ÇANAKKALE BÜYÜYOR, ÇANAKKALE DEĞİŞİYOR
Dr. Hüseyin Sarı
Tüm Emekliler Sendikası Şube Sekreteri
1-Çanakkale her geçen gün büyüyor ve gelişiyor. Bu büyümenin Çanakkale’ye katkıları sizce nelerdir? Bu anlamda neler yapılıyor?
Şu anda Çanakkale’nin büyümesiyle ilgili hiçbir ekonomik girdi olduğunu görmüyorum. Tabii ki bunda öncelikle turizm çok önemli, Çanakkale; dünyanın kilit noktasıdır. Gerek jeoloji olarak, gerek fiziki olarak, gerekse siyasi olarak dünyanın merkezi konumundadır. Merkezi konumda olmasından dolayı da Anadolu’nun alt yapısı, Anadolu’nun altındaki madensel yataklar, tabii ki dış güçlerin dikkatini çekmektedir ama öncelikle bacasız sanayi dediğimiz turizm çok önemlidir. Ben Çanakkale’de turizmin değerlendirildiğini düşünmüyorum. Gerekçesine gelince de bundan yıllar önce turist gemileri Çanakkale’ye gelir, Çanakkale Limanı’na demirler, turistler çıkar buradan Truva’ya taşınır, Truva’dan geldikten sonra da Çanakkale’de serbest bırakılırdı. Çanakkale derken Merkez’den bahsediyorum, şu anda Kepez Limanı’na gelen kruvazier gemileri, küçük çaplı kruvazier gemileri çünkü büyüklerin gelmesi mümkün değil, sadece turistleri oradan alıp Truva’ya götürüp yine aynı araçlarla tekrar gemiye götürüyor ve gemi hareket ediyor. Çanakkale’ye turizm için ne yapabiliriz? Bu konuyu uzun uzadıya tartışmak gerekiyor. Bir dönem Çanakkale Valiliği ve Gestaş’ın ‘’Çanakkale’de kruvazier ‘’ diye bir konferansı vardı. Çanakkale’ye kruvazier düzenlemek mümkün değil, büyük gemilerin gelmesi mümkün değil, Çanakkale’nin limanı buna müsait değildir. Çanakkale’nin limanını büyüttüğünüz zaman boğazını daraltmış olursunuz. Boğazı daralttığınız zaman da Çanakkale’nin boğaz trafiğini kapatmak gerekiyor. Yıllık ortalama Çanakkale Boğazı’ndan 300 bin gemi geçiyor. Bunu günlük ortalamaya vurduğunuz zaman bu sayı, 700, 800, 1000’lere kadar ulaşıyor. Çanakkale’nin turizmle gelişmesi için Truva çok önemli bir yerde, Truva Yılı çok önemli. Şuan da onunla ilgili de bir şeyler yapıldığını düşünmüyorum, çünkü Çanakkale Deniz Zaferi’nin 100. Yılı’n da da pek bir şeyler yapılmadı. Çanakkale’nin turizm açısından dünyaya tanıtılması gerekirken, çok aktif bir şeyler yapılmadığını gördük. 2018 Troia Yılı nedeniyle de bir şeyler yapılacağını şuan da gözlemlemiyorum. Çanakkale’nin nüfusu çok gelişiyor. Ben 2011 yılında Uludağ Üniversitesi’nden emekli oldum, geldim. Çanakkale’nin nüfusu 103 bindi. Tabelada o şekilde gördüm. Şuan da 130 bin civarında ama bu sadece tabelada şimdi 2017 sonu buna daha eklenmedi, 2018’de yeni tabela eklenecek. Şuan da 130-140 bin olduğunu düşünüyorum. Buna Kepez’i de dahil etmemiz gerekiyor, çünkü Çanakkale ile Kepez iç içe oldu, 170-180 binlere ulaştı. Büyüme Çanakkale’nin yapısı dolayısıyla çok hızlı, Çanakkale buna ne kadar cevap verebiliyor? Tabii bu büyüme Çanakkale için de çok iyi değildir. Nedenine gelince Çanakkale’nin alt yapısı belli, sokakları belli, Çanakkale şuan da sıkışmış durumda, Çanakkale’yi açmak için mutlaka hava alanının başka bir yere kaldırılması lazım tabii bu da ayrı bir proje. Nerede olur, nerede yapılır? Onun araştırılması lazım ama Çanakkale’nin o tarafa doğru da genişlemesi lazım diye düşünüyorum.
2-Önümüzdeki 5 yıl içerisinde size göre Çanakkale ne yönde(turizm, eğitim, tarım vs) ilerleme kaydedecektir?
Şuan da tarımı bitirmiş durumdayız, tarım tam gelişmiş değil. Çanakkale’nin sanayisi zaten belli küçük çaplı sanayiler. İş alanları ona göre sınırlı ama Çanakkale, öğrenci ve emekli kentidir. Çanakkale’ye dış göç, genellikle emeklilikle geliyor yani Çanakkale’de ben iş bulurum, çalışırım düşüncesiyle buraya gelen yok. İkinci üniversite konuşuluyor, bu da Çanakkale’ye ne getirir, ne götürü yine tartışma konusudur. Şuan da Çanakkale’ye ikinci bir üniversite gerekli midir? Şöyle söyleyeyim bizim ülkemizde üniversitelerin kurulmasına siyasiler karar veriyorlar. Bu da siyasi bir yatırımdır ama gelişmiş ülkelere, Avrupa ülkelerine baktığımız zaman üniversitelerin kurulmasını önce 3 veya 4 üniversitenin kurduğu bir konsorsiyum inceliyor, alt yapısını inceliyor, onların vereceği alt yapı raporlarıyla üniversitelerin kurulmasına karar veriliyor. Bizde ise süreç tam tersi şekilde işliyor.
3- Yaşanılabilir kentler listesinde ilk ona nasıl girebiliriz? Mutlu bir kent olma yolunda neler yapılabilir?
Çanakkale gerçekten yaşanılabilir ve mutlu bir kent, önce fiziki olarak Çanakkale’nin yapısı, jeopolitik olarak yapısı, gelir düzeyi çünkü dedik ya öğrenci ve emekli, emeklilikte haliyle hep çift emeklilik yani karı, koca ikisi de emekli olunca ekonomik düzey haliyle biraz daha iyi oluyor. Ekonomik yönden Çanakkale’nin bir sıkıntısı yok, sanayi yönünden ele alacak olursak, Çanakkale’ye ağır sanayi olur mu olmaz mı? O da ayrı bir tartışma konusudur. Bana sorarsanız ben olması taraftarı değilim çünkü o zaman Çanakkale’yi bir İstanbul, bir Ankara, bir Bursa yaparız. Çanakkale’de iş imkanı yok yani yok derken tabii ki tamamen yok değil. Yani büyükşehirlerdeki, sanayi merkezlerindeki, bir dil ovası gibi merkezlerle aynı düşünemeyiz ama bunun yanında tarıma dayalı sanayi olmalı diye düşünüyorum. Daha önceleri Çanakkale’de birçok tarıma dayalı sanayi fabrikası vardı. Konserve, salça, sebze kurutma fabrikaları vardı fakat bugün bunların hiçbir tanesini göremiyoruz. Neden? Çünkü tarım düştü, tarım düştüğü için domates, Çanakkale’nin domatesi çok önemlidir. 90’lı yıllar Çanakkale’de 7-8 tane salça fabrikası vardı, bu da üretime dayalı bir şey üretim olmazsa fabrika da olmaz. Bunun yanında hayvancılığa dayalı sanayi, et kombinaları, süt ürünleri fabrikaları olabilir. Şehir içi ulaşımda Çanakkale’nin trafiği bayağı sıkışık, toplu taşımaya bakacak olursak toplu taşımanın iyi olduğunu düşünüyorum. Yani her şehirde aksaklıklar, eksiklikler olduğu gibi bazı sıkıntılar olmasına rağmen toplu taşıma iyi ama trafik çok sıkışık. Şehir büyüyor ama Çanakkale merkezdeki trafik sıkışıyor. Yolların dar olması, şehrin eski bir yerleşim merkezi olmasından dolayı diğer bölgelere, Esenler tarafına gittiğimiz zaman trafik rahatlıyor ama şehir merkezi çok önemli bilhassa feribotların merkezden Avrupa yakasına hareket etmesi Çanakkale’deki trafiği daha çok felç ediyor. Yazın bu sıkıntı çok fazla, şimdi önümüzdeki mayıs ayı itibariyle belediyelerin kültür gezileri başlıyor. Bu defa Çanakkaleli bunalıyor. Çanakkale insanı o dönemlerde dışarı bile çıkamıyor. Bu dönemlerde kent yaşanamaz bir hale geliyor.
4-Ekonomik yönden değerlendirdiğinizde değişim ve gelişim yönünde yatırımlar (ulaşım, turizm, eğitim, sanayi, termik santraller, metal madenciliği) ne yönde olabilir, maden ve termik santral konusuna nasıl bakıyorsunuz?
Maden ve termik santraller konusuna gelince, biz aynı zamanda İda Dayanışma derneği ile çalışıyoruz. Bununla ilgili birçok etkinliklerimiz var, toplantılara gidiyoruz. Şuan da Çanakkale Bölgesi’nde 19 tane termik santrale izin alınmış durumda, bunların 7 tanesinin faaliyetleri de devam ediyor. Bir kısmı inşa, bir kısmı da faaliyet halinde. Tabi termik santraller fosil atık yakıyor, fosil atık yaktıkları için aynı araçlar gibi termik santrallerin kapasitesi daha fazla, ortalama megawattı çok farklı termik santraller var ama ortalamasını söylersek bir termik santralin günlük kömür yakış ihtiyacı 2500 tondur. Bu kömürü %50 oranında değerlendirirsen 1000 ton kül atığı oluşacaktır. Bu kül atığını da haliyle doğaya atıyorlar, yani yanındaki herhangi bir araziye atıyorlar ve kömür atığının atıldığı arazilerde toprakla özdeşleşmesi için yıl geçmesi gerekiyor. Bu 50 yıl içerisinde de hiçbir bitki yetişmiyor. Ben şununla ilgili bir örnek vereyim, ben aynı zamanda uzak yol kaptanıyım. 1984 yılında bir denizcilik firmasıyla çalışıyorum, 3. Kaptanım Hindistan’dan İngiltere’ye kömür çekiyoruz. O zaman Avrupa’da da termik santraller vardı. Hindistan’ın İngiltere ile yaptığı bir anlaşma var. ‘’ Sattığı kömürü bana geri getireceksin’’ diyor. Yani biz Hindistan’ın sattığı kömürü İngiltere’ye götürüyor, bu kömürün külünü de yüklüyor tekrardan Hindistan’a geri götürüyorduk. Bunu Hindistan ne yapıyor? Kömürün külü ne işe yarar diyecek olursanız; gerçekten çok işe yarıyor, bunu kireç taşıyla karıştırıp kömürü aldığı galeriye tekrardan yapıştırıyor, onun ölçümlerini yapmışlar 10 metre de bir duvar örüyorlar. Kireç taşıyla karıştırıp oraya bunu püskürttüğü için, önünü de kapattığı zaman 10 yıl içerisinde bu taşlaşıyor. Yani oradaki çöküntüyü önlüyorlar ama bizdeki kömür galerileri öyle değil bir su baskını olduğu zaman bütün galerileri basıyor, çöküntü her tarafa gidiyor. Diğer yandan bölgedeki termik santrallerin tarıma çok zararı var. Biz bir dönem köylerde gezi yaptık, Yenice bölgesinde incelemelerde bulunduk. Oradaki üreticiler bu durumdan şikayetçiler. Yenice’nin çok meşhur bir kapya biberi var. Hava poyraz estiği zaman Çan’daki termik santrallerin ve İçdaş’daki termik santrallerin kül ve gazı Yenice’deki kapya biberini etkiliyor. Lodos estiği zaman da Umurbey Bölgesi’ni etkiliyor ve biberlere siyah bir leke düşüyor. Bu da biberin değerini düşürüyor. Tabii ki enerjiye ihtiyacımız var ama yenilenebilir enerji, bunlar da nelerdir? Güneş enerjileri ve rüzgar enerjileri, jeotermal, jeotermal enerjiyi de sağlıklı bir şekilde yaparsak, sağlıklı bir şekilde uygularsak ona da evet ama bugün Tuzla’da bir jeotermal var aldığı sıcak suyu kullandıktan sonra, enerjiye çevirdikten sonra o suyu tekrar 1000 metre derinliğe veriyor. Eğer bunu kullandıktan sonra havaya verirsen bu bitkilerin üzerinde tozlaşma, tuzlaşma yapıyor o da bitkiyi ve meyveleri öldürüyor. Gerekli kullanırsak tamam ama yenilenebilir enerji güneş enerjisi ve rüzgar enerjileridir. Madenlere bakacak olursak geçtiğimiz yıl bir maden firması Balaban Dağı’nı almış ve orada bu günlerde ağaç kesimi başlayacak. Biz bu firmayı protesto etmek için belediyenin desteğiyle bir eylem düzenledik, yürüyüş yaptık, pankartlar açtık. Balaban Tepesi çok önemli, Çanakkale’nin tek bir su kaynağı var ‘’ Atik Hisar’’ ve Balaban Tepesi’de Atik Hisar Barajı’nın üzerinde yani bizim su kaynaklarımızın üzerinde. Eğer orada altın madenciliği başlarsa bizim suyumuz zehirlenecek hatta birkaç gün önce yeni bir bilgi geldi, bu madencilik firması Atik Hisar Barajı’ndan su istiyormuş. Bu mümkün değil, bunu il genel meclisi de belediye meclisi de, siyasi partiler de kabul etmiyorlar. Biz sürekli gidiyoruz, geziyoruz dağlarımız delik, deşik geçen Ahı Dağı’ndaydık. Ahı Dağı 37 köyün su kaynağıdır. Yani 37 köye su kaynağı sağlıyor ve başka bir madencilik şirketi burada iki tane siyanür havuzu kuracakmış, bu bilgiyi de aldık. Orada da bir eylem düzenledik, bizim elimizden gelen bunlar çünkü ‘’ ben yaptım oldu’’ zihniyeti var. Ekonomik yönden değerlendirdiğimizde Çanakkale’nin genelinde tarım ağırlıklıdır. Tarıma ağırlık verilirse ve tarıma ağırlık verildiği sürece Çanakkale’nin haliyle de halkın ekonomik düzeyi iyi olacaktır. Bununla beraber temiz gıda, bol gıda ve ucuz gıda olacaktır. Bunun içinde tarım üreticisine, çiftçiye destek sağlanmalıdır. Bu da nedir? mazotun bugün fiyatı 5 lira ama çiftçiye 2 liraya verirsen yani vergilerden arındırmış olarak verirsen cüzi miktarda bir vergiyle, eğer tekne sahiplerine bunu 1.65’e veriyorsan çiftçiye de 1.65’e vermelisin diye düşünüyorum. Çünkü yat sahipleri, balıkçılar vs. onlar denizden balık alıp gelirlerini temin ediyorlar ama karada bu mazottan milyonlarca insan gelirini temin ediyor.
5-Çanakkale 1915 Köprüsü şimdiden ses getirmeye başladı. Bittiğinde şehrimize katkısı ne olacaktır?
Öncelikle şehri mahvedeceğini söyleyeyim. İstanbul boğulmuş durumda, köprü yapıldığı zaman insanlar 3 saatte Çanakkale’ye ulaşacak, sabah- akşam işine bile gidebilecek ve insanlar boğulacaktır. Aynı zamanda da Kaz Dağları eteklerinden Yenice üzerinden geçeceği için doğal habitatı da tahrip edecektir. Yani oto yollar pek sağlıklı da değil aslında kişisel olarak boğaz köprüsüne de karşıyım. Çanakkale’deki, şehir merkezindeki feribot iskelesini Karacaören altına, Özbek altına oralara bir yere aldığınız zaman daha iyi olacaktır. Zaten feribotlar özel günlerde, bayramlardan bayramlara yoğun oluyor. Onu da şehir dışına kaydırdığınız zaman trafik sorunu daha kolay çözülebilirdi. Doğayı, habitatı tahrip edeceğini düşünüyorum ve Çanakkale’yi de boğacağını düşünüyorum. Şuan da İstanbul’lular Çanakkale’de dünyanın arazilerini aldılar. Çanakkale merkezde, Erenköy’de, boğazın en güzel yeri Erenköy’dür. Orada bile artık köylülerin arazileri bitmiş, köylüler hiçbir iş yapmıyorlar, kahvede akşama kadar oturuyorlar, çay içiyorlar, sattıkları arazilerin paralarını yiyorlar ama bunu 40 yıl önce 30 yıl önce satanları da gördük daha sonraları da o arazisini sattığı İstanbul’lu zenginlerin kapılarında bekçilik yapıyorlar. Turizm açısından düşünürken Çanakkale- İstanbul arasına mutlaka hızlı deniz otobüsü ve arkasından hızlı feribot yapılması gerekiyor. Bunlar mutlaka yapılmalı, Çanakkale’nin turizmi boğaz köprüsünden daha değerlidir. Çünkü bir hızlı feribot Çanakkale’den İstanbul’a 3 saatte ulaşıyor. Sabah 7’de buradan hareket ettiği zaman 10’da İstanbul’da, İstanbul’dan akşam 7’de hareket ettiği zaman akşam 10’da Çanakkale’de olacaktır. Tabii bunlar ilk aşamada düşünülecek şeyler yaz sezonlarında bu seferler arttırılabilir. Turizmi arttırmak için deniz turizmine önem vermeliyiz ama maalesef biz denizcilikte bir hayli geriyiz. Çanakkale İskelesi kruvazier’e müsait olmasa da Kepez Limanı buna müsait ama çalışma yapılması gerekiyor. İskele’nin biraz büyütülmesi gerekiyor. Biraz dip taraması yapılması lazım o zaman 200-220 metrelik kruvazier gemileri rahatlıkla gelip oraya yanaşabilir diye düşünüyorum.
6-2018 yılı Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Troia yılı ilan edildi. Bize kazanımları neler olacaktır? Nasıl hazırlanıyoruz?
Şuan da hiçbir hazırlık göremiyorum eğer 2015 gibi olacaksa hiçbir katkısı olacağını düşünmüyorum. Hiçbir hazırlıkta görmüyorum ve bu konuyla ilgili bilgim olmadığı içinde fazla fikir yürütmek istemiyorum.
7-Muhtemelen büyükşehir olacağız. Bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz?
Çanakkale büyükşehir olmaya hazır değil, bu alınan kararların bir çoğu siyasi kararlardır. O nedenle hazır olmadığını düşünüyorum. Çanakkale’nin büyükşehir olma yönünde alt yapısının da hazır olmadığını düşünüyorum hangi alt yapısı? Dersek, ekonomik alt yapısı hazır değil. Çanakkale’nin ekonomisi buna müsait değil, siyasi yapısı müsait değil, fiziki yapısı müsait değil. Büyükşehir olmalarda, ilçelerde bu büyükşehirin içerisine alındığı için büyükşehir belediyeleri bu defa hizmet getirmekte sıkıntı çekiyorlar. Çünkü büyükşehir sınırları içerisinde kalan en ücra köydeki vatandaşta, hizmet isteyecektir. Madem belediyelik oldum hizmet istiyorum diyecektir. Köyler emlak vergisine tabi değil, belediye sınırı içerisine girdikleri zaman otomatikman emlak vergisine tabi olacaklar. Buna katı atık ücreti, çevre temizlik vergisi de dahildir. Köylü de madem ki bunları benden alıyorsun hizmet istiyorum diyecektir diye düşünüyorum. Tabii alınan vergilerle de oraya o hizmeti götürmek mümkün değil. Bence sakıncalı. Caner Küpeli