Çanakkale Boğazı istihkâmlarının 3 Kasım 1914’te ilk kez ateş edilmesinden sonra 19 Şubat 1915’te başlayan deniz harekâtı 18 Mart’a kadar İtilaf gemilerinin ağır bombardımanı ve mayın arama gemilerinin çalışmaları ile Türk topçularının karşı ateşleriyle devam etmiştir. 18 Mart 1915 günü yaşanan deniz muharebeleri, Türk ordusunun zaferiyle sonuçlanmıştır. Çanakkale’de Türk ordusunun kahramanlık destanının yazılmasındakomuta kademesindeki subaylardan başlayarak bütün Mehmetçiklerin katkısı çok büyüktür.Buna istinaden Çanakkale Savaşı’nın seyrini değiştiren ancak pek bilinmeyen nice önemli kahramanlarımızdan birkaçını biz de Kaleninsesi Gazetesi olarak sizler için derledik.
CEVAT ÇOBANLI
Çanakkale Zaferi’nin kazanılmasında adından söz ettiren komutanlardan biri Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa’dır. 18 Mart Zaferi’nin kazanılmasında da en büyük pay Cevat Paşa’nındır. Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşları, I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı'nda boy gösteren Cevat Paşa, Türk tarihi için dönüm noktası olan Çanakkale Savaşı'nın hem deniz hem de kara muharebelerinin seyrini değiştiren kahramanlardan yalnızca bir tanesidir.
Hayatı
Cevat Paşa 1871’de İstanbul’da doğdu. Babası, Mareşal Şakir Paşa idi. Orta öğrenimini İstanbul’da Galatasaray Lisesi’nde yaptı. 1888’de başladığı Harp Okulu’ndan 1891’de Teğmen rütbesiyle mezun oldu ve Harp Akademisi’ne devam etmeye hak kazandı. 1892 yılında Üsteğmen oldu. 20 Mart 1894’de Harp Akademisi’ni birincilikle Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle bitirdi.10 Ağustos 1914’te Çanakkale Müstahkem Mevkii Komutanlığına atandı Daha sonra9 Ekim 1915’te Seddülbahir’deki 14’üncü Kolordu Komutanlığı’na atandı ve Çanakkale kara muharebelerinde de 3,5 ay görev yaptı. Daha sonra Güney Grubu Komutanı ve 3 Müttefiklerin Gelibolu Yarımadası’nı tahliyesinden sonra 11 Ocak 1916’da Çanakkale Grubu Komutanı oldu.
Cevat Paşa Çanakkale Cephesi’nde
Cevat Paşa; 20 Eylül 1914’te hazırladığı raporunda Boğaz girişinin donanma tarafından her durumda geçilmesinin kolay olduğunu ve asıl savunmanın Boğaz’ın içinde yapılması gerekliliğini bildiriyordu. Kadro dışına çıkarılan bataryaları yeniden düzenlettirerek tekrar kuruluşa aldırmış savunmanın güçlendirilmesi için en önemsiz vasıtalardan bile yararlanılmasını sağlamıştı. Boğaz’ın yeni savunma planına göre düzenlenmesi için hemen harekete geçildi ve giriş istihkâmları aynen bırakılarak Çanakkale-Kilitbahir istihkâmları büyük çaplı ve uzun menzilli toplarla takviye edildi. Kepez-Soğanlıdere hattı batısındaki mayın hatlarını korumak için her çeşit hafif ve sahra topları kullanıldı. Gece atışları kolaylaştırmak için ışıldaklarla bir engel hattı oluşturuldu. Bunların ilerisine mayın hatlarına yapılacak girişimleri karşılamak ve duruma göre de merkez grubunu bombardıman etmek isteyen ağır düşman gemilerinin serbest hareket etmesini engellemek ve bir ölçüde zayıf olan güvertelerine karşı dikey atışlarla etkili olabilmek için orta çapta top, obüs ve havanlarla bir hat kuruldu.Çanakkale ve Kilitbahir kaleleri önüne de ikişer kovanlı birer kıyı torpido bataryası savunma sistemine eklendi.
Çanakkale Boğazı’na yapılan ilk deniz taarruzu, İtilaf Donanması’nın Osmanlı Devleti’ne savaş ilanı için 3 Kasım 1914’teki harekâtı oldu. Saat 06.50’de başlayan bombardıman 20 dakika sürdü. Seddülbahir Tabyasının cephaneliğine isabet eden bir mermi cephaneliği havaya uçurdu ve 5 subay 81 erimiz şehit oldu.Birleşik Filo, ikinci kez 19 Şubat 1915 günü saat 07.45’te, Boğaz önüne gelerek uzak mesafelerden, girişteki Türk tabyalarını saat 17.30’a kadar topçu ateşi altına almıştı. Bu bombardımanın şiddeti ve süresinin uzunluğuna göre istihkâmlardaki hasar önemsizdi. 25 Şubat 1915 günü devam eden bombardımana daha fazla muharebe gemisi katılmış ve daha yoğun ve daha yakından yapılan atışlarla Boğaz giriş tabyaları tamamen susturulmuştu.
Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa, 7 Mart akşamı Müstahkem Mevki Mayın Grup Komutanı Binbaşı Nazmi Bey’i yanına çağırmış ve düşman gemilerinin Boğaz içerisindeki bombardımanlarda, mayın arama çalışmalarında Karanlık Liman’ı manevra alanı olarak kullanmalarından rahatsızlığını dile getirerek eldeki mayınların Karanlık Liman’a bir hat üzerine dökülmesini emretmişti.Nusret Mayın Gemisi, Yüzbaşı Tophaneli Hakkı Bey komutasında ve Mayın Grup Komutanı Binbaşı Nazmi Bey’in kılavuzluğunda 8 Mart 1915 sabahı 26 adet mayını 100 metre aralıklarla Erenköy Koyu’na dökmeyi başarmıştı. Bu hat diğer mayın hatlarının aksine kıyıya paralel olarak dökülmüştü. Cevat Paşa da bu sırada Maydos’a 19’uncu Tümen Komutanı Mustafa Kemal Bey’in karargâhına gitmişti. Birlikte Seddülbahir bölgesindeki birlikleri teftişe gitmeyi planlıyorlardı. Ancak bildirilen son durum ile Cevat Paşa, hemen Kilitbahir’den bir motora binerek mermi yağmuru altındaki Çimenlik iskelesine çıktı.
Yaşanan yoğun çatışma ardından 18 Mart günü Birleşik Filonun üç büyük zırhlısı battı, dört zırhlısı ağır hasar alarak savaş dışı kaldı ve yüzlerce askerini de kaybetti. Güneşin son ışıklarıyla birlikte donanmanın Boğaz’dan perişan bir şekilde çıkışını Dardanos Tabyasında izleyen Cevat Paşa, gemilerin ardından: “Gittiler… Geçemediler… Geçemeyecekler…” diye haykırıyordu.Cevat Paşa’ya yıllar sonra 18 Mart 1915 gününün en kıymetli ânı sorulduğunda: “O gün güneşin son ışıklarıyla Boğaz’dan perişan halde çıkmakta olan düşman filosunun görünüşü idi…” cevabını vermişti.
Çanakkale Muharebeleri devam ederken Tasvir-i Efkâr gazetesinde 5 Nisan 1915’te Cevat Paşa’nın iki fotoğrafı yayınlanmış ve şu sözlerle övülmüştür: “Makam-ı Hilafet-i Muazzamanın kapılarını İslam’ın en büyük düşmanlarının akurane savletlerine karşı Kemal-i celadet ile muhafaza eden kahramanların zişan ve asalet kumandanı Cevat Paşa.”
NEZAHAT ONBAŞI
Kadınlarımızın Anadolu'nun kurtuluşunda oynadıkları rolleri cepheye silah taşımak, cephane imalathanelerinde çalışmak, askerlerin giyecek ve yiyecek ihtiyacını karşılamak gibi alanlara sıkışmış şekilde öğrendik okullarımızda. Hemşirelik görevleri, göçmenlere ve kimsesizlere yardım ve cemiyetlerde, mitinglerde çalışmak da bilgilerimiz arasındaydı.Kadınlarımız 1915'te elbette çok daha fazlasını yaptı.Bazıları cephede kıran kırana çarpıştı. Kimisi keskin nişancılık yaptı, kimisi bambaşka katkılarla, bambaşka kahramanlıklarla tarihe geçti. Nezahat Onbaşı da işte bu kahramanlardan sadece biriydi…
Nezahat Onbaşı Çanakkale Cephesi’nde
Milli Mücadele kadın milislerinden olan kadın kahramanımızın asıl adı NezahatBayseldir. 1909 yılında doğan Nezahat Onbaşı’nın babası Çanakkale Cephesi 70. Alay Komutanı Hâfız Hâlid Bey idi. Eşi Hadiye Hanım’ın veremden yaşamını yitirmesi üzerine,bırakacak kimsesi olmadığından 8 yaşındaki kızı Nezahat’ı da yanında cepheye götürdü. Çanakkale’de savaş ortamıyla tanışan Nezahat, alayın İzmit’e nakledilmesinin ardından talimlere katılarak at binmeyi ve silah kullanmayı öğrendi. Tam üç sene babasının yanında cephelerde yer aldı, babasının katıldığı her muharebeye katıldı. Kısaca 70. Alay`ın simgesi oldu. Cephede Mustafa Kemal Atatürk`ün ve İsmet İnönü`nün de dikkatini çekti. Bu yüzden de kendisine 12 yaşında “Onbaşı” rütbesi verildi.
İstiklal Savaşı başladığında Alay Komutanı Albay Halit`e, Yunan askerleriyle en çetin çarpışmaların yaşandığı Gediz hattını müdafaa görevi verildi. Minik Nezahat, yanı başında süngü süngüye çarpışan Mehmetçik`in şehit oluşunu görecek kadar savaşın içindeydi. Gediz Cephesi Yunanlılara karşı ilk yenilginin alındığı cephelerden biridir. Ancak tarihe kaybedilen muharebe olarak geçen Gediz Cephesi`nde sadece bir alay başarılı olmuştur. O da Hafız Halit Bey`in kumandasındaki 70. Alay`dır.Türk askeri o dönemde Yunan saldırıları karşısında zor anlar yaşamaktadır. Hatta cepheden kaçmayı düşünenler bile olmuştur. Yaklaşık 600 kişilik alayı ile en zor sınavı veren Hafız Halit, umutların tükendiği noktada atıyla askerlerin önünükesen küçük kızı Nezahet`i görür. Minik, ama vatan sevgisiyle dolu yürek cephe gerisine kaçmaya çalışan askerlerin karşısına duvar gibi dikilir ve ağzından şu sözler dökülür: “Ben babamın yanına ölmeye gidiyorum, siz nereye gidiyorsunuz?”Babasına destek olmak isteyen bir çocuğun çırpınışlarının ötesindedir gayreti. Atın üstündeki küçük kız, askerlerin yüzüne tokat gibi bir gerçeği, yani vatan sevgisini ve şehadeti haykırınca askerlerin hepsi geriye döner. Çoğu cephede şehit düşer, Gediz muharebesi kaybedilse de Yunan askerinin Anadolu`nun içlerine kolay sızması geciktirilmiştir. Bu sayedeartık o elinde oyuncaklarıyla askerin arasında gezen bir kız çocuğu değil, 70. Alay`ın Nezahet Onbaşısı olmuştur.
BİGALI MEHMET ÇAVUŞ
Çanakkale Kara Savaşları içinde yer alan Seddülbahir ve Conkbayırı’nın büyük kahramanlarından biri de Kadir oğlu Mehmet Çavuş’tur. Rumi 1294, Miladi 1878 yılında Bulgaristan'ın Filibe Kasabasında dünyaya gelmiştir. 1877- 1878 Osmanlı Rus Savaşı sırasında ailesi Anadolu'ya göç ederek Çanakkale Biga’nın Bahçeli Köyüne yerleşir. Balkan Savaşlarına ve Birinci Dünya Savaşına 16 Yıl askerlik yapmıştır.
Bombacı Mehmet Çavuş Çanakkale Cephesi’nde
Mehmet Çavuş, 1. Kolordu, 1. Tümen, 7. Alay, 3. Tabur, 1. Bölük’e bağlı bir askerdi ve rütbesi de çavuştu. Bu kahraman Anadolu çocuğu, diğer Mehmetçiklerimiz gibi Çanakkale’de ülkemizi işgale niyetli düşmana dur demek için oradaydı. 4 Mart 1915 günü Seddülbahir çıkarması sırasında bir yandan gemilerin bombardıman ateşi diğer yandan makinalı tüfek ve İngiliz askerlerinin saldırısına 15 - 20 kişilik askerleriyle karşı koydu. Karşısındaki düşmanın sayıca çokluğunu ve silah olarak üstünlüğünü önemsemeden askerleriyle birlikte yere yatarak düşmana ateş açmaya başladılar. Üç saat süren dişe diş, kana kan bir mücadele esnasında Mehmet Çavuş'un tüfeğinin mekanizması işlemez ve tüfeğini yere atarak istihkâm küreğini eline alır. Yanındaki askerleride süngü hücumuna kaldırır.İngilizlerin siperlerimize fırlattığı el bombalarını korkusuzca yakalar ve düşman siperlerine geri fırlatırdı. İngilizler, attıkları kendi bombalarının geri fırlatıldığını anlamış olacaklar ki, bu kez attıkları bombaları geciktirerek atmaya başladılar. Bu şekilde Mehmet Çavuş’un geriye iadesinin önüne geçmeye çalışmış olacaklardı. İngilizler tarafından geciktirilerek atılan bir bombanın Mehmet Çavuş’un elinde patlaması sonucu, sağ kolu koptu. Sonuçta İngilizler 23 Ölü, 25 yaralı ve 4 kayıpla gemilerine geri dönerler. Bu çarpışmada Türk askerlerinden 6 şehit, 13 yaralı vardır.Bu yiğit asker de yaşanan çatışma sonucunda hastaneye kaldırılır ve tedavisine başlanır. Ancak bir süre de olsa hastanede yatmak zorundadır. Bu zaman içinde cephedeki arkadaşlarından da ayrı kalmak Mehmet Çavuş’u çok üzer vehastanede tedavi görürken tabur komutanına şöyle bir mektup yazar:“Sağ kolumu kaybettim zararı yok. Sol kolum var. Onunla da pek ala iş görebilirim. Beni müteessir eden ve kıtama katılıp düşmanla çarpışmama mani olan şey, yaramın henüz kapanmamış olmasıdır. Hastaneden kurtularak halen harbe iştirak edemediğim için beni mazur görünüz, affediniz muhterem kumandanım.”
Bombacı Mehmet Çavuş, düşmana karşı duramamanın üzüntüsünü komutanına işte böyle asil bir duyguyla aktarıyordu.Hastanede tedavi olup, hava değişimi için izin verildikten sonra köyüne gönderilir. Kendisine teklif edilen maddi yardımları; "Ben vatanım için savaştım, para için savaşmadım" diyerek reddeder. 3 Şubat 1964 tarihinde 86 yaşında da vefat eder.
Özden Nur ÖZDEN