← Ana Sayfa
Yaşam

Enkazdan seramiğe dönüşen hikâyeler

✍️ HABER MERKEZİ 📅 17 Mayıs 2025 14:00 👁️ 595 görüntüleme

Sanatçı Doç. Dr. Tuba Batu’nun çevrimiçi sergisi, 6 Şubat Depremi’nin yıkıntılarından kalan tuğlalarla "yuvasızlık" ve "aidiyet" kavramlarını sessiz ama derin bir şekilde anlatıyor.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde bir akademisyen olan sanatçı Tuba Batu’nun; “Yıkılsa da mutlaka yeniden yapılacak o “yuva” demesi üzerine başlayan bir yaralı kuş hikayesi Yuvasız Kuşlar sergisi sanatseverlerden tam not aldı.

Depremin kalıntılarından doğan çaresizlik seramik hikayelerine dönüştü

6 Şubat depreminin izinde bina kalıntılarından doğan “aidiyet” ve “yuvasızlık” duygusu bu sergiyle yeniden anlam buldu.

Biraz hüzünle biraz umutla biraz çaresizlikle ama büyük kararlılıkla uçmaya çalışan kuşların hikayesi bu..

Enkazdan seramiğe dönüşen hikâyeler

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde akademisyen olan sanatçı Doç. Dr. Tuba Batu’nun 28 Nisan - 12 Mayıs 2025 tarihleri arasında sergilenen “Yuvasız Kuşlar” sergisi yoğun ilgi gördü.

Seramik Sanatçısı Tuba Batu 6 Şubat depremi kalıntılarından elde ettiği tuğla ve farklı materyallerle birlikte işlediği eserlerinde; kadın, aidiyet, yuvasız kalmak, yeniden yuva inşa etmek temaları üzerinden insana benzettiği kuş metaforuyla öne çıkarıyor.

Kaleninsesi Gazetesine özel yaptığı röportajımızda Batu, insanın kendini güvende  hissettiği yuvanın yıkılması ile çaresizlik duygularını ve yeniden yuva inşa etmek için girdiği o içsel yolculuğu konuştuk.

Tuba Batu kimdir?

Sanat eğitimine Eskişehir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi Resim Bölümü’nde başlayan Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Seramik Bölümüyle devam eden Doç. Dr. Tuba Batu, Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak sanat hayatına devam ediyor. Sanatçının yurt içinde ve yurt dışında olmak üzere sekiz kişisel sergisi bulunuyor.

Yıkıntılardan doğan sanat: Yuvasız Kuşlar

“Gerçekten ait olduğumuz bir yer var mı? Yoksa hepimiz biraz yuvasız mıyız?”

Sergiye uzanan yolculuğunuzda ilk sorduğunuz soru buydu.

Eserlerinizde yıkıntı tuğlalar göze çarpıyor. Kalıntılarla ne anlatmak istediniz?

Bu seride kullandığım tuğlalar, eski yapılardan sökülmüş, artık işlevini yitirmiş, “çıkma” tuğlalar. Her biri zamanla yıpranmış, kırılmış ya da şekilsizleşmiş; tam da bu halleriyle bana anlatmak istediğim hikâyenin maddesel zeminini sundular. Yuvanın yıkılmasıyla evin artık sadece bir yapı parçası haline gelişi, bu tuğlaların geçmişten taşınan ama artık içinde kimsenin yaşamadığı hallerinde vücut buldu. Her figür, üstünde durduğu bu yorgun malzeme sayesinde hem bireysel bir kırılganlığı hem de kolektif bir hafızayı taşıyor

Kadınların “yuvasız” oluşunu nasıl tanımlıyorsunuz, bunu sanatınıza nasıl yansıttınız?

Yuvasızlık bazen fiziksel bir evin yıkımı, bazen de ruhsal bir yerinden edilme hali. İçinde bulunduğumuz toplum ve benliğimiz çeliştiğinde de ait olduğumuz yeri kaybediyoruz. Öteki mahallenin insanı olmak da bir tür yuvasızlık. Kimliğimiz de köklerimiz gibi bir yere bağlanma arayışında. Bunu yok sayamayız.

Eserlerinizde kadına biçilen rollerde eleştirel bir yaklaşım söz konusu. Yuvasızlık kavramını kadınlar üzerinden anlatırken özellikle seramiği neden tercih ettiniz?

Sergime yorum bırakanlardan biri, arkadaşım, yazar Şermin Yaşar, “kuşların evini kuş kendi yapınca ona kuş yuvası diyoruz, insan eliyle yapılana “kuşevi”. İnsanın evi ne zaman yuva ne zaman ev oluyor?” demiş. Yuva için sanırım en güzel tanım bu sorudan yola çıkarak verilebilir. Ev satın alınır ama yuva kurulur örneğin. Dört duvardan ibaret olmayan, aidiyet, güven, köklenme ve var olma haliyle ilgili yuva. Kadınların yaşam deneyimlerinde bu duygu oldukça kırılgan. Seramik gibi.  Kadınlar da seramik de hem kırılgan hem de dirençli. ‘Yuvasız Kuşlar’ serisi bu ikiliğin de bir yansıması.

Sergideki eserlerin her biri bir hikâye anlatıyor gibi görünüyor. Bu hikayeler içimizden neler taşıyor?

Heykellerimde kullandığım tuğlalar artık işlevsiz. Bir yıkıntıdan çıkmış, yeni olmayan, kullanılmış. Figürler ise yuvasızlıklarını bu eski yaşamlarından kalma tuğlalar üzerine kurmaya çalışıyor. Köklenmek ve ait olmak hepimiz için kıymetli arzular. Figürlerin hepsinin ayrı hikayesi var doğru. Kişisel mi? sanırım evet, benim tüm çalışmalarımın ana çıkış kaynağı kişisel hikayem; Kızlarım, kız kardeşim, arkadaşlarım, annem.. Herkesin bir hikayesi var ve bir şekilde  çoğumuz “eve dönme” ya da “evini kurma” arzusundayız. Odyyseus gibi, Aeneas gibi, bizim gibi. ( Troya savaşının ardından yuvaya dönüş için Odysseus uzun ve maceralı bir yolculuğu göze alırken, Aeneas yeni bir yuva inşa etmek için yola çıkmış bir kahramandır.)

Derler ki; yuvayı dişi kuş yapar. O yüzden bir kadın yuvasını kaybettiğinde aslında var ettiği her şey de yok olmuştur.  Ancak burada eleştirel bir yaklaşımda mevcut.   Kadına atfedilen “yuva kurucu” rolünü sorguluyorsunuz. Bu bağlamda vermek istediğiniz en güçlü mesaj nedir?

Yuvayı dişi kuş yapsın diye tüm sorumluluğu bir kişinin üzerine yüklediğinizde boşanmaların tüm sorumluluğu da kadına kalıyor. Bazen de kadınlar yıkılmasın diye kırık dökük yuvaların içinde hayatta kalmaya çalışan varlıklara dönüşüyor. Kadının görevi, bir düzeni ayakta tutmak değil; önce kendi varlığını anlamlandırmak olmalı. Kadınlar ancak kendi “yuva” tanımlarını kendileri yaptığında gerçekten özgürleşebilirler.

 

Bundan sonraki çalışmalarınızda yine benzer temalarla mı ilerleyeceksiniz?

Ben 2002 yılında seramik bölümünden mezun olduğumdan beri figür çalışıyorum. Özellikle kadın... kimlik, hafıza ve mekânla kurduğu ilişki benim için önemli temalar. Seramik malzemeyi anlatacağım hikâyeye çok yakışan bir malzeme olduğu için tercih ediyorum. Kendimi bir hikâye anlatıcısı olarak tanımlayabilirim,

 

Kadınların yaşadığı aidiyetsizlik, güvencesizlik, çaresizlik gibi duyguları yansıttığınız kadar kadının varoluşu ile ilgili güçlü yanlarını da gösteriyorsunuz. Bu yönden sanatınızda yoğun duygular var.

Sanatçının bir sorumluluğu var mı bilmem. Ben kişisel olarak kendimi sanatçı sorumluluğuyla üretir bulmuyorum zaten. Dediğim gibi anlatmazsam çatlayacağım duyguların içinden geçtim, geçiyorum. Bunlar derin yaraların cerahatleri, boşaltmazsan hasta eder adamı.

Kadın hikâyelerine odaklanan genç sanatçılara ne gibi önerilerde bulunursunuz?

Cesur olsunlar. Kendi hikâyelerini de sakın küçümsemesinler. Kendi seslerinden, bedenlerinden ve deneyimlerinden yola çıkmak bir güçtür. Ruhuna derinlemesine işlemeyen bir duyguyu nasıl anlatabilirsin ki zaten? İçinden geçmediğin bir acıyı, ruhuna değmeyen bir keyfi nasıl tarif edebilirsin?

Sergi; https://www.artsonlinegallery.com/ internet sitesinde halen erişime açık ve sanatseverleri bekliyor.

Teşekkür ederiz. 

Haber: Süha Parmaksız

Kaynak: HABER MERKEZİ

İlgili Haberler

Balıkçılara ağ desteği
14.08.2026
Çanakkale’de GSB Gençlik Yaz Kulübü 17 Ağustos’ta başlıyor
13.08.2026
Bozcaada’da festival heyecanı başlıyor! İşte 26. Kültür Sanat ve Bağbozumu Festivali’nin programı
13.08.2026
Bozcaada’da “Üç İz — Üç Dil — Üç Yolculuk” sergisi sanatseverlerle buluşuyor
13.08.2026
Çanakkale DENEYAP Teknoloji Atölyeleri’nde yeni eğitmenler için mülakat süreci tamamlandı
13.08.2026
ÇOMÜ’den iklim krizine karşı “yeşil kampüs” adımı
13.08.2026
Çanakkale’nin lezzet hazinesi için yeni dönem: Ezine Peyniri ve Geyikli Zeytinyağı
13.08.2026
Çanakkale Belediyesi 3 okul öncesi öğretmeni alacak
13.08.2026
Araç sahiplerine önemli uyarı: Kaputunuzu çalıştırmadan önce mutlaka kontrol edin!
13.08.2026
Kampüs-Köy Akademisi Projesi Bayramiç'te tanıtıldı
13.08.2026
63. Troya Festivali’nde Çanakkale’nin gastronomisi konuşuldu
13.08.2026
Ezine’yi üzen erken ölüm; İsmail hayatını kaybetti!
13.08.2026
Gökçeada'da önemli buluşma!
13.08.2026
Eve kaçan keçiyi yakalayamadı..."Keçiyi polise ihbar edeceğim" diye tehdit etti
12.08.2026
Haber yaparken saldırıya uğrayan muhabir yaralandı
12.08.2026
Troya Caddesi'nde üstyapı çalışması!
12.08.2026