Kaleninsesi Gazetesi’ne yaptığı özel açıklamada Türkiye ve Yunanistan arasında yaşananların yanı sıra Ege'de Yunan adalarının silahlandırılmasına ilişkin önemli açıklamalarda bulunan Tarihçi ve Yazar Mithat Atabay; “Bugün gündeme gelen Ege Adaları ile ilgili konunun çıkışı Trablusgarp Savaşı’ndaki 12 Adalar oldu. 12 Adalar, İtalya tarafından özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun Libya’ya yardım etmesini engellemek amacıyla donanmanın çıkışını hem Çanakkale Boğazı’nı hem de 12 Adaları işgal ederek asker göndermesini engellemiş oldu. 12 Adalar’da bu bağlamda yapılan Uşi Antlaşması’yla 18 Ekim 1912 tarihinde Trablusgarp ya da bugünkü adıyla Libya’dan Osmanlı askerleri çekilene kadar İtalya’da kalacak sonra iade edilecekti, bu gerçekleşmedi. Çünkü aynı gün Balkan Savaşları gerçekleşti. Balkan Savaşları’nda donanmasızlık yüzünden Ege Adaları’nın tamamını kaybettik. Üç hafta içerisinde Osmanlı her yerde yenildi. Bulgar orduları Çatalca’ya kadar geldi. Sadece Gelibolu Adası kaldı. Adaları kaybetmemizin nedeni; donanmamızın yetersiz olmasıydı” dedi.
“Rusya’nın Akdeniz’e inme hayalleri tarihte yine kendini gösteriyor”
“Rusya ve büyük devletler araya girecek ve Ateşkes Anlaşması yapılacak ama Londra’da toplanacaklar. Bu konferans sırasında özellikle Rusya, boğazların güvenliğini dikkate alarak Rusya Büyük Elçisi, özellikle Ege Adaları’nın kara ve denizdeki bütün istihdamların sökülmesi, yeni istihdam yapılmaması, adaların, Yunanistan kiminle savaşırsa savaşsın askeri olarak kullanılmaması ve bu adaları Yunanistan almış dahi olsa başka bir devlete terk etmemesi prensibini ortaya koymuştur. Çünkü öyle yapmasa tarihi Rusya’nın Akdeniz’e inme planları gerçekleşemeyecekti” diyen Atabay; “Bu gerçekten dikkat çekici olmuştur. 1914’te büyük devletler kararlarını açıkladı. Bu kararlarla beraber önce Yunanistan’a nota verildi daha sonra Osmanlı’ya nota verildi. Bu bağlamda Yunanistan’a verdikleri notada; Gökçeada, Bozcaada ve Meis Adası dışında olan tüm adaları Yunanistan’a bıraktıklarını, adaların askeri amaçla kullanılmayacağını ve Müslüman azınlığın haklarının korunacağını belirttiler” şeklinde konuştu.
“On İki Adalar İtalya tarafından doğrudan Osmanlı’nın elinden alındı, acaba on iki adalar bize verilebilir miydi?”
Açıklamasına “Tabii bu Yunanistan’ın Avrupa’ya girmesiyle beraber çeşitli tartışmalar yaşandığını görüyoruz” diyerek devam eden Tarihçi ve Yazar Atabay; “Kurtuluş Savaşı başarıyla elde edildikten sonra Lozan Görüşmeleri sırasında İsmet İnönü’nün talebi, Anadolu’ya yakın olan adaların Türkiye’ye verilmesi şeklinde oldu. Nüfus oranları göz önünde bulundurulunca kabul edilmeyecek ve 2. görüşmeler sırasında Gökçeada, Bozcaada, Meis, Semadirek ve Tavşan Adaları’ndan Türkiye’ye istediğini veriyoruz ve ayrıca Limni, Sakız, Midilli; İtalya’ya bağlı Türkiye’ye ait özerk adalar olmasını talep edilecek ve kabul edilmediğini görüyoruz. Sonunda Gökçeada, Bozcaada, Tavşan Adası Türkiye’ye bırakılıyor. Limni, Semadirek ve Taşoz Adası Yunanistan’a veriliyor. Bu adalara özerklik veriliyor. Bozcada ve Gökçeada özel bir yasayla Cumhurbaşkanlığı’na bağlı olarak idare ediliyor. Peki İtalya’ya bırakılanlar ne oldu? Yine çeşitli üsler kurulamayacak. 2. Dünya Savaşı sonrasında 1946’da Paris görüşmeleri yapıldı. İtalya’nın elindeki on iki adalar nüfus gerekçesiyle Yunanistan’a verilmiştir 1946’da. 1947 yılında Paris Anlaşması imzalandı. Belki de şu tartışma konusu oluyor; on iki adalar doğrudan İtalya tarafından Osmanlı’nın elinden alındı, acaba on iki adalar bize verilebilir miydi, İsmet Paşa bu konuda pasif mi kaldı, bağımsız özerk bir bölge olabilir miydi, burada nüfus yoğunluğuna bakılmıştır; wilson prensipler içerisinde dünya şekillenirken 20. yy dünyasında birinci ve ikinci dünya savaşları sırasında nüfus yoğunluğunun olduğu yerler kendi geleceklerine kendileri karar verecekler” ifadelerini kullandı.
“Yunanistan, Türkiye’yi her taraftan sarmak istiyor”
Atabay sözlerini şu şekilde sürdürdü; “Şimdi genel statülere bakıldığında Cumhuriyet Dönemi’nde Ege’deki bu kadar ada ya da adacık nasıl Yunanistan’a bırakıldı. Evet askersiz bırakıldı, hiç insan yaşamayan kaya parçacıkları, adacıklar var. Türk sınırından itibaren üç kilometre uzaklıktaki olan kayalar, adacıklar Türkiye’nin, geri kalanlar Yunanistan’ın. Şimdi Yunanistan ne yapmak istiyor ki bugün bu adaları işgal etti, kimse yaşamıyor. Aslında Yunanistan’ın bir politikası var ve bu politika barizdir; Yunanistan, Türkiye’yi her taraftan sarmak istiyor. Güneyden Kıbrıs vasıtasıyla, Ege’deki adaları silahlandırmak, ayrıca özellikle uluslararası tatbikatlarda, özellikle NATO tatbikatlarına sokmak için mücadele ediyor sürekli. Ayrıca balkanlardaki diğer devletlerle; Rusya ve Ermenistan’la Suriye’de iç savaş çıkmadan evvel Putin ile yakın ilişkiler ve ikili anlaşmalar kurarak, Türkiye’yi çevrelemek istiyordu. Türkiye’nin doğu ve güney doğusundaki bölücü terör örgütlerinin elemanlarına kucak açmıştı. Türkiye’yi kara devleti konumuna getiriyor, burada da Ege adalarını, adacıklarını kışkırtarak diğer alanlardan taviz koparmaya çalışıyor. Bir olay üzerinden sanki birkaç olay yaşanıyormuş gibi lanse ederek diğer taraftan kendi lehine taviz koparmaya çalışıyor. Yunanistan’ın dış politikasındaki taktikleri olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye ile Yunanistan arasında hangi sorunlar var diye sorarsanız aslında Kıbrıs sorununun ortaya çıkmasıyla beraber Yunanistan’la Türkiye arasındaki sorunların arttığını görüyoruz. İkili sorunlar; kıta sahanlığı sorunu, ege hava sahası sorunu, ada sorunu, kara sularında kaynak arama sorunu gibi. Hatta yetmişli yıllarda özellikle Ege kara sularında doğal kaynaklar aramada iki ülke savaşa kadar gitmiştir. Uluslararası anlaşmalardan oluşan sorunlar var; on iki adalar sorunu, batı Trakya sorunu, Fener Rum patrikhane konusu var. Kıbrıs, bölgesel sorunlar var. Balkanların dağılmasından sonra hiçbir konuda birinci devlet konumuna gelemedik. Bize en yakın olan Makedonya kalmıştı, anlaşma sonrasında Türkiye Makedonya’da da birinci devlet konumundan uzaklaştı maalesef.”
“Akdeniz’deki enerji kaynakları önem kazandı”
Türkiye’nin Avrupa’yla arasını düzeltmesi gerektiğini vurgulayan Atabay; “Kuzey güney, doğu batı doğrultusunda kuzey güney doğrultusundaki bir Baltık’tan Dedeağaç’a uzanan bir hattı yaparsanız Dedeağaç Ege’deki kıyısını oluşturuyor. Artık orta doğudaki petrol ve doğalgaz kaynaklarını Akdeniz’deki kaynaklar kadar değeri kalmadı, miktarları azaldı. Akdeniz’deki enerji kaynakları önem kazandı. ABD ikili anlaşmayla beraber Ege ve Akdeniz’deki kaynakların kullanımında kendisi için zemin hazırlamış oluyor. Yunanistan benzer bir anlaşmayı Sovyetler Birliği’yle de yaptı. Hatta şöyle söyleyeyim Sovyetler Birliği dağılıp Rusya Federasyonu kurulduğunda Selanik Limanı’nın ikmal ve bakım üssü olmasında ikili anlaşma yapmıştı. Yunanistan kendi çıkarları doğrultusunda, demokrasinin kendi topraklarından çıkmasını öne sürerek batılı devletlerin sempatisini kazandı. Burada da Türkiye’yle baş edemediği bir konuda ikili anlaşmalarla baş etmeye çalışıyor. Buradaki esas nokta Türkiye’nin Avrupa’yla arasını düzeltmesi gerekiyor, aksi taktirde Yunanistan hem AB üyesi hem NATO üyesi, hem de ikili anlaşmalarıyla topraklarında önemli üsleri bulunduruyor. Türkiye çok ilginçtir, büyük iki güçle komşu olmuş olacak. Güneyde ABD, kuzeyde Rusya, bu durum ülkenin güvenliği açısından gerçekten tehlikeli bir durum olur” dedi.
“Türkiye, başka alternatifler de düşünmeli”
Savunma olarak başka yollara da başvurmamız gerektiğini düşünen Atabay; “Öte yandan F-16 projesi 20. yüz yılın son çeyreğinde ortaya çıkan bir projeydi, Türkiye’de montajı yapılıyordu, belirli bir sayı alındıktan sonra bu proje sonlandırıldı. F-35 projesi 21. yüz yıl projesidir. Türkiye aslında F-35 projesinin içinde yer aldı, F-35 projesinden belirli nedenlerden dolayı çıkarıldı. Çıkarıldıktan sonra Türkiye’nin F-16 filolarındaki bakım onarım sürelerinin dolmasından dolayı ABD’ye F-16 müracaatında bulundu. F-35 Yunanistan’a satılırsa, i bu projede yer alacağı düşünülüyor hava üstünlüğü konusunda Türkiye’nin önüne geçecektir. Bu durum bizi savunma açısından büyük bir problemle kar karşıya bırakacak. Türkiye, ABD’den alacağı bu sistemler dışında başka alternatifleri de düşünmeli. Çünkü böyle bir durumda ABD’nin onayı olmadan silah satışı gerçekleşemeyeceği için Türkiye’nin hava savunması konusunda problemler yaşanabilir. Bu çok önemli bir durum, bence başka alternatifler düşünmeli” diye konuştu.
“Türkiye gereken girişimleri yapıyor”
“Zannediyorum ki hükümet de gereken girişimleri yapıyor” diyen Atabay; “Buraya nereden geldik diye sorarsak bizim takip ettiğimiz politikaya bakmamız lazım, Türkiye’nin dış politikasında hem NATO üyesi olması hem de AB’ye aday olması sebebiyle buna entegre savunma sistemleri ve politikalar geliştirmesi gerekiyor. Aksi taktirde 1952 yılından itibaren yetmiş yıllık savunma sisteminden vazgeçmek demektir ve Avrupa bunu bize karşı kullanır diye düşünüyorum. Mutlaka devlet gerekli tedbirleri alıyor ama her dakika şunu yaptık, bunu yaptık gibisinden her adımlarını bilmek biz vatandaşlar açısından mümkün değil. Bizim Ege’yle olan sorunlarla ilgili 1974’teki Kıbrıs Olayı’ndan sonra Ege Ordusu kuruldu. Yani Ege Ordusu 4. Ordu olarak geçiyor ama aslında geçici ve kitabına uygun olmak için Ege Ordusu kuruldu, Yunanistan’ın yaptığı davranışlara tepki olarak ve Ege’nin savunmasını içeren bir ordu. Aynı zamanda Trakya ve İstanbul’un savunulması için de en büyük ordu, birinci ordu İstanbul merkezde bulunuyor” şeklinde konuştu.
“Gerekli tedbirler alınıyor”
Vatandaşların bu kadar tepki göstermesinin nedenlerinden birinin de çevresel faktörler olduğunu vurgulayan Atabay; “Savaşın niteliği değişti şu anda, savaşın niteliği fiili silahla mücadele yerine ekonomik, politik, diplomatik yollar, propaganda yolları ve özellikle vatandaşların şu anda tepki göstermesi. Ekonomik konular gündemde, işsizlik hat safhada, olumsuzlukları gördükçe bunlar da işin tuzu biberi oluyor. Silahlı kuvvetlerin de hükümetin de gerekli tedbirleri aldığını düşünüyorum. Çünkü bununla ilgili olarak uluslararası anlaşmalar gereği bir durum çıktığı için birleşmiş ülkeler nezdinde ve taraf ülkeler nezdinde gerekli tedbirler alınıyor” diye konuştu.
“Herkesin aklındaki o soru; Türkiye’yi bir savaş mı bekliyor?”
Böyle bir şeyin mümkün olmadığını belirten Mithat Atabay; “Türkiye’yi kesinlikle bir savaş beklemiyor, bu tür olaylar hiçbir zaman savaşa neden olmaz, bunlar basit şeyler. Bir avuç suda fırtına çıkarmak gibi diyebiliriz” ifadelerini kullandı.
Dilan Kaynak
Kaleninsesi Gazetesi’ne yaptığı özel açıklamada Türkiye ve Yunanistan arasında yaşananların yanı sıra Ege'de Yunan adalarının silahlandırılmasına ilişkin önemli açıklamalarda bulunan Tarihçi ve Yazar Mithat Atabay; “Bugün gündeme gelen Ege Adaları ile ilgili konunun çıkışı Trablusgarp Savaşı’ndaki 12 Adalar oldu. 12 Adalar, İtalya tarafından özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun Libya’ya yardım etmesini engellemek amacıyla donanmanın çıkışını hem Çanakkale Boğazı’nı hem de 12 Adaları işgal ederek asker göndermesini engellemiş oldu. 12 Adalar’da bu bağlamda yapılan Uşi Antlaşması’yla 18 Ekim 1912 tarihinde Trablusgarp ya da bugünkü adıyla Libya’dan Osmanlı askerleri çekilene kadar İtalya’da kalacak sonra iade edilecekti, bu gerçekleşmedi. Çünkü aynı gün Balkan Savaşları gerçekleşti. Balkan Savaşları’nda donanmasızlık yüzünden Ege Adaları’nın tamamını kaybettik. Üç hafta içerisinde Osmanlı her yerde yenildi. Bulgar orduları Çatalca’ya kadar geldi. Sadece Gelibolu Adası kaldı. Adaları kaybetmemizin nedeni; donanmamızın yetersiz olmasıydı” dedi.
“Rusya’nın Akdeniz’e inme hayalleri tarihte yine kendini gösteriyor”
“Rusya ve büyük devletler araya girecek ve Ateşkes Anlaşması yapılacak ama Londra’da toplanacaklar. Bu konferans sırasında özellikle Rusya, boğazların güvenliğini dikkate alarak Rusya Büyük Elçisi, özellikle Ege Adaları’nın kara ve denizdeki bütün istihdamların sökülmesi, yeni istihdam yapılmaması, adaların, Yunanistan kiminle savaşırsa savaşsın askeri olarak kullanılmaması ve bu adaları Yunanistan almış dahi olsa başka bir devlete terk etmemesi prensibini ortaya koymuştur. Çünkü öyle yapmasa tarihi Rusya’nın Akdeniz’e inme planları gerçekleşemeyecekti” diyen Atabay; “Bu gerçekten dikkat çekici olmuştur. 1914’te büyük devletler kararlarını açıkladı. Bu kararlarla beraber önce Yunanistan’a nota verildi daha sonra Osmanlı’ya nota verildi. Bu bağlamda Yunanistan’a verdikleri notada; Gökçeada, Bozcaada ve Meis Adası dışında olan tüm adaları Yunanistan’a bıraktıklarını, adaların askeri amaçla kullanılmayacağını ve Müslüman azınlığın haklarının korunacağını belirttiler” şeklinde konuştu.
“On İki Adalar İtalya tarafından doğrudan Osmanlı’nın elinden alındı, acaba on iki adalar bize verilebilir miydi?”
Açıklamasına “Tabii bu Yunanistan’ın Avrupa’ya girmesiyle beraber çeşitli tartışmalar yaşandığını görüyoruz” diyerek devam eden Tarihçi ve Yazar Atabay; “Kurtuluş Savaşı başarıyla elde edildikten sonra Lozan Görüşmeleri sırasında İsmet İnönü’nün talebi, Anadolu’ya yakın olan adaların Türkiye’ye verilmesi şeklinde oldu. Nüfus oranları göz önünde bulundurulunca kabul edilmeyecek ve 2. görüşmeler sırasında Gökçeada, Bozcaada, Meis, Semadirek ve Tavşan Adaları’ndan Türkiye’ye istediğini veriyoruz ve ayrıca Limni, Sakız, Midilli; İtalya’ya bağlı Türkiye’ye ait özerk adalar olmasını talep edilecek ve kabul edilmediğini görüyoruz. Sonunda Gökçeada, Bozcaada, Tavşan Adası Türkiye’ye bırakılıyor. Limni, Semadirek ve Taşoz Adası Yunanistan’a veriliyor. Bu adalara özerklik veriliyor. Bozcada ve Gökçeada özel bir yasayla Cumhurbaşkanlığı’na bağlı olarak idare ediliyor. Peki İtalya’ya bırakılanlar ne oldu? Yine çeşitli üsler kurulamayacak. 2. Dünya Savaşı sonrasında 1946’da Paris görüşmeleri yapıldı. İtalya’nın elindeki on iki adalar nüfus gerekçesiyle Yunanistan’a verilmiştir 1946’da. 1947 yılında Paris Anlaşması imzalandı. Belki de şu tartışma konusu oluyor; on iki adalar doğrudan İtalya tarafından Osmanlı’nın elinden alındı, acaba on iki adalar bize verilebilir miydi, İsmet Paşa bu konuda pasif mi kaldı, bağımsız özerk bir bölge olabilir miydi, burada nüfus yoğunluğuna bakılmıştır; wilson prensipler içerisinde dünya şekillenirken 20. yy dünyasında birinci ve ikinci dünya savaşları sırasında nüfus yoğunluğunun olduğu yerler kendi geleceklerine kendileri karar verecekler” ifadelerini kullandı.
“Yunanistan, Türkiye’yi her taraftan sarmak istiyor”
Atabay sözlerini şu şekilde sürdürdü; “Şimdi genel statülere bakıldığında Cumhuriyet Dönemi’nde Ege’deki bu kadar ada ya da adacık nasıl Yunanistan’a bırakıldı. Evet askersiz bırakıldı, hiç insan yaşamayan kaya parçacıkları, adacıklar var. Türk sınırından itibaren üç kilometre uzaklıktaki olan kayalar, adacıklar Türkiye’nin, geri kalanlar Yunanistan’ın. Şimdi Yunanistan ne yapmak istiyor ki bugün bu adaları işgal etti, kimse yaşamıyor. Aslında Yunanistan’ın bir politikası var ve bu politika barizdir; Yunanistan, Türkiye’yi her taraftan sarmak istiyor. Güneyden Kıbrıs vasıtasıyla, Ege’deki adaları silahlandırmak, ayrıca özellikle uluslararası tatbikatlarda, özellikle NATO tatbikatlarına sokmak için mücadele ediyor sürekli. Ayrıca balkanlardaki diğer devletlerle; Rusya ve Ermenistan’la Suriye’de iç savaş çıkmadan evvel Putin ile yakın ilişkiler ve ikili anlaşmalar kurarak, Türkiye’yi çevrelemek istiyordu. Türkiye’nin doğu ve güney doğusundaki bölücü terör örgütlerinin elemanlarına kucak açmıştı. Türkiye’yi kara devleti konumuna getiriyor, burada da Ege adalarını, adacıklarını kışkırtarak diğer alanlardan taviz koparmaya çalışıyor. Bir olay üzerinden sanki birkaç olay yaşanıyormuş gibi lanse ederek diğer taraftan kendi lehine taviz koparmaya çalışıyor. Yunanistan’ın dış politikasındaki taktikleri olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye ile Yunanistan arasında hangi sorunlar var diye sorarsanız aslında Kıbrıs sorununun ortaya çıkmasıyla beraber Yunanistan’la Türkiye arasındaki sorunların arttığını görüyoruz. İkili sorunlar; kıta sahanlığı sorunu, ege hava sahası sorunu, ada sorunu, kara sularında kaynak arama sorunu gibi. Hatta yetmişli yıllarda özellikle Ege kara sularında doğal kaynaklar aramada iki ülke savaşa kadar gitmiştir. Uluslararası anlaşmalardan oluşan sorunlar var; on iki adalar sorunu, batı Trakya sorunu, Fener Rum patrikhane konusu var. Kıbrıs, bölgesel sorunlar var. Balkanların dağılmasından sonra hiçbir konuda birinci devlet konumuna gelemedik. Bize en yakın olan Makedonya kalmıştı, anlaşma sonrasında Türkiye Makedonya’da da birinci devlet konumundan uzaklaştı maalesef.”
“Akdeniz’deki enerji kaynakları önem kazandı”
Türkiye’nin Avrupa’yla arasını düzeltmesi gerektiğini vurgulayan Atabay; “Kuzey güney, doğu batı doğrultusunda kuzey güney doğrultusundaki bir Baltık’tan Dedeağaç’a uzanan bir hattı yaparsanız Dedeağaç Ege’deki kıyısını oluşturuyor. Artık orta doğudaki petrol ve doğalgaz kaynaklarını Akdeniz’deki kaynaklar kadar değeri kalmadı, miktarları azaldı. Akdeniz’deki enerji kaynakları önem kazandı. ABD ikili anlaşmayla beraber Ege ve Akdeniz’deki kaynakların kullanımında kendisi için zemin hazırlamış oluyor. Yunanistan benzer bir anlaşmayı Sovyetler Birliği’yle de yaptı. Hatta şöyle söyleyeyim Sovyetler Birliği dağılıp Rusya Federasyonu kurulduğunda Selanik Limanı’nın ikmal ve bakım üssü olmasında ikili anlaşma yapmıştı. Yunanistan kendi çıkarları doğrultusunda, demokrasinin kendi topraklarından çıkmasını öne sürerek batılı devletlerin sempatisini kazandı. Burada da Türkiye’yle baş edemediği bir konuda ikili anlaşmalarla baş etmeye çalışıyor. Buradaki esas nokta Türkiye’nin Avrupa’yla arasını düzeltmesi gerekiyor, aksi taktirde Yunanistan hem AB üyesi hem NATO üyesi, hem de ikili anlaşmalarıyla topraklarında önemli üsleri bulunduruyor. Türkiye çok ilginçtir, büyük iki güçle komşu olmuş olacak. Güneyde ABD, kuzeyde Rusya, bu durum ülkenin güvenliği açısından gerçekten tehlikeli bir durum olur” dedi.
“Türkiye, başka alternatifler de düşünmeli”
Savunma olarak başka yollara da başvurmamız gerektiğini düşünen Atabay; “Öte yandan F-16 projesi 20. yüz yılın son çeyreğinde ortaya çıkan bir projeydi, Türkiye’de montajı yapılıyordu, belirli bir sayı alındıktan sonra bu proje sonlandırıldı. F-35 projesi 21. yüz yıl projesidir. Türkiye aslında F-35 projesinin içinde yer aldı, F-35 projesinden belirli nedenlerden dolayı çıkarıldı. Çıkarıldıktan sonra Türkiye’nin F-16 filolarındaki bakım onarım sürelerinin dolmasından dolayı ABD’ye F-16 müracaatında bulundu. F-35 Yunanistan’a satılırsa, i bu projede yer alacağı düşünülüyor hava üstünlüğü konusunda Türkiye’nin önüne geçecektir. Bu durum bizi savunma açısından büyük bir problemle kar karşıya bırakacak. Türkiye, ABD’den alacağı bu sistemler dışında başka alternatifleri de düşünmeli. Çünkü böyle bir durumda ABD’nin onayı olmadan silah satışı gerçekleşemeyeceği için Türkiye’nin hava savunması konusunda problemler yaşanabilir. Bu çok önemli bir durum, bence başka alternatifler düşünmeli” diye konuştu.
“Türkiye gereken girişimleri yapıyor”
“Zannediyorum ki hükümet de gereken girişimleri yapıyor” diyen Atabay; “Buraya nereden geldik diye sorarsak bizim takip ettiğimiz politikaya bakmamız lazım, Türkiye’nin dış politikasında hem NATO üyesi olması hem de AB’ye aday olması sebebiyle buna entegre savunma sistemleri ve politikalar geliştirmesi gerekiyor. Aksi taktirde 1952 yılından itibaren yetmiş yıllık savunma sisteminden vazgeçmek demektir ve Avrupa bunu bize karşı kullanır diye düşünüyorum. Mutlaka devlet gerekli tedbirleri alıyor ama her dakika şunu yaptık, bunu yaptık gibisinden her adımlarını bilmek biz vatandaşlar açısından mümkün değil. Bizim Ege’yle olan sorunlarla ilgili 1974’teki Kıbrıs Olayı’ndan sonra Ege Ordusu kuruldu. Yani Ege Ordusu 4. Ordu olarak geçiyor ama aslında geçici ve kitabına uygun olmak için Ege Ordusu kuruldu, Yunanistan’ın yaptığı davranışlara tepki olarak ve Ege’nin savunmasını içeren bir ordu. Aynı zamanda Trakya ve İstanbul’un savunulması için de en büyük ordu, birinci ordu İstanbul merkezde bulunuyor” şeklinde konuştu.
“Gerekli tedbirler alınıyor”
Vatandaşların bu kadar tepki göstermesinin nedenlerinden birinin de çevresel faktörler olduğunu vurgulayan Atabay; “Savaşın niteliği değişti şu anda, savaşın niteliği fiili silahla mücadele yerine ekonomik, politik, diplomatik yollar, propaganda yolları ve özellikle vatandaşların şu anda tepki göstermesi. Ekonomik konular gündemde, işsizlik hat safhada, olumsuzlukları gördükçe bunlar da işin tuzu biberi oluyor. Silahlı kuvvetlerin de hükümetin de gerekli tedbirleri aldığını düşünüyorum. Çünkü bununla ilgili olarak uluslararası anlaşmalar gereği bir durum çıktığı için birleşmiş ülkeler nezdinde ve taraf ülkeler nezdinde gerekli tedbirler alınıyor” diye konuştu.
“Herkesin aklındaki o soru; Türkiye’yi bir savaş mı bekliyor?”
Böyle bir şeyin mümkün olmadığını belirten Mithat Atabay; “Türkiye’yi kesinlikle bir savaş beklemiyor, bu tür olaylar hiçbir zaman savaşa neden olmaz, bunlar basit şeyler. Bir avuç suda fırtına çıkarmak gibi diyebiliriz” ifadelerini kullandı.
Dilan Kaynak