında olacaktı. Geçen hafta size belirttiğim gibi ülkemizin yaklaşık 120 tonluk her yıl altın açığı var. O altın açığının kapatılmasına bizde bir tuğla koymuş olacaktık. Ama maalesef bunlar gecikti ve biz hala bekliyoruz. Şu anda da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın öncelikle ruhsatımızın uzatımını gerçekleştirmesini ki hemen hemen her çeşitli periyotlarda onlarca maden işletmesinin bu temdit talepleri Bakanlık tarafından onaylanıyor. Kimisi aynı bizim gibi uzun süreler tutuyor kimisi daha madenin türüne, cinsine, yerine bağlı olarak daha kısa sürüyor. Ama bizimkinde böyle bir hassasiyet söz konusu. İdarenin de toplumun bu hassasiyetine duyarlılık göstermesini normal karşılıyoruz. Ama bir yandan da normal karşılarken artık sürenin biraz uzadığının farkındayız. Bizde artık burada faaliyetimizi yapalım. Bir an önce bu yer altındaki madenimizi çıkartalım. Buradaki işlerimizi tamamlayıp burayı tekrar doğanın kullanımına uygun bir şekilde rehabilite edip buradaki faaliyeti bitirelim istiyoruz. Bizim iddiamız, bizim talebimizde bu.” şeklinde konuştu.
“İşletmeye hazır 6-7 proje var”
Türkiye'nin hali hazırda inşaata hazır yer altı rezervi tespit edilmiş işletmeye hazır 6-7 tane projesi olduğuna değinen Doğu Biga Madencilik Genel Müdürü Ahmet Şentürk; “Şu anda Türkiye 42 ton üretiyor. Yani 160 ton ihtiyacımız var ama bunun sadece 42 tonunu üretiyoruz. İlk hedefimiz 60 ton madencilik sektörü olarak altın üreticileri olarak ilk etapta bir 60 tona ulaşalım istiyoruz. Bakın bu grafikte 2017'den itibaren sürekli olarak bir artış var. Bu artış nasıl gerçekleşiyor, yeni projeler hayata geçirildikçe 3 ton 5 ton diye diye bunlar yükseliyor. Şu anda Türkiye'nin hali hazırda inşaata hazır yer altı rezervi tespit edilmiş işletmeye hazır 6-7 tane projesi var. Tıpkı Kirazlı gibi. Bizim bir de Ağı Dağı projemiz var. Bunun dışında Artvin'de Hod Maden var. Bunun dışında Gediktepe var, Bilecik'te Söğüt Madeni var. Bunun dışında Halil Ağa var ve Diyadin’de bir projemiz var. Dolayısıyla bu projeler aktif hale geldiği takdir de rahatlıkla 60 tonluk bir yıllık üretimi öngörüyoruz. Ama bununla birlikte bu projeler kadar ileri aşamaya gelmemiş daha arama safahatında olan pek çok proje var. Bunlar ruhsat sahipleri tarafından aranıyorlar. Onlardan da çok umutlu sonuçlar gelmeye başladı sondaj yapıyorlar. Ama işte bir yandan da bir takım vandalistlerin gidip sondaj makinelerini yakmasıyla da boğuşuyorlar. Dünyanın hiçbir yerinde olmayan akıl almaz bir iddiaya muhatap kalıyor bu arkadaşlarımız siyanürle maden arıyorsunuz deniliyor onlara. İnanın Afrika ülkelerinde bu ifade kullanılmıyor çok ayıp bir şey” dedi.
“Utanılacak bir durum”
“Bizim onay iznimizle ilgili dezenformasyon gibi böyle bir yaftalama böyle bir yalan atıldı. Bu aslına bakacak olursanız utanılacak bir durum” diyen Şentürk; “Olmayan bir şey, ne yazık ki bu ülkenin gündemiydi. İşte o projelerdeki arkadaşlarımız bütün bu saldırılara, bütün bu haksız ithamlara göğüs gererek aramalarına devam ediyorlar. Umut ediyorum ki onlarda o aramalarından olumlu sonuçlar alıp işte o bizim 100 tonluk hedefimize yeni projeler kazandırabilecekler. Benim meslektaşlarım çok saygın bir iş yaptıklarını biliyor. Ayrıca biliyorsunuz benim başka bir sıfatım daha var. Ben maden jeologları derneği başkanıyım. Aramacılık dediğiniz zaman ben biraz uzatıyorum. Hassas olduğum bir konu o arkadaşlarımın yaşadığı bu hiç hak etmedikleri son derece hoş olmayan tavırlara muhatap oluyorlar. Ama bir şey yapıyorlar onlar diyorlar ki bu ülkede ki yer altı kaynaklarının kazanılıp toplum refahına kazandırılması bir kutsal görevdir. Yani benim bütün meslektaşlarım ‘Ben bir kutsal görev yapıyorum’ diyor. Hatta bu hedefi bana bu ülkenin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk 1933'de verdi, Altın Arama ve İşletme İdaresini kurarak. TBMM'de çıkan Maden Kanununun 1. maddesi bana bu görevi yükledi. Beni bu ülkenin güzide üniversitelerinde çok değerli hocalarım bu işi yapmak için yetiştirdi. Biz hakikaten son derece garip tutumlar sergileyebiliyoruz ama ülkemizin en seçkin üniversiteleri ODTÜ, İTÜ, Hacettepe, Dokuz Eylül, Karadeniz Teknik Üniversitesi hatta bunlara ilave başka üniversitelerimizde jeoloji mühendisliği bölümleri açacaksınız. Maden mühendisi bölümlerini açacaksınız. Buralarda çok seçkin öğrenciler yetiştirecek çok iyi yetişmiş insan kaynağınız oluşacak bu insanlar görevlerini yapacaklar ve ülke menfaati kanununuzla açık bir şekilde ortaya koyacaksınız. Bu kanun dün ki kanun değil ki 1985'den beri yürürlükte olan bir kanun. O 1. maddede ki amaç 85'den beri bu ülkede geçerli. Yapmış olduğunuz çalışmalarda makul insanlar, yani o gün bu işi protesto eden insanlarla konuştuğunuz zaman işin aslı bu muymuş, siz de kendinizi pek anlatamadınız diyor sağduyulu insanlar. Ama içerisinde bir takım radikaller var. Eleştirdikleri hiçbir konuda haklı olmadıklarını çok iyi biliyorlar. Haklı olmadıklarından dolayı biz onlara size gelelim biz projemizi anlatalım dediğimiz zaman da reddediyor. Seni dinlemeyeceğim diyor. Bu ne kadar anormal bir konu. Ne zararım var dinle, yine fikrin neyse aynen devam et. Hatta bununla da kalmıyor yanındaki adama diyor ki ‘Bunu dinleme eğer bunu dinlersen ben seni sosyal linçe uğratacağım.’ 2019'dan beri bize uğrattıkları gibi. Bunlarla kamuoyunu yanlış bir şekilde bilgilendiriyorlar. Şimdi radikal sağlıklı demokrasiler dile getirilebilir. Bende bunun savunucularından birisiyim. Buna bir şey dediğimiz yok ama enteresan bir kurumda bu işi yapıyor o da TEMA. TEMA dediğimiz kuruluş bizim yıllardır kimi zaman isteyerek ama çoğunlukla zorunlu bağışçısı olduğumuz bir kuruluştur. TEMA'yı kamu yararına bir kuruluş olarak biliriz değil mi? Baktığınız zaman bunu son derece seçkin iş adamlarının kurduğunu görüyorsunuz. Bunun içerisinde madenciler var hatta altın üreticileri var. Sanayiciler var peki neden kurdular? Geçen programda dedim ya üretimdeki anayasamız Rio Sözleşmesi 1980'e atıfta bulundu. Üretim modelimizi değiştireceğiz. Çevreye ve sosyal dokuya uyumlu bir üretim modeline geçeceğiz. İşte o sanayiciler o önemli iş adamları TEMA'yı kurarken bu anlayış ile kurdular. Onlar hala orada ve anladığım kadarıyla pek ilgilenmiyorlar. Çünkü ilgilenseler içerisinde çok değerli madencilerimiz var. Sadece altın madeni yok sadece 3 tanesi altın madeni üretiyor. Yani ülkemizde o 3 tanesi de heyetin içerisinde. Onun dışında Çanakkale'de madencilik faaliyeti yapan çok devasa kuruluşlar var. Başka işlerde ve endüstriyel ham maddede onlar orada” şeklinde konuştu.
“Animasyonlar çıkararak Türkiye'deki vatandaşı yanlış bilgilendiremez”
Şentürk sözlerini şu şekilde sürdürdü; “Ama bu TEMA geçenlerde bir animasyon yapıyor. Gerçekten oturmuş işini gücünü bırakmış bir animasyon yapmış. Animasyon bir çizgi film kıvamında onu takdir etmek lazım, güzel yapmışlar. Fakat tamamen dezenformasyon. Yani TEMA'ya yalan söylüyorlar demek istemiyorum, ama ayıp. Senin üstelik de mütevelli heyeti yani en yüksek karar alma mercii olan B grubunda Orman Bakanlığı var, Çevre Bakanlığı var. Bir zahmet kardeşim, bunlar senin mütevellilerin heyetinde bulunuyor. Orman Bölge Müdürlüğü'ne demediğini bırakmadın. Kaldı ki Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü orman yangınında orman için şehit vermiş bir kuruluş. 7 tane daha şehidi var oranın. Türkiye çapında bu Orman teşkilatının 100'den fazla şehidi var. Biraz insanda insaf olur. Burada ar denilen bir şey var. Oradaki ağaçları kesme görevi onları yapan enerji bakanlığı arasındaki protokol gereği bunu yapan Orman Bölge Müdürlüğü'dür. Sen ona istinat da bulunuyorsun. Olmaz. Bütün faaliyetlerini de Orman Genel Müdürlüğü ile birlikte yapıyorsun. İşte orada falanca ormanı yaptık gibi. Hatta ormanları yani o projelerinizi yaparken fidanınızı da orman veriyor. İşçiliğinizi de onlar temin ediyor. Bu olacak iş değil. Bunu kabul etmiyorum. TEMA kamu yararına bir vakıftır. Kamu yararına vakfın ne anlama geldiği bu ülkede bellidir. Doğru işleri yapmak zorundadır ve yalan yanlış bilgilerle animasyonlar çıkararak Türkiye'de ki vatandaşı yanlış bilgilendiremez. Çünkü adı üstünde kamu yararına bir vakıftır. Gereğini yapması lazım.”
“Doğrusunu anlatalım diyoruz, ‘Yok ben gelmem’ diyor”
Şentürk; “2019'da ki raporlarından bir tanesinde şunu yazıyor TEMA. Kirazlıdaki maden projesiyle ilgili protestoları yaptık. Bir de çok uluslu bir platformla işbirliği yapmışlar. Bu nasıl bir düzen. Bilgileri doğru olsun amenna sesimi çıkartmam. Yanlış bilgi veriyorsun ve üstelik biz diyoruz ki sadece biz değil bildiğim kadarıyla Enerji Bakanlığı’da bunu yaptı. Gel sana doğrusunu anlatalım dediğimizde de yok ben gelmem. Bu ne demek nasıl gelmezsin? 2019'dan beri bizimle ilgili ifşa da bulunuyorsun. Gel anlatalım diyoruz dinlemem diyorsun. Olabilir mi bu? TEMA yine bizim için çok değerli ama maalesef şu anda bir yönetim anlayışıyla böyle yönetiliyor. Ama oradaki sağduyu hâkim olacaktır. O heyet son derece Türkiye ekonomisine büyük katkıları olan iş adamlarından oluşuyor. Burada anladığım kadarıyla yalnızca bir ilgisizlik var. Ne yapıyor bunlar sorusunu sorsalar bu iş biter. Çok net. TEMA'ya hiç yakışmıyor. Bırakın işimizi yapalım.” ifadelerini kullandı.
“Sabırla bekliyoruz”
Bir gram bile altın üretemeden hala sabırla beklediklerini kaydeden Genel Müdür Ahmet Şentürk; “Burası Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Türkiye dünyanın en büyük 20 ekonomisinden bir tanesi. Burası anayasal bir düzen ile yönetiliyor. Buranın 100 yıllık bir Cumhuriyet geçmişi var. Buna devlet geleneği olarak bakmak lazım. Çünkü bizim Cumhurbaşkanlığı forsumuzda 16 tane bayrak var. Böyle bir devletten bahsediyoruz. Elbette ki bu devlet gerekeni yapacak. Devlet diyor ki; benim yazılı kurallarıma ben uyarım. Orman Bakanlığı'nın yapmış olduğuna ben saygı duyuyorum. Evet, yazılı kuralları işletiyor yani hukuku işletiyor. Diyor ki ben seni haklı görebilirim. Ama yazılı kuralı çiğneyemem. Bazen bu durumlar oluşuyor ve bizde buna saygı duyuyoruz. Yani sineye çektik. Biz ormana 54 milyon para yatırmışız. İznimiz yok oldu. Peki, amacımız neydi niye verdik o parayı Orman Bakanlığı'na neden ödedik biz o rakamları. Bizim amacımız orada altın üretmekti. Bir gram bile altın üretemeden hala sabırla bekliyoruz” dedi.
“Her şeye saygı duyuyoruz”
“Evet, çok üzülüyoruz ama sakin durmak durumundasınız. Her şeye saygı duyuyoruz çünkü karşımızdaki devlet Türkiye Cumhuriyeti devleti. Bu devletin bizim projemiz üzerinden o saygın kurumlarına yapılan saldırılar konusunda da ayrıca çok üzgünüz. Bu olacak iş değil” diyen Şentürk; “Orman teşkilatına yapılan gerçekten Çanakkale bölgesinde her yıl o ormanları korumak için oradaki teşkilatın ne büyük bir mücadele verdiğini gözleri önünde görüyorlar. Şehitleri var bu adamların. TEMA el insaf bir kez daha vurguluyorum bana yap da bu teşkilata bu hakareti yapma. Yani ormanda yapacağınız türlü faaliyet ile ilgili bu teşkilat son derece duyarlı. Kanada'da böyle bir faaliyet yaptığınız zaman buradaki kesilen ağaçlardan kat kat daha büyük ağaçlar kesiliyor ve bunların örnekleri var. Ve orada ödenen paranın yaklaşık 300-400 katı bunların hesaplarını yapıyorlar. Bana gelen rakamlar bunlar. Bu ülkenin orman teşkilatı bu ülkenin ormanları çok sağlam bir kadroya emanet. Bunu herkes bilsin ve bilmesi gerekir” şeklinde konuştu.
“Çevre ile ilgili kaygısı olanlar müsterih olsun”
Doğu Biga Madencilik A.Ş. Genel Müdürü Ahmet Şentürk sözlerini şu şekilde sürdürdü; “2019'un temmuz ayında ayrıca başka bir şey oldu. 245 insan sendikal haklarının verildiği iş sağlığı ve güvenliğinin en üst standartlar da sağlandığı iş barışının öncelendiği emeklerinin hakkını olduğu gibi veren bir iş yerinde işe başladılar. Orada çalışıyorlardı ve bu insanlar birilerinin çevrecilik adı altında şirketin o projenin ne kadar çevreye duyarlı olduğuyla ilgili bilgilendirilmiş çalışanlarımızdı. Bu insanlar bir işe başlamış ve çok mutluydular. Evlerine gidiyorlardı eşleriyle çocuklarıyla mutlu bir hayat sürdürüyorlardı. Bu hadiseler oldu ve bu duyarlılıktan dolayı biz işimizi durdurduk. 6 ay boyunca temditimiz yapılır yeniden inşaata başlarız diye hiçbir çalışanımızı işten çıkartmadık. Ama bizim çalışanlarımız kendileri de baktılar gördüler ki yapacak bir şey yok. Bizim insanımız öyledir öyle durduğu yerden maaş alanlardan değildir. Özellikle maden emekçileri öyle insanlar değildir. Onlar da durumu gördüler 2020 yılının Ocak ayında karşılıklı konuştuk. Çok zor günlerdi o günler hepimiz için. Ben gerçi işe başlamamıştım o dönemde ama bunların yani o 245 kişinin listesi her gün benim bilgisayarımın önünde duruyor, ne yapıyor bu arkadaşlar diye. Orada kendilerine bir mektup verildi. Yeniden inşaata başlayacağız. O gün geldiğiniz takdir de kaldığınız yerden devam edeceksiniz diye. Yani onlara yeniden başladığımızda iş garantisi verildi. Ama işten ayrılmak zorunda kalacakları için ikale sözleşmeleri de yapıldı. Adil davranılmaya yani işten ayrılıp tekrar iş bulana kadar geçen süreyi idare edebilmeleri için kendilerine imkânda tanındı. Bundan dolayı biz de muzdariptik. Dolayısıyla bunu hakları olduğunu düşünerek kendilerine verdik. Fakat gelin görün ki 2020 Ocak ayında ayrıldılar. 2 ay sonra pandemi patladı. Bu arkadaşlarımız yeni iş bulma imkânı yakalayamadılar. Bunların pek çoğu maalesef iş bulamadı. Gerçekten kanayan bir yaramız var. Ortada böyle bir proje var. Ben bunu anlatıyorum. Bu projeyi hayata geçirelim. Bu insanları tekrar işe başlatalım istiyoruz. Bitirelim bu projeyi ondan sonra göreceksiniz. Bu şirket buradaki çalışmalarını Türkiye'de ki diğer 18 altın madenindeki standartlarda yapıyor. Bittiği zaman bugün Bergama Ovacık da ne yapıldıysa onu yapacak. İşletmesi devam ederken bugün Lâpseki’de ki altın madeninde ne yapılıyorsa burada da o yapılacak. Yani ortada örnekler var. Bırakın çalışalım. Bırakın bu çalışan arkadaşlarımızda tekrar birleşsinler, iş yerlerine gelsinler. Çalışmaya devam etsinler. Lütfen biraz da bu yönde bir duyarlılık gösterelim. Çevre ile ilgili kaygısı olan insanlar müsterih olsun. Burası bize emanet. Çok kısa bir zaman zarfında bu süreç aşılacak, çünkü artık bunu anlatmaya başladık. Anlatırsanız bu ülkenin insanı sağduyuludur. Doğruyu, yanlışı birbirinden ayırabilecek feraset sahibi bir toplumdur. Ben bunu Çanakkale'de zaten fazlasıyla gördüm. Dolayısıyla burası açılacak onu artık görüyorum. Az kaldı.”
Bülent Büberci