Balıkesir Sındırgı’da arka arkaya yaşanan depremler hem Kuzey Ege’yi hem de Marmara hattını hareketlendirirken, uzmanlar özellikle Çanakkale için kritik uyarılarda bulunuyor. Deprem uzmanlarının ortak düşüncesi, Çanakkale’nin zemini ve mevcut yapılaşma düzeni nedeniyle büyük bir depreme hazırlıklı olmadığı yönünde.
Kaleninsesi Gazetesi’ne değerlendirmelerde bulunan Mimar İsmail Erten, 20 yılı aşkın süredir hazırladıkları raporlara rağmen Çanakkale’de kentleşmenin “ovalık ve alüvyon dolgu alanına sıkıştırıldığını” vurguladı.
Mimar İsmail Erten uyarıyor: “5 büyüklüğündeki deprem bile Barbaros’ta 10 kat hissediliyor. Çanakkale şehir merkezi yanlış zemine kurulu!”
Balıkesir Sındırgı’da arka arkaya yaşanan depremler hem Kuzey Ege’yi hem de Marmara hattını hareketlendirirken, uzmanlar özellikle Çanakkale için kritik uyarılarda bulunuyor. Deprem uzmanlarının ortak düşüncesi, Çanakkale’nin zemini ve mevcut yapılaşma düzeni nedeniyle büyük bir depreme hazırlıklı olmadığı yönünde.
Kaleninsesi Gazetesi’ne değerlendirmelerde bulunan Mimar İsmail Erten, 20 yılı aşkın süredir hazırladıkları raporlara rağmen Çanakkale’de kentleşmenin “ovalık ve alüvyon dolgu alanına sıkıştırıldığını” vurguladı.
“Çanakkale’nin büyük bölümü alüvyon dolgu, deprem etkisi 10 kat artıyor”
Erten, 1999 Marmara Depremi’nin ardından kent genelinde detaylı zemin çalışmaları yaptıklarını belirterek, özellikle Sarıçay’dan Barbaros’a uzanan hattın tamamının alüvyon dolgu toprak olduğunu söyledi:
2002-2004 Yılları arası Rapora ait görsel
“Bu bölge 5 bin yıldır ovanın üzerinde. Sarıçay, dağlardan taşıdığı alüvyonlarla şehri doldurmuş durumda. Kışın yer altı su seviyesi 50 santime kadar çıkıyor, yazın 2 metreye inse de zemin likit hale geliyor. Bu da depremde dalga etkisini büyütüyor.”
Erten’in aktardığına göre; Gelibolu, Tekirdağ, Bandırma, Sındırgı veya Yenice gibi aktif fay hatlarında meydana gelen bir deprem, alüvyon zemin nedeniyle Çanakkale’de 10 kat daha fazla hissedilebiliyor.
“Radar Tepesi’nde 5 şiddetindeki deprem az hissedilir; Barbaros’taysa aynı deprem çok daha şiddetli yaşanır.”
“2 katlı yapıdan 11 kata geçildi; bu yoğunluk zeminle uyumlu değil”
1970’lerde en fazla 2 katlı yapıların bulunduğu Çanakkale’de, bugün 5, 7 hatta 11 katlı apartmanlara kadar yükselen yoğun bir betonarme yapılaşma olduğuna dikkat çeken Erten, bunun zemin yapısı ile tamamen uyumsuz olduğunu ifade etti:
“Karacaören tarafı bile sanıldığı gibi kayalık değil, alüvyon tabaka üstünde. Yani merkezde ne hissedilirse Karacaören’de de aynı şiddet hissedilir. Binalar yeni olsa bile yan devrilme riski var.”
Antakya’daki yıkımların en önemli nedeninin, ıslak alüvyon zemin üzerine kurulan çok katlı binalar olduğunu hatırlatan Erten:
“Antakya’daki binalar neden tuzla buz olduysa, aynı zemine sahip bölgelerde de aynı risk var. Bu ovaya şehir kurulmaz.”
“Kordon’a 6–7 kat verilmesi büyük bir kentleşme hatası”
Çanakkale Kordon boyunca verilen yüksek kat izinlerinin, şehrin en riskli hamlelerinden biri olduğunu belirten Erten:
“Bu ova kısmı tamamen riskli. Binalar sağlam olsa bile devrilme riski var. 6–7 kat izni, bu zemin üzerinde büyük bir hatadır.”
Erten: “Doğru yerleşim sırtlarda olur; Antik kentler bize bunu gösteriyor”
Erten, hem antik şehirlerden hem de modern deprem biliminden örnek vererek doğru kentleşme modelini şu sözlerle özetledi:
“Antik kentler ovaya değil sırtlara kurulmuştur. Çünkü sırt zemini depremde güvenlidir. Bugün de yapılması gereken budur: Merkez ovadan sırtlara taşınmalı.”
Erten’e göre yeni kentleşme alanları olarak:
Kepez’in sırt kesimleri
Karacaören’in yüksek bölümleri, Ormanla bütünleşik ama doğayı bozmayan yamaç alanlart,öncelikli olarak değerlendirilmeli. Özellikle Kepez’in 1990 sonrası planlı kentleşmesinin örnek gösterilebileceğini belirten Erten:
“Kepez’in nüfusu iyi bir planlamayla 1 milyona bile ulaşabilir. Ama mevcut ova yerleşimiyle bu mümkün değil.” Esenler’de kil tabakası, Karacaören’de alüvyon: Risk dağılımı farklı ama yüksek Çanakkale’nin iki büyük yerleşim bölgesinden Esenler ve Karacaören’in zemin analizleri de risk barındırıyor:
Karacaören tarafı sanıldığı kadar kayalıkların üstünde değil, yine alüvyon tabakaların üzerine kuruludur. Yani merkezde ne hissedilirse bir deprem anında Karacaören’de de aynı şiddette hissedilir ve aynı yıkılma riski taşıyabilir. Ama binalar sağlam olduğu düşünülürse, tozla buz olmaz Antakya’da olduğu gibi yan devrilebilir,” açıklamalrına yer verdi.
“Bir bina geçen yıl sağlam raporu alıyorsa, bu yıl yönetmelik değişince çürük çıkabilir”
Erten, yönetmelik değişikliklerinin hızına dikkat çekiyor:
“Geçen yıl yönetmeliğe uygun görülen yeni binalar, bu yıl değişen yönetmeliğe göre yetersiz kabul ediliyor. Karot analizlerinde yapıların yüzde 90’ı çürük çıkabiliyor. Sağlam olanlar genelde az katlı binalar.”
Raporda Neler var?
Erten daha önce sunduğu raporlarda; Çanakkale’deki yapı stokunun belirsizlik ve denetim eksikliği içinde olduğuna işaret ederek kısa vadeli ve uzun vadeli planlar doğrultusunda hareket etmenin önemine değindi.
2002-2004 Yılları arası Rapora ait görsel
Kısa, orta ve uzun vadeli çözüm önerileri
1 Yıllık Acil Önlemler
Kat artışı sağlayan imar tadilatlarının tamamen durdurulması
Riskli bölgelerde kamu arazilerinin yeşil alan ve sosyal alan olarak düzenlenmesi
Karacaören Ovası’nın tarım alanı olarak korunması
Alternatif yerleşim alanlarının belirlenmesine başlanması
5 Yıllık Plan
Tüm kentin zemin haritasının detaylı çıkarılması
Bina stokunun deprem dayanımı seviyesinin tespiti
Ova bölgesinin boşaltılıp sırtlara yönlendirilmesi
Kepez ve yüksek bölgelerde altyapı yatırımları
Kamu binalarının yeni yerleşim alanlarına taşınması
Uzun Vadeli (5 Yıl Üstü)
Kent Eylem Planı ile uyumlu büyüme
5–10 yıllık periyotlarla kentsel dönüşüm değerlendirmesi
Planlama süreçlerinin şeffaf ve tüm halka açık şekilde yürütülmesi
Mimar İsmail Erten’in hem teknik veriler hem de yıllara yayılan raporlarına göre, Çanakkale şehir merkezinin büyük kısmı doğal olarak riskli bir zemine kurulmuş durumda. Üstüne gelen yüksek katlı yapılaşma, yönetmelik karmaşası ve plansız büyüme, depremde oluşacak hasar ihtimalini artırıyor.
Erten konuşmasının sonunda; planlama ve uygulama aşamaları, süreci ve sonuçları belgelenmeli, yeni dönem çalışmalarının geliştirilmesi için kullanılmalı, bilginin demokratik paylaşımı ilkesiyle tüm insanlığın hizmetine ve kullanımına, anlaşılabilir ve ulaşılabilirliği kolay iletişim teknikleri ve yöntemleriyle, bedelsiz olarak ve herhangi bir yarar/çıkar beklemeksizin sunulmalıdır, dedi.
Kendisine açıklamaları için teşekkür ederiz.