Çanakkale her geçen gün büyüyor ve gelişiyor. Bu büyümenin Çanakkale’ye katkıları sizce nelerdir? Bu anlamda neler yapılıyor?
“Büyüme birazcık bizim kontrolümüzün dışında. İstanbul’un çok daha fazla büyümesiyle İstanbul’a yakın olan kentlere akım başladı. Mega kentlerde insanlar mutsuz oluyorlar. Para kazanıyorlar ama çok sağlıklı yaşayamıyorlar. Yoğun trafik onarın yaşamlarını sıkıntıya sokuyor. Orta yaşın üstüne gelen insanlar mutlu yaşayabilecekleri, huzur bulabilecekleri yerleri tercih ediyorlar. Çanakkale Türkiye’de “sakin şehir” olarak kimlik kazanmış. Çanakkale’de özellikle memuriyetini bitirenler daha sonrasında burada kalmayı tercih ediyorlar. Çanakkale’de insanların mutlu ve huzurlu yaşadıkları görülüyor. Üniversitedeki çocuklarımızın da buna büyük katkısı var. Gecenin geç vakitlerine kadar kızlarımız sokaklarda çok rahat dolaşabiliyorlar. Bu da Çanakkale’nin emniyetli ve huzurlu bir kent olduğunu gösteriyor. Böyle olunca, insanlar burada yaşamasalar bile “bir evimde Çanakkale’den olsun” düşüncesiyle şehrimizden ev edinme telaşına giriyorlar. Dolayısıyla Çanakkale’de çok hızlı bir kentleşme süreci ortaya çıkıyor ama hala doygunluğu ulaşılmadı. Fiyatlar git gide yükseliyor. Çanakkaleliler zaten şehrine sahip çıkmaya çalışıyor fakat Çanakkale’nin ismi dışarıdan çok daha büyük. İnsanların özellikle görüp, yaşamak istedikleri bir kent. Nüfus 3-5 yıl öncesine kadar 70 binlerdeyken, şu an 170 binlere dayandı. Tabii bu hızlı büyüme Çanakkale’nin kendi halkını tedirgin ediyor. Çünkü gelişme beraberinde sorunları, huzursuzluğu getiriyor. Kalabalığın getirdiği, farklı kültürlerin bir araya gelmesinin getirdiği sıkıntılar var. Çanakkaleli çok fazla büyümeden yana değil. Ama şehrimizin kendi kimliği etrafında büyümesi lazım. Şehrimizin kendi kimliğine baktığımızda ise Çanakkale tarım, turizm ve üniversite kenti. Tarımda yaşayan nüfus Türkiye’nin diğer illerine oranla Çanakkale’de daha yüksek. Tarımla uğraşan insanlar, özellikle üretimlerini İstanbul pazarlarına sevk ediyorlar ve iyi paralar kazanıyorlar. Çoğunun birini işlerinde kullandığı diğerini ise özel hayatında kullandığı olmak üzere iki tane aracı var. Doğayla baş başa ve mutlu bir hayat sahipler. Dolayısıyla Çanakkale merkezine gelmeyi düşünmüyorlar. Çanakkale’nin tarımda marka ürünleri var. Kumkale’nin domatesi, Lapseki’nin kirazı, şeftalisi, Biga’nın acı biberi, Bayramiç’in nektarı, elması, Yenice’nin kaypa biberi ve dahası da var tabii. Bunlar ilk bakışta öne çıkan ürünler ve çiftçi bunları değerlendiriyor. Bunun da ötesinde tarımsal sanayi gelişiyor. Bu ürünler artık burada yerinde işlenecek. Dolayısıyla tarım kenti olmanın yanı sıra Çanakkale tarıma dayalı ürünlerde markalar kenti olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Bizim de Çanakkale’nin balı konusunda önemli çalışmalarımız oldu. Çünkü bu zamana kadar bal işlenmemiş, çok önemsenmemiş Çanakkale’de olup olmadığı bilinmeyen bir üründü. Ama balın kaynağına bakıyorsunuz, balın kaynağı doğa ve ballı bitkiler. Çanakkale’nin doğası ise buna çok elverişli. Ballı bitkiler iklimimizde oldukça yoğun. Anadolu’nun muhtelif yerlerinde birkaç bitki çeşidiyle geçen bahar burada bitki çeşitliliği açısından çok yoğun geçiyor. Dolayısıyla bu polikültür yapı bizim balımızın temelini oluşturuyor, balımıza değer katıyor. Balın Çanakkale’de bu zamana kadar hak ettiği değeri görmediğini gördük ve birlik olarak bir araya geldik. Arıburnu markasıyla 10 yıldır vatandaşa güvenilir, sağlıklı bal sunmaya devam ediyoruz. Temiz bir ürün çıkarma konusunda vicdanen huzurluyuz. Biz bir sivil toplum örgütüyüz. Birlik üyelerinden aldığımız her ürünü Ege Üniversitesi’nin akredite laboratuarlarında 9 parametrede tahlil ettiriyoruz. Vatandaşın pratik bal testleri var. Kimisi kokluyor, kimisi yakıyor, kimisi kopya kalemleriyle bir şeyler deniyor. Çok ilkel yöntemlerle testler yapılıyor fakat biz balın içerisindeki ilaç kalıntılarından tutun da hileli bal yapımına kadar her şeyi öğrenebileceğimiz akredite bir laboratuarda tahlil yaptırıyoruz. Bunu yaparken de bir etek dolusu para veriyoruz. Vatandaşa güvenilir gıda sunma konusunda ısrarımızın resmidir bu. Bu konuda 10 yıldan beri çalışıyoruz. Mükemmel bir seviyeye ulaştınız mı derseniz. Tabii ki mükemmel bir seviyede değiliz. Arı sütü, polen, propolis gibi diğer arı ürünlerini de işin içine katmak istiyoruz.”
Önümüzdeki 5 yıl içerisinde size göre Çanakkale ne yönde(turizm, eğitim, tarım vs) ilerleme kaydedecektir?
“Tarım Vazgeçilmez, Teknoloji Karın Doyurmuyor”
“ Turizm mutlaka olmalı. Hükümetimizin de desteğiyle Çanakkale tüm genç neslin uğradığı, feyz aldığı, kendine geldiği geçmişini tanıdığı özel bir mekan. Öbür taraftan antik çağlardan kalan Truva, Assos ve Parion gibi bölgeler yabancı turistlerin ilgisi çekiyor. Turizm her geçen gün gelişiyor bu vazgeçilmez bir oluşum. Üniversitemiz yaklaşık 50 bin öğrencisiyle Çanakkale’nin hem merkezine hem ilçelerine katkı sağlıyor. Yaşayan nüfusun üçte biri öğrenci. Üniversitenin geliştirilmeye devam etmesi lazım. Belki üniversitenin yanında bir de özel üniversiteye ihtiyaç duyulabilir. Fakat esas olarak Çanakkale’nin tarımdan vazgeçmemesi lazım. Tarım ürünlerinin özellikle katma değer yaratarak, marka olarak piyasaya sürmemiz en doğrusu olacaktır. Bu konuda sevindirici adımlar atılıyor. Tarım OSB ile yatırımcılara uygun bir alan oluşturuluyor. Tarım OSB Çanakkale’deki gıda üretimlerini bir araya toplamayı amaçlıyor. Tarımsal ürünlerimiz katma değer yaratılarak yurt içi ve yurt dışı pazarlarına çıkma fırsatı bulacak. Dolayısıyla bundan sonraki süreçlerde tarım daha teknik daha disiplinli daha kolay yapılabiliyor olacak. Hatta bölgemiz çok sıcak olmamasına rağmen örtü altı üretim her geçen gün artıyor. Bu da mevsim dışında da tarım ürünlerinin üretilebilmesini sağlıyor. Tarım vazgeçilmez, çünkü insanlar yaşamak zorunda. Teknoloji ne kadar ilerlese de bunlar karın doyurmuyor. Önce yaşamamız lazım, gıdaya ihtiyacımız var. Sonra teknoloji. Dünyadaki gelişmiş bütün ülkeler önce tarımı destekliyor. Çünkü tarım çok zor. Toprakla uğraşıyorsunuz, açık alanda uğraşıyorsunuz. Geçen hafta Lapseki’de yaşananları gördük. Bir an geliyor yaptığınız her şey 10 dakikada yok oluyor. Çok riskli bir alan. Bu yüzden desteklenmesi gereken bir alan.”
Yaşanılabilir kentler listesinde ilk ona nasıl girebiliriz? Mutlu bir kent olma yolunda neler yapılabilir?
“Hoşgörüyü Artırmamız Gerekiyor”
“81 ilin içerisinde 11. olmak iyi bir sonuç. Fakat tabii ki daha ileriye taşınabilir. Özellikle sosyal içerikli etkinlikler yönüyle, insanların daha rahat daha huzurlu olması gerekiyor. Suç oranı düşük bir kent konumunda olmamız gerekiyor. Bu konuda şehrin huzurunu bozanlara karşı önlemler alınması gerekiyor. Çevre konusunda çok daha duyarlı olmamız gerekiyor. Dağımıza, suyumuza, doğamıza sahip çıkarsak daha huzurlu, daha temiz, daha güzel bir çevrede yaşabileceğimize inanıyorum. Ama tabii ki bu bir kişinin söylemiyle değil, birlik olarak herkesin çabasıyla olacaktır. Hoşgörüyü artırmamız gerekiyor. İnsanların birbirlerinin yaşantılarına saygı duyması gerekiyor. Kimsenin özgürlük alanını kısıtlamadan yaşamamız gerekiyor.”
Ekonomik yönden değerlendirdiğinizde değişim ve gelişim yönünde yatırımlar (ulaşım, turizm, eğitim, sanayi, termik santraller, metal madenciliği) ne yönde olabilir, maden ve termik santral konusuna nasıl bakıyorsunuz?
“Muhakkak Çevreyi Korumamız Lazım”
“Çanakkale’nin pek çok güzelliği var. Bunlar da Çanakkale’nin bir artısı. Her yerde maden kaynakları bulamazsınız. Yer altı zenginliklerinden tabii ki yararlanalım, işleyelim bunlar ekonomimize katma değer olsun. Ama bunu yaparken de çevreyi de çok fazla tahrip etmeyelim. Yani insanların yaşantısını sıkıntıya sokacak madencilik anlayışı Çanakkale’yi bitirir. Muhakkak çevreyi korumamız lazım. Özellikle su kaynaklarını ve havayı korumalıyız. Sanayi mutlaka olmalı ama sanayicilik beraberinde çevre kirliliğini az veya çok getiriyor. Bu görünen bir gerçek. Bunları minimize etmek lazım. Filtrelerle, arıtmalarla bu kirliliği en aza indirgeyebiliriz.”
2018 yılı Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Troia yılı ilan edildi. Bize kazanımları neler olacaktır? Nasıl hazırlanıyoruz?
“Truva’yı Zaten Bütün Dünya Tanıyor”
“Bu tüm Türkiye’yi ilgilendiren bir konu. Öyle basit bir karar da değil. Demek ki iyi çalışılmış. Şehrimizi temsil edenleri ve bu safhaya getirenleri tebrik etmek lazım. 2018’in Troia yılı ilan edilmesi bir kişinin ferdi başarısı değil. Bu komplike bir çalışma. Çanakkale bunun altını doldurabilecek güçte bir şehir. Valilik, belediye, Turizm İl Müdürlüğü ve sivil toplum kuruluşları olarak aktif olmak gerekiyor. Truva’yı zaten bütün dünya tanıyor. Yabancı turistler Truva’ya çok ilgililer. Bu anlamda Troia yılının Çanakkale ekonomisine büyük destek olacağını buraya gelemeyenlerin de Troia yılı vesilesiyle en azından internet aracılığıyla şehrimizi tanıyacaklarını düşünüyorum.”
Çanakkale 1915 Köprüsü şimdiden ses getirmeye başladı. Bittiğinde şehrimize katkısı ne olacaktır?
“Köprü Çanakkale’ye Kimlik Kazandıracak”
“Trafik büyük bir yük. Gemi kuyrukları kilometrelerce uzuyor. Bazen 3 saat 5 saat bekliyoruz. İnsanların artık zamanı çok kıymetli. Bu kıymetli zamanı trafiklerde kaybetmek kadar büyük bir savurganlık yok. Köprü Çanakkale halkının istifade edebilmesi için büyük bir fırsat olacak. İnsanların kaybolan zamanları geri kazanılacak. Buradaki ürünler artık kuyruklarda beklemeden daha taze şekilde İstanbul’a ve diğer pazarlara ulaşabilecek. Köprünün yapılması herkese büyük katkı sağlayacaktır. Turizmin yayılması açısında da önem arz ettiğini düşünüyorum. Köprü Çanakkale’ye rahatlık getirecek ve kimlik kazandıracaktır. Eskiden gemi kuyrukları cumartesi, pazar ya da bayramlarda olurdu. Şimdi her gün uzun kuyruklara şahit oluyoruz. Bu sorunların üstesinden köprüyle gelinecektir. Köprünün yer seçimi de bence gayet güzel. Tarihimiz etkilemeyecek, kimliğimizi bozmayacak.”
Seçil YALÇIN