Diyanet İşleri Başkanlığı İl Müdürlükleri ile paralel ürettikleri içeriklerle Ramazan ayı boyunca Kaleninsesi Okuyucuları ile buluşacak. Bugünkü konumuzda Hz. Peygamber’in (s.a.s.) çocuklara yaklaşımı örnek gösterilerek, ailelerin çocuk eğitimindeki rolü üzerinden değerlendirmelerde bulunuldu.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “Hadislerle İslam” (4/141, Ankara 2013) adlı eserinde küçük yaşta Peygamber Efendimizin hizmetine giren Hz. Enes’in hayatından kesitlere yer verildi. Enes bin Mâlik’in, annesi Ümmü Süleym tarafından Resûlullah’a emanet edilişi; sadece bir hizmet görevi değil, aynı zamanda bir terbiye ve ahlâk eğitimi süreci olarak değerlendirildi. Peygamberimizin, Enes’i on yıl boyunca yanında bulundurması ve onun eğitimini bizzat üstlenmesi, çocuk terbiyesinde sevgi, merhamet ve birebir ilginin önemine işaret eden güçlü bir örnek olarak sunuldu.
Hadisde yer alan metinde;
“Küçük Enes, başına dokunan elin sıcaklığı ile irkildi ve ürkek bir hareketle başını çevirdi. Sevgili Peygamberimiz her zamanki gibi gülümseyen çehresi ile karşısında duruyordu. Allah"ın Resûlü ona yumuşak bir sesle, “Enesçik! Sana dediğim yere gittin mi?” buyurmuştu. Derhâl yürümeye başladı Enes ve “Evet, gidiyorum yâ Resûlallah” dedi.
Annesi ile Peygamberimizin huzuruna gelen Enes, belki de Medineli Müslümanların Efendimize sunduğu en anlamlı hediye idi. Annelik sağduyusuna güvenen Ümmü Süleym, bu yeni şehirde Peygamberimizin yanında küçük bir yardımcının ne çok iş göreceğini fark etmiş olmalıydı. Oğlunu Resûlullah’ın hizmetine verirken, aslında onu Peygamber’in terbiyesine emanet etmiş oluyordu. Böylesine atik ve zeki bir çocuğun kendisine hizmet için gönüllü olması, Peygamberimizin de hoşuna gitmişti ki, Enes’i en zor şartlarda bile yanından ayırmamıştı. Kendi çocukları çoktan büyümüş, torunları ise henüz dünyaya gelmemişti. Dolayısıyla Enes, Rahmet Elçisi’nin, vefatına kadar süren on yıllık Medine hayatında eğitimi ile bizzat ilgilendiği ve çocukluktan alıp delikanlılığa eriştirdiği en yakın isimdi.
Hz. Peygamber, sadece Enes’in mescide ya da hâne-i saadete gelerek gününü paylaşmasıyla yetinmez, kendisi de Enes’in akrabalarını ziyaret etmekten hoşlanırdı. Orada yemek yer, öğle uykusuna yatar ve ev halkına cemaatle namaz kıldırırdı. Bu sevgi ve samimiyet ile şekillenmişti Enes"in ahlâkı. “Her doğan fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi, Hıristiyan ya da Mecûsî yapar...” buyurmuştu Peygamber Efendimiz. Irk, renk ve cinsiyet farkı olmaksızın her çocuğun iyiyi kabullenmeye ve güzeli benimsemeye meyilli bir tabiatta yaratıldığını açıkça ifade eden bu sözler, aynı zamanda onun eğitilmeye ne kadar hazır bir yapıda olduğuna da dikkat çekmektedir.
Aslında çocuğuna değer veren ve bu sebeple onu en güzel biçimde terbiye etmek isteyen bir anne babanın, öncelikle bir gerçeği aklından çıkarmaması gerekir. Her ne kadar çocuk tümüyle ebeveynine muhtaç, onların korumasında ve denetiminde ise de gerçek anlamda, onlara değil Allah"a aittir,” ifadeleri paylaşıldı.
Hadisde, Hz. Peygamber’in çocuklara yönelik şefkat dolu yaklaşımına dikkat çekilerek şu hadis hatırlatıldı:
“Her doğan fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi, Hıristiyan ya da Mecûsî yapar…”
Bu rivayet üzerinden her çocuğun iyiyi ve güzeli kabul etmeye yatkın bir yaratılış üzere dünyaya geldiğine işaret edilirken, ailelerin çocuk terbiyesinde üstlendiği rolün belirleyici niteliği ön plana çıkıyor. Çocuğun ebeveynine emanet olmakla birlikte nihai anlamda Allah’a ait olduğu anlayışı ise Ramazan ayının manevi atmosferinde sabır, merhamet, öz denetim ve ahlâk eğitiminin aile içinde yeniden ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor. Bu yönüyle Ramazan’ın yalnızca oruç ibadetiyle sınırlı kalmayıp, nesil inşası ve değer aktarımı açısından da önemli bir imkân sunmaktadır.