Oğlu Murat Bayındır Anlatıyor…
Bir yaz akşamı baba oğul yorgun argın tarladan dönüyorlardı. Daha köye girmeden tellalın gür sesi duyuldu. Köyün her zamanki bildik sorunları diye hiç kulak asmadılar. Biraz daha yaklaştıklarında küçük kardeşi Ali karşıladı onları. Nefes nefese köye gelen jandarmalardan bahsediyordu ki tellalın gür sesi iyice anlaşıldı. Herkesin köy meydanında toplanmasını söylüyordu. Eve bile uğramadan doğru köy meydanına yürüdüler. Vardıklarında köy muhtarı elinde sarı bir zarf, ahalinin toplanmasını bekliyordu. Irgatlıktan gelen köylüler ellerindeki alet edevatları duvara dayayıp duvar dibine oturdular. Muhtar mühürlü sarı zarfı açtı, içinden çıkardığı zarfı okumaya başladı. Okuduğu kağıtta askere çağırılanların ismi yazıyordu. “Dikkaş’ın oğlu Mustafa” diyerek, onunda adını seslenen muhtara “burada” diyerek yanıtını verdi. 1891 doğumlu olanlar askere çağırılıyordu. Mektubun sonunda iki gün içerisinde askerlik şubesinde olmaları gerektiği anlatılıyordu. İlk oğlunu askere gönderecek olan Dikkaş Ali gururla hüznü bir arada yaşıyordu. Eve giderken de ilk kez elini oğlunun omzuna attı. Mustafa hem babasının elini omzuna atmasına , hem de böyle bir zamanda askere çağırılmasına şaşırmıştı. Askere çağırılacağını biliyormuşçasına hiç konuşmadı. Babasının işleri yalnız başına yapacağına üzülüyordu. Çünkü kardeşi daha çok küçüktü. Babası Mustafa’ya “bizleri merak etme oğul birkaç seneye kadar kardeşin Ali iş görecek duruma gelir, sen askerden gelene dek senin boyuna ulaşır” diyordu. Babasının bu sözleri askerliğin de ne kadar uzun olduğunu anlatmaya yetiyordu.