‘’YENİ KARARNAME SEKTÖRDE OLUMLU KARŞILANDI’’
‘’11 Eylülde çıkan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Başbakanlık yönetmeliği ortadan kaldırıldı. Bunun bütün camiada çok olumlu bir etkisi oldu. Tabi bu yönetmelikte yetki tekrar bakanlıklara verildi. Bakanlıklar yeni komisyonlar kurup, yeni aksiyon alacaklar. Bizim beklentimiz bunun çok kısa sürede kurulup, işlerin tekrar eski dönemdeki gibi tekrar yoluna girmesi. Çok yeni olduğu için önümüzdeki bir aylık süreçte sonuçlarını görmüş olmaya başlayacağız ama sektörde çok olumlu karşılandığını söyleyebilirim. Yeni sistemin olumlu yanlarından bir tanesini görmüş olacağız. ‘’
‘’MADENCİLİK KISA VADEDE DEĞERLENDİRİLECEK BİR ALAN DEĞİL’’
‘’Aslında altın madenciliğinde değil bütün madencilik sektöründe bizim yıllardır dile getirdiğimiz en büyük çıkmazlardan bir tanesi bu konudur. 18 tane kurumla karşı karşıyayız ama ana lisansı Enerji Bakanlığı veriyor ve Enerji Bakanlığı’na bağlı bu ruhsata dayalı diğer izinler; Orman Bakanlığı, Çevre Bakanlığı, Çevre Bakanlığı’nın diğer kurumları, Özel İdare’ler, Devlet Su İşleri, biz bunun bütün incelemelerinin Enerji Bakanlığı tarafından yapılıp ve bunun esas alınmasını istiyoruz. Sayın Bakanımıza da bunu birkaç defa ifade ettik. Ekipte aynen devam ediyor. Bu da sektörde çok olumlu karşılandı. Çünkü, bürokrasi de çok değiştiğinde her seferinde gidip anlatma ihtiyacı duyuyoruz. Bu şekilde aksiyon alınırsa daha hızlı sonuç alırız. Çünkü madencilik çok kısa vade de değerlendirilecek bir alan değil. Çok ciddi planlamalar, çok ciddi sürelere ihtiyaç var. Bunun da sürdürülebilir olması için yapısal dönüşümün çok hızlı tamamlanması lazım. Tabi bu genelgenin gerekçelerini çokta yüzeysel geçmemek lazım, sektöre çok ciddi ivme kaybettirdi ama özellikle Soma Kazası’ndan sonra herkes başını önüne eğip gerekçelerini irdelemeye başladı. Bu bağlamda da bir politika geliştirildi; Milli Enerji ve Maden Politikası, madencilik yeniden yapısal bir dönüşüm yaşıyor. Bir önceki bakanımızın döneminden başladı ve şuanda da tamamlanmak üzere. Bunun sonuçlarını görme ihtiyacı duyuyorum, bu sonuçları birlikte izleyeceğiz.’’
‘’ ÖNEMLİ OLAN POTANSİYEL DEĞİL, POTANSİYELİN HAZIR HALE GETİRİLİP, PLANLANMASI VE YÖNETİLMESİDİR’’
‘’Bildiğiniz üzere 2000’li yıllara kadar Türkiye’nin altın üretimi 0(sıfır)’dı. Tabi 1986’da değişen yasayla birlikte yabancı sermayeli şirketlerin Türkiye’ye gelmesi ve arama çalışmalarının başlaması sonucunda Türkiye’nin büyük potansiyeli ortaya çıktı. Aslında bu potansiyel atıl bir şekilde duruyordu. Lidya medeniyetleri döneminde ülkemizde altın üretildiği biliniyor. 2000’li yıllardan itibaren çok ciddi bir ivmeyle 2013’e kadar 33 tona kadar çıktık. Ülkemizin altın ithalatının yaklaşık %20-25’ini üretmeye başladık. Genelgeden sonra tekrar bir düşüş yaşandı. 2017’de 23 tona çıktık ama Türkiye’nin bu açığı kapatacak potansiyeli var mı? Var. 6.000 ton kaynaktan bahsediyoruz. 1.000 ton tespit edilmiş, planlanmış rezervden bahsediyoruz. Bunların hızla hayata geçmesi durumunda Türkiye’nin yaklaşık 2023 yılının ortalaması 6-7 milyar dolar olan cari açığının yıllık olarak %50’sini 5 yıl içerisinde kapatma şansımız var. Çok iyi, hızlı bir planlamayla da 10 yıl içerisinde de altın madenciliğiyle ilgili cari açığı doğurmayacak miktarı yakalama şansımız var ama bununla ilgili bu politikanın, işlevin, potansiyelin farkına varıp çok iyi bir planlama yapmak lazım. Özellikle ekonomik kriz yaşadığımız bu dönemde altın üretiminin ne kadar önemli olduğunun daha ciddi farkına varmamız lazım. Önemli olan potansiyel değil, potansiyelin hazır hale getirilip, planlanması ve yönetilmesidir. ‘’
‘’40-50 YILLIK BİR PLANLAMA YAPALIM VE CARİ AÇIĞIMIZI AZALTALIM’’
‘’Tabi bunun nedenleri de sorgulandığında ülkenin aramayla ilgili çok ciddi sıkıntılar yaşadığını biliyoruz. Aramanın önündeki ciddi engellerin kaldırılması gerekiyor. Bunu sürdürülebilir hale getirmek için düzenli, çok iyi arama yatırımı yapmak gerekiyor. Bakın biz 900 tonluk rezerv için 1 milyar dolarlık arama yapmışız. Kalan 5.600 ton için yaklaşık 10-12 milyar dolarlık arama yatırımı yapmamız gerekiyor ki bunu üretilebilir seviyeye getirelim. Niye daha çok aramaya ihtiyaç var? Çünkü bulunan kaynaklar hep yüzeye yakın kaynaklardı, araması kolaydı ama bundan sonra daha çok derinlere iniyor daha çok maliyeti var, daha çok aramak gerekiyor. Bunu sürekli hale getireceğiz ki önümüzdeki 40-50 yıl bunu planlayalım ve cari açığımızı azaltalım. Bunu yaptığımız zaman, düzenli hale getirdiğimiz zaman, uluslar arası standartlar düzeyinde tuttuğumuz zaman bunu sağlamamız mümkündür. ‘’
‘’ALTIN ÜRETİMİNİN DÜŞME SEBEBİ ORMAN BEDELLERİ’NİN YÜKSEK OLMASI’’
‘’Bunun ormanları koruma refleksiyle yapılıp yapılmadığını bilmiyorum. Çünkü madencilik faaliyetleri için verilen izinler orman alanlarının binde 3’ü kadar, çok cüzi bir alandır. Burada da önemli olan Enerji Bakanlığı’nın bir bütün olarak bu detaylara hakim olması ki hakim olmaya başladı. Bu sistemi kurduktan sonra dünyadaki örnekleri incelenmesi gerekiyor. Bizim talebimiz o. Tabi ki orman bedeli alınsın, hazine mülkiyeti bedeli alınsın ama fizibilite raporlarını etkileyecek büyüklükte alınmasın. Yani öyle projeler karşımıza geliyor ki yatırım yapılamıyor. Altın üretimimizin düşüş nedenlerinden en önemlisi olarak bunu söyleyebilirim. Orman Bakanlığı yetkililerine de ben teşekkür ediyorum artık diyaloga açık, bu konuyu çözmek için düzenleme çıktı. Enerji Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenleme çıktı ama sınırlı sayıda ruhsat bunlardan yararlandı. Önümüzdeki süreçte bu diyalogla bunun da düzeleceğine inanıyorum. Yani dünyadaki uygulamalara benzer uygulamaların çıkacağına inanıyorum.’’
‘’ÜLKEMİZDE ÜRETMEYİ ÇOK ÖNEMSEMELİYİZ’’
‘’Ben cumhurbaşkanlığına bu genelgenin kalkmasından dolayı tekrar teşekkür ediyorum. 15 cm çapında bir sondaj alanıyla ilgili izin başbakanlığa gittiğinde ve 4-5 yıl beklediğini düşündüğünüzde aramaların sürdürülebilir hale gelmesi mümkün değil. Bu işin olmazsa olmazı aramaların devam etmesi, aramalar devam ettikçe inanın bizim bu potansiyelimiz ve rezervimiz hatta potansiyel kaynağımızın 5.500, 6.000 tondan da yukarılara çıkacağını ben düşünüyorum. Bu genelgenin ortadan kalması çok kritikti, orman bedelleriyle de ilgili, Orman Bakanlığı’nın, bürokratların yaklaşımları çok olumlu, o da düzeldiği takdir de ben hızla, tekrar 2013’teki seviyelerimize ulaşacağımızı düşünüyorum. İnanıyorum ama şuan da yatırım aşamasında olan madenlerimiz var; Çanakkale’de yakında açılacak Kanadalı bir şirketin var. Kayseri’de var, bunlar açıldığında da 2019 yılında yine 30-35 tonlara tekrar çıkacağız.
İşin sürdürülebilir olması sadece izinler değil, altın madenciliği, madencilik dinamik bir yapı. Yataklar değişiyor. Yatakların altını bulmak yetmiyor, kazanmayla ilgili prosesler var. Madenin ömrü boyunca da yeni yatırımlar gerekebiliyor. Çünkü, belli bir katmandan sonra minerosu değiştiğinde farklı bir yatırım yapmanız gerekiyor. Bu izinler olsaydı, farklı madenlerde yatırımlar devam etseydi bu düşüş olmazdı. Bir de tabi şu sorun var; Türkiye’nin darbe döneminde yaşadığı sıkıntılar var. Bir boyutu da belki biraz madenciliğe dahil bir şirketin yatırımlarının bir bölümünü durdurmuş olması, yapmamış olması ama onlarda çok ivme kazandı. Ben 2019-2020 yılının altın madenciliğinde tekrar çok parlak geçeceğine inanıyorum. 5 yılın sonunda 55-60 ton civarını göreceğimize inanıyorum. Altınla ilgili cari açığımızın %50’sini kapatacağımızı düşünüyorum.
Biz ülkemizde üretmeyi çok önemsemeliyiz, bakın dışarıdan almak çok kolay, para verip almak çok kolay, ekstra olarak ta altın tüketicisi bir ülkeyiz, kuyumculuk sektöründe dünya da ikinciyiz ama standart olarak entegrasyonunu sağlamış tek sektör altın madenciliği, ham maddeden katma değere kadar dore altın üretebiliyoruz. Bunun yanında rafineri becerisine sahibiz, tane rafinerimiz var. 2 tanesi de dünyaya akredite, dünyanın birçok ülkesinden dore altın alıp tekrar işleyip, başka ülkelere satıyor. Bu da çok ciddi bir beceridir. Tabi Türkiye’nin eksik olduğu nokta yastık altındaki altın meselesi, yaklaşık 250 milyar dolarlıkta böyle bir varsayımımız var. Geleneksel bir anlayış, aktın kara gün dostu olarak algılanıyor, güvenli liman algılanıyor. Bugün ekonomik olarak yaşadığımız algı, enflasyondaki ciddi artışlar, savaşlar, politik riskler her zaman yatırımcıyı hatta sadece yatırımcıyı değil merkez bankalarını bile altına yönlendiriyor. Bugünlerde aslında bizim merkez bankamızı da kutlamak lazım, 2011 yılında 80 milyar dolarlık rezervinin yaklaşık %5’i altınken bugün 576 tona çıktı %22’si altın, bankaların gücünü, dünyanın her yerinde geçerli olan bir finans aracındaki rezervinizi arttırmanız, dolara karşı da bir koruma sağlıyor. Diğer merkez bankalarına baktığımızda bizde daha fazla artış var. Diğerlerinde %10-15’lik artış var. Tabi bir de bunu stratejik politika olarak yürüten ülkeler var. Yani dünyanın en büyük altın stokçusu Amerika, ikincisi Almanya. Almanya, dünyanın 0(sıfır) altın üreticisidir. Belki de Almanya’nın o sağlam ekonomisinin altında yatan nedenlerden bir tanesi de budur. Muhtemelen Almanya cari fazlası nedeniyle bunu yapıyor. Tabi Türkiye’de bu çokta suistimal edildi. Yani 2000’li yıllardan sonra Türkiye’nin potansiyelini belki biz çok bilmiyorduk ama dışarıdan bu biliniyordu. Çevre hareketleriyle gündeme geldi. Çünkü Türkiye ciddi bir anlamda da altın tüketen bir ülke. Aslında 1932 yılında Altın Arama Dairesi kuruluyor, nedense sonra kapatılıyor. 1940’lara yakın kapatılıyor yani ismi değişiyor. Aslında tarihe baktığınız da şuan da işleyen bütün madenlerde medeniyetler döneminde bulunan galeriler var. Altın işletmeciliği yapılmış zaten Gümüşhane, Diyarbakır, Altıntepe, Bakırtepe isimleri hep buradan geliyor. Medeniyetlerin bir bölümü de metal madenler, kıymetli madenler için Türkiye’ye gelmiş yani Anadolu’ya gelmiş. Çok ciddi tarihsel geçmişi var ama bir dönem nedense atıl kalmış. 1986’da rahmetli Özal döneminde kanun değişikliği olmuş. Yabancı sermayeli şirketler gelince bu potansiyel tekrar ortaya çıkmış, 2011 yılına kadar da aslında Türkiye’de maden yok derken ne hikmetse Avrupa’nın en büyük altın madenini işletmeye başlamışız. Bunun bakanlıkta, herkes artık farkında, bununla ilgili ciddi de bir politika geliştirdi. Bir politika olması gerekiyordu. Bu hızla devam edersek bunun ben farklı argümanlar gelişmezse sonuç alacağımıza inanıyorum. Bu 2000’li yıllarda bulundu. Bergama sürecini herkes biliyor. 1996’da bulundu, 2000’li yıllarda açıldı. Devamında da zincirleme olarak sayısı 13’e çıktı. Artık kimse siyanürü konuşmuyor. Çünkü dünyada siyanürler çalışan 750 tane altın madeni var, bir tane hayatını kaybetmiş madenci yok. 13 tane dışında henüz faaliyete geçmemiş 7-8 tane daha maden var. Tabi o ruhsatlar fizibil olduğu zaman projelendiriliyor. Onun bir potansiyeli var. Devamında diğer firmalarında aramaları devam ediyor, gelişiyor. Yani bulunmuş bir maden dünyada %50 daha büyüyor. ‘’
‘’ALTIN’IN YATAY SEYİRDE OLMASININ SEBEBİ AMERİKA’NIN FAİZ ARTTIRIMI’’
‘’Altın fiyatlamasının geçmişine baktığımızda 1930’lu yıllarda Amerika altının bir ONS’unu 35 dolarla fixlemişti. Bu 1970’li yıllara kadar devam etti. Hatta o süreçte dünyada altın kadar para basabiliyordunuz. Altın miktarınız kadar para basabiliyordunuz. Bu petrol kriziyle bozuldu. 1980’lerde altın 1800-1900 dolarları gördü. Ekonomide hep görülen değer tekrar görülür algısı vardır. 2011’de bu tekrar görüldü. Şuan da altın üretim maliyetlerine baktığınızda 500 dolardan 1.000 dolara kadar değişiyor. Türkiye’de ortalaması 600-650 dolar ama finansman maliyetiyle birlikte 1.000 dolarlar civarında, şuan da yatay seyirde olmasının ana nedenlerinden bir tanesini ben Amerika’nın düzenli olarak faiz artışına bağlıyorum. Çünkü kaynaklar faiz artışından dolayı dolara gidiyor ama maliyetlerde dünya ortalaması 1.000 dolar olduğunu düşünürsek bu fiyatlarında çok sürdürülebilir olduğunu düşünmüyorum. Uzun vade de, önümüzdeki süreçte bir yükseliş trendinin olacağını düşünüyorum.’’
‘’DOĞRU FİYATLA PİYASAYA KAZANDIRMADIĞINIZ BİR MADENİN KİMSEYE FAYDASI OLMAZ’’
‘’Dünya da bunun ortalama süresi, yaklaşık %70-75 10 yılın altında, çünkü aramak çok ciddi bir süre bulduktan sonra bunun prosesi ile ilgili, fizibilitesiyle ilgili, planlamasıyla ilgili, finansmanıyla ilgili, sosyal boyutuyla ilgili, çevreyle ilgili, Çed raporuyla ilgili çok kapsamlı çalışmalar yapanız gerekiyor. Bu da minimum 8-10 yıldır. Dünya da bunun endüstrisinde öncü olmuş şirketler bunu finansman ayağında çözdüğü için yani şöyle düşünün bizde vatandaş gidip, altın alıp, yastık altına koyuyor ama Kanada’da, Avustralya’da, Londra’da, borsalarda vatandaş gidip, altın madenciliğiyle uğraşan şirketlerden hisse alıyorlar. Bu da o şirketlere gidiyor. Dünya da risk sermayesi olarak dünyanın her tarafında arama yapıyorlar. Bu aramayla da kaynakları ortaya çıkarıyorlar. Onların bu anlamda bir süreye ihtiyacı var. Onun yönetilmesi, madenin işletme aşamasına gelmesi bir süre ama Türkiye’deki neden bugüne kadar özellikle çevre hareketleri ve bürokratik yargı ile engellerdi. Onlarla ilgili düzenlemeler oldu. Türkiye’deki neden buydu. Türkiye’de bizim yerli bünyemizde olan bir şirket 5 yılda 2 tane maden açtı ve bu konuda dünya rekoru kırdı. Bizimde böyle bir kabiliyetimiz var. Bizde eksik olan sistem ama bu sistemin sac ayakları var işte onların oturtulması lazım. Kamu bir sac ayağı, yargı, Pr’ı, sosyal yapısı bunların çok iyi çalışılması lazım. Bunu iyi çalışır, iyi yönetirseniz, bu sürelerde kısalıyor. Maliyetler Türkiye’de 600-700 dolar civarında tabi bu maliyetleri oluşturan ana parametre madenin derinliği, kazanımı, fiyatlar. Fiyatlara yönelikte bir strateji geliştirmek lazım. Fiyatlar çıktığında madeniniz üretime hazır değilse hiçbir şey ifade etmez. Orada atıl olarak katıl. Bor’da da bir aynı şeyi yaşıyoruz. Orada ekonomiye kazandırmadığınız, doğru zamanda, doğru fiyatla kazandırmadığınız bir madenin hiç kimseye bir faydası olmaz ama her halükarda öncelikte varsa bizde çıkartmamız lazım, başka şansımız yok. Türkiye milyarlarca dolar, kıymetli madenlerde dışarıya para ödüyor. ‘’
‘’YASTIK ALTINDA 250 MİLYAR DOLARLIK ALTIN OLDUĞU EFSANESİ VAR’’
‘’Biz yastık altında olan altını slogan olarak kullanıyoruz. ‘’Yastık altına değil yer altına bakalım’’ yer altını tespit etmek uzun ama sonuç alınan bir şey. Bununla ilgili net rakamlar vermemekle birlikte şuradan çıkarabiliriz; Türkiye’de rafineriler var, kuyumculuk sektörü var. Bizim yıl da ortama 150 ton, 7-8 milyar dolarlık altın ithalatımız var. Üretimimiz de 1 milyar. 8 milyar dolar diyelim. Bunun %50’si kuyumculuk sektörüne gidiyor. Bunu totale vurduğunuz da 250 milyar dolarlık piyasa da yastık altında altın olduğu efsanesi var. Bizim şuan da tespit ettiğimiz kaynaklar kadar da yastık altında olduğuna dair tespitler var, yaklaşımlar var ama çok net değil. Yastık altını sisteme çekmek, bugün ‘’dövizinizi bozdurun’’ yaklaşımıyla çok benzer ama yer altını planlı yönetmek daha doğru bir yaklaşım. Artık bir ülke olarak biz politikalar çerçevesinde yer altı kaynaklarımızı sağlıklı olarak bilmek durumundayız değil.’’dedi.
Haber Merkezi