‘’Ayvacık’ın kuruluşu 1876’lara dayanır. Daha da evveliyatı vardır ama 2 tane sancak var; biri Biga biri Tuzla. Ayvacık, Tuzla sancağıdır. İşte 1876’da Tuzla Ovası’nda kurulmuş olan şehir depremlerden sonra Abdülhamid Han ile birlikte Ayvacık’a taşınmış ve ondan sonra bu bölge de gelişmeye yönelik çalışmalar yapılmış. En büyük çalışmalarda 2004’ten sonra olmaya başladı. Zira bizim Kocaköy dediğimiz bir yer var, Bababurnu’na yakın bir köy. O köye gidip denize doğru Lesbos Adası’na doğru dikildiğinizde başınızı sağa doğru çevirin Çanakkale Boğazı’nı bizim Bozcaada’yı ve Marmara’nın girişini görürsünüz. Sola çevirdiğinizde tüm Ege’yi görürsünüz. Öyle bir coğrafyadayız. Zaten 26 derece ile en batı noktası derler Babakale’yi. Kıyı kenarımızda bayağı uzundur, 80 kilometreyi bulur. Kösederen tutun Tuzla’dan evvel Mıhlı Çayı’na kadar 80 kilometreyi bulur ve bu körfez, zeytin ağaçları, çam ağaçları ve endemik bitkilerle doludur. Biz zaten 10 tanesini tescillendirdik çünkü Kaz Dağları’ndan rakımla aşağı doğru inerken bu bitkiler koyun, kuzular tarafından yenilir, inek tarafından yenilir bu da ete, süte yansır. Şimdi bizim esas yapmak istediğimiz şey 2004’ten sonra buranın coğrafyasını tam incelemek ve kadastro çalışmalarını bitirmekti. Birkaç yılda kadastro çalışmaları bitti. Üzerine planlamalar yapıldı.’’
‘’ULAŞIM ARTIK BİR SORUN DEĞİL’’
‘’ Bu arada da Ayvacık Bölgesi’nin en büyük ihtiyaçlarından bir tanesi; su Kaz Dağları’ndan çıkar, yağmurlarla gelen sularda olur ama Kemer Dere Çayı’ndan denize akardı. Tarımda büyük bir fayda sağlaması gerekiyordu. İçme suyu kontrollü hale getirilmesi gerekiyordu. 2 tane baraj bitirildi. Bu barajlarla 60 kilometre öteye kadar tüm inişli ovalarımız, tarlalarımız sulamaya açıldı. Dolayısıyla organik tarım dediğimiz, organik hayvancılık dediğimiz imkanlar köylüye verildi. Yani şimdi köylü pancar veya diğer motorlarla mazot çalıştırarak değil, normal sulama suyuyla tarlasını suluyor. Bir de onlar için laboratuarlar kurduk ve alışlarımız yılda 2 verime çıktı. Zeytin sulamalarına başladık. Böyle tarımsal girdiler varken turizm için katkılarımız oldu. Bazı yerlerde yollarımız yeni yapıldı. Hatta ve hatta tünellerimizde biraz daha zaman alacak ama bitmek üzere, Ayvacık- Küçükkuyu arasında rampalarımız var. Bunlar herkes tarafından biliniyor. Bunlardan tabi panaromik yapısı, görselliği çok güzel ama bir aracın önüne denk geldiğinizde de sollamanız çok zor oluyor. Bu bir sıkıntıydı, bunlar aşılıyor. Ulaşım, bölge için çok önemliydi. Ulaşım hizmetleri, mesela hava yolu hizmeti hemen hemen sunuldu. Çünkü Ayvacık Merkez olarak düşündüğümüzde 79 kilometre Koca Seyit Havaalanı Edremit Körfezde, 79 Kilometre’de Çanakkale Havaalanı, gidiş gelişler bayağı hareketlendi. Ulaşım gerçekten sıkı ulaşım, kalabalık ulaşım bugün en büyük çilelerden biri İstanbul’dan, Taksim’den biz Sabiha Gökçen’e çok zor gidiyoruz ama burada öyle bir şey yok. Çanakkale’ye gidin 45 dakika, Edremit’e gidin orada biraz ışık yoğunluğu var olduğu için 1 saat gibi bir zamanınızı alıyor. Yani böyle güzel gelişmeler oldu.’’
‘’KÖYDEN KENTE GÖÇÜ ENGELLEDİK’’
‘’ Bütün bunlar neye göre yapıldı biliyor musunuz? Kutladığımız düşman işgalinden sonra bir göç yaşandı. Bu göçle birlikte Ayvacık halkı ve köyler boşalmaya başladı ama ne zaman? 2004’ten beri bu göçleri kısmen durdurduk ve 2007-2008 gibi barajların bitmesiyle birlikte suyu verdik ve köylüler artık köylerini terk etmemeye başladı. Çünkü bir; eğitim için, sağlık için, ekonomi için gidiyorlardı. Bunların hepsi şuanda burada var. Ve biz şunları söylüyoruz; bölge talan edilmedi yani imar yoğunluğu yok. Denizimiz belki bölgenin belki de dünyada sayılan nitelikte sayılan denizlerden zira yapı yok, atık yok, hava deseniz meşhur, oksijeni en bol olan yerlerden bir tanesidir Kaz Dağları, ki burası da Kaz Dağları’nın etekleri. Böyle güzellikler içinde bölgeyi kalkındıracak ne gerekiyorsa o yapılaşma içine girdik, bunları halkımıza sunduk.
Şimdi komşu ilçelere bakıyorum, diğer yerlere bakıyorum tabi sahillerde de çok güzel ilçelerimiz var ama çok yoğun imar var. Burada öyle bir şey yok. Direkt köylülerle organik tarıma ulaşabiliyorsunuz, ürettiklerine ulaşabiliyorsunuz. Vakit geçirebileceğiniz Ören Yerleri var. Assos çok önemli, Assos’a ulaşım zordu, Assos Kazıları ağır gidiyordu ama şuan da kazılar çok güzel gidiyor. Hatta bir ara orada bir toplantı yapmıştık, tanıtım anlatımı yapıldı. Alt kapıdan girildiğin de iki buçuk saatte dolaştık Assos’u. Hiç yukarıya tapınağa çıkmadan. Öbür tarafta Apollon Smintheion var. Orada da kazılar çok güzel gitti. Orada da iki, iki buçuk saat gezilebilecek bir imkan sağlandı. Daha ötede de zaten dünyaca meşhur Truva var. Bunlarda dünyaca meşhur ama bunlara ulaşım zordu. İşte ulaşımda çözülüyor. Tünellerle, iskelemizle, ulaşım limanı iskelemizde yapılıyor.’’
‘’İSKELE ÇOK FONKSİYONLU OLACAK’’
‘’İskele, Ege’deki bence ruhsatlı ve en uygun iskelelerden bir tanesi yapılıyor. 100 metre uzunluğunda büyük kruvazier gemilerinin gelip 5 dakikada Assos’a yolcularını götürebileceği bir imkan sağlanıyor. Çünkü daha önce Çanakkale Boğazı’na gidiyordu, Ege’de başka yanaşacakları yerde yoktu. Bu iskeleyi sadece bir yönden görmeyelim. Lesbos Adası’na gidiş- geliş olarak görmeyelim. Bu iskelenin fonksiyonu çok fazla, kruvazier gemileri gelecek, hatta ve hatta Ayvacık- Ayvalık körfez geçişi olacak. Turizm için demin de söylediğim gibi yoldan gidiyoruz yaz yoğunluğu oluyor, trafik akmıyor. Çok fazla ışık var. Böyle olunca gemiye binip gidilebilecek.’’
‘’EĞİTİMDE ÇOCUKLARIMIZLA GURUR DUYUYORUZ’’
‘’Eğitim hizmeti çok güzel oldu, Anadolu Öğretmen Lisesi, arkadan Fen Lisesi şimdi iftiharla bakıyoruz. Çocuklarımız değişik üniversitelerde ve mevkii sahibi oldular. Bunun yanında hastanelerimiz oldu. Ayvacık Devlet Hastanesi bitti. İnanın bazen ziyarete gidiyoruz, kendimiz hasta olduğumuzda gidiyoruz, bazı insanlar hastaneyi otel gibi görüyorlar, çıkmak istemiyorlar. O kadar güzel bir hastane oldu. 67 köy var ve hepsine de hizmet verebiliyor. Bunun yanında turizm girdilerimiz arttı. Tarımsal girdilerimiz çok arttı. Şuanda köylünün o göçünü durdurduk. Burada kapalı salonlarımız yoktu, 3 tane kapalı salonumuz oldu. Bununla birlikte oradaki öğretmen adedini arttırdık. Sportif faaliyetlere önem verildi. Çocuklarımız küçük yaşta alındı, eğitildi ve bugün milli takıma çıkan çocuklarımız oldu. Şuan da tabi biz Lesbos Adası’na yakınız ama inanın halkımızın içerisinde balıkçılık yapanda varda öyle denize girip de keyifle yüzen yok. ‘’
‘’DÜNYANIN GÖZÜ BURADA’’
‘’Ayvacık halkı hep birlikte olursak güzel, bu tarımı onlarla götürmek, onlarla yaratmak daha rahat oluyor. Tarlalar satılıyor, dışarıdan gelenler var tamam başımızın üstünde ama yapan 2-3 ay durup gidiyor. O tarlalar ekilmiyor, o zeytinler toplanmıyor ama yerel halkı burada tutabilirsek ki onu başardık, bir de arazilerini satmasalar burada yaşam çok daha güzel, çok daha zevkli olacak çünkü, 3 tane Ören Yeri dünyanın çok yerinde yok. Bugün dünyanın da gözü burada, şu savaşlara bakın 18 Mart’a bakın, 1915’e bakın, Kurtuluş Savaşı’na bakın kimler buradaymış. Bu ülke topraklarını elimizden almak isteyen dünya buradaymış. Bizden evvelkiler dur demiş, bugün de biz dur diyeceğiz.’’
HABER MERKEZİ