← Ana Sayfa
Gündem

Erdoğan; “Türkiye güçlü bir ülkedir” (07.06.2022)

✍️ Haber Merkezi 📅 07 Haziran 2022 17:31 👁️ 0 görüntüleme

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ard...

Toplantıda ele alınan konulara ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Dünya Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının ardından yaşadığı en büyük siyasi, ekonomik, askerî, sosyal kırılmaların sancıları içindedir. Türkiye 1. Cihan Harbi sonrası 600 yıllık devletinin yıkılışına şahitlik etmiş bir ülkedir. Sevr’le bize Anadolu’yu bile çok görenlerin elinden vatan topraklarının kalanını Milli Mücadele ile ancak kurtarabildik. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise, hiçbir zaman içine tam olarak alınmadığımız, hep kenarında tutulduğumuz paktların riyakârlıkları çevresinde dönüp durduk. Bu süreçte siyasi ve ekonomik olarak kendi yolumuzu çizmeye her teşebbüs edişimizde kendimizi darbelerin, istikrarsızlıkların, krizlerin içinde bulduk. ‘Türkiye asırlık yolu 20 yılda katettik’ bu şekilde diyerek düşünerek ifade ettiğimiz büyük demokrasi ve kalkınma hamlesi sayesinde nihayet kendi hedeflerini, kendi vizyonunu belirleyip uygulayabileceği bir iklime kavuştu.

“Türkiye ayağına vurulan prangaları çözmüş, üzerine konan ipotekleri kaldırmış bir ülkedir”

Altını bir kez daha çizerek belirtmek istiyorum ki; Türkiye artık siyasi ve güvenlik önceliklerini bizzat kendisi tayin eden ve uygulayabilen bağımsız bir ülkedir. Türkiye artık kendi ekonomik ve sosyal programlarını geliştirebilen ve hayata geçirebilen güçlü bir ülkedir. Türkiye artık medeniyet ve tarih birikiminin farkına varmış, bunun gerektirdiği insani duruşu da her alanda ortaya koyabilen bir ülkedir. Ülkemize kazandırdığımız belki de en büyük hizmet, milletimize her bir ferdinin hücrelerine kadar sinen bu öz güven ve kararlılık duygusudur. Geçtiğimiz hafta Birleşmiş Milletler’de ülkemizin uluslararası alandaki resmî adını Turkey’den Türkiye’ye çevirmiş olmamız da işte bu yeni dönemin sembollerinden biridir. Bundan sonra ülkemizin tüm uluslararası muhatapları, kendi kurum ve kuruluşlarımız, vatandaşlarımız göğüslerini gererek devletlerinin adını Türkiye olarak ifade edebilecektir. Artık bütün yazışmalarımızda devletin bütün kurumları hep birlikte Turkey diye bir ifade kullanmayacaklar, tamamıyla Türkiye adını kullanacaklardır. Bugün Kabine Toplantımızda bu kararı da aldık, nitekim Birleşmiş Milletler’de de artık bu yazışma gündeme tamamıyla girmiş durumdadır. Daha düne kadar bize yapamazsınız dedikleri ne varsa hepsini de yaptık, fazlasıyla yapmayı sürdürüyoruz. Daha düne kadar bize beceremezsiniz dedikleri ne varsa hepsini de başardık, fazlasıyla başarmayı sürdürüyoruz. Daha düne kadar bize altından kalkamazsınız dedikleri ne varsa hepsinin de altından kalktık, daha fazlasını yapmayı sürdürüyoruz. Çünkü Türkiye, kendisine biçilen gömlekleri yırtmış, ayağına vurulan prangaları çözmüş, mazisiyle arasına çekilen duvarları yıkmış, üzerine konan ipotekleri kaldırmış bir ülkedir.

“Parlak bir gelecek bizi bekliyor”

Bu sayede geçtiğimiz 20 yılda ürettiğimiz millî gelirin dörtte birini yatırımlar için kullanarak nüfusumuz yüzde 30 artarken, istihdamı yüzde 42 yükseltmeyi başardık. Yine bu sayede bütün dünya sahte refah düzeninin keyfini sürerken biz altyapımızı yeni baştan inşa ederek etki alanımızı genişleterek ülkemizi geleceğe hazırladık. Ülkemizdeki mandacı zihniyetlerin, müstemleke heveslilerinin zihni ve kalbi emperyalistlerin virüsleriyle formatlanmış olanların anlayamadıkları hakikat işte budur. Sınır ötesi harekâtlarımızdan NATO içindeki tartışmalara, küresel krizler karşısındaki tutumlarımızdan ekonomi programımıza kadar her alanda bu idrak noksanlığının emarelerini görmek mümkündür. Ama biz ne yaptığımızı biliyoruz, niçin yaptığımızı biliyoruz. Nereden geldiğimizi ve nereye gittiğimizi biliyoruz. Milletim müsterih olsun, milletim gönlünü ferah tutsun. Ödediğimiz her bedele, çektiğimiz her sıkıntıya, sırtlandığımız her yüke değecek parlak bir gelecek bizi bekliyor. Büyük ve güçlü Türkiye’nin inşasında katettiğimiz her mesafe bizim evlatlarımızın müreffeh yarınlarına doğru atılmış bir adımdır. Yeter ki bu süreçte birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize halel getirmeyelim. Bozgunculara, muhterislere, beşinci kol elemanlarına fırsat vermeyelim. Bunu başardığımızda 2053 vizyonunun bir afaki söylem değil hızla yaklaştığımız bir hakikat olduğunu hep birlikte göreceğiz.

“2053 vizyonumuzu somut hedeflere dönüştürecek hazırlıkları titizlikle yürütüyoruz”

Ülkesinin ve milletinin geleceği için hayali olmayanların vizyon peşinde koşması ve hedefler belirlemesi de mümkün değildir. Bizim hayallerimiz de vizyonlarımız da hedeflerimiz de milletimizin güvenli, huzurlu ve müreffeh geleceği içindir. Bundan 11 yıl önce 2023 hedeflerimizi ilk ilan ettiğimizde birileri yine dudak bükmüş, göz süzmüş, istihza ile bizi eleştirmişti. Bugün de 2053 vizyonumuzla ilgili benzer tavırlar görüyoruz. Hâlbuki biz bu rakamları rastgele seçmediğimiz gibi lafta da bırakmıyoruz. Bir süredir bizden sonraki nesillere bırakacağımız en büyük mirasımız diye tarif ettiğimiz 2053 vizyonumuzu somut hedeflere dönüştürecek hazırlıkları titizlikle yürütüyoruz.

“Yenilenebilir kaynaklara yaptığımız yatırımları artırıyoruz”

Bisiklet yollarıyla, yürüyüş yollarıyla, çevre dostu sokaklarıyla, gürültü bariyerleriyle ve daha pek çok projeyle şehirlerimizin hayat kalitesini yükselttik. Paris İklim Anlaşması’na taraf olurken de daha adil bir dünya için mazlumların ve mağdurların haklarını koruyacak bir perspektifle hareket ettik. Dünyamızın geleceğinde taşıdığı önem sebebiyle 2053 vizyonumuzun merkezine iklim değişikliğiyle mücadele projelerimizi yerleştirdik. İklim Şûramızı topladık, tüm sektörlerin yapacağı çalışmaları belirledik. İklim kanunumuzun hazırlıklarına başladık. Bu çerçevede enerjide, güneşten rüzgâra yenilenebilir kaynaklara yaptığımız yatırımları daha da artırıyoruz. Sanayide, üretimde emisyon miktarını azaltacak temiz teknolojileri destekliyoruz. Ulaştırmada temiz ulaşım ağını genişletiyor, demir yolu ve deniz yolu taşımacılığını teşvik ediyoruz. Tarımda, iklim dostu tarımsal destekleme modeliyle tarladan soframıza uzanan sürdürülebilir bir sistem kuruyoruz. Atık yönetiminde sıfır atık seferberliği ile geri kazanım oranını yüzde 60’lara çıkarmayı planlıyoruz. Konutta, deprem hazırlıklarıyla iklim dostu dönüşümü birleştiriyor, insanımıza daha sağlıklı ve güvenli yerleşim yerleri sunuyoruz. Yutak alanlarda, ormanları genişleterek, yeşil koridorları artırarak tabiat temelli çözümlerle karbon dengesini sağlıyoruz. Bilim ve teknolojide, üniversitelerimizden araştırma merkezlerimize kadar tüm imkânlarımızı yeşil kalkınma seferberliğine dâhil ediyoruz. Ticarette, sera gazı emisyonlarının ticareti sistemi olarak kurduk, kuruyoruz, özel sektörümüzün önüne yeni fırsatlar açıyoruz. Finansmanda, temiz üretim modellerine yönelik yatırımları destekleyerek ülkemizin cazibe merkezi hâline gelmesine katkı veriyoruz. Afetlerde, vatandaşlarımızın iklim krizinin yol açtığı yıkımlardan gördükleri zararları hızla telafi ederek mağduriyetlerin önüne geçiyoruz. Eğitimde, önümüzdeki dönemden itibaren yeşil dönüşüm hamlesinin tüm eğitim-öğretim kademelerinde müfredata girmesini sağlıyoruz. Yerel yönetimlerde, belediyelerimizin sorumluluklarını etkin şekilde yerine getirebilmelerini temin için kolaylaştırıcı adımlar atıyoruz. İklim elçileriyle gençlerimizi uzman düzeyinde yetiştirip iklim dostu yeşil dönüşüm süreçlerine dahil ederek yeni sektörler, yeni istihdam alanları oluşturuyoruz. Genel Merkezimiz bünyesinde hazırlıklarını tamamladığımız İklim Değişikliğiyle Mücadele Türkiye Modeli Vizyon Belgesi ile tüm bu çalışmaların siyasi perspektifini de ihmal etmiyoruz. Bu başlıkların ve daha fazlasının her birini tüm detaylarıyla yeri ve vakti geldiğinde milletimizle paylaşacağız. Evet. Varsın birileri yalanla, iftirayla, çarpıtmayla, kendi ülkesinin çıkarlarına ihanetle, kendi milletinin hayallerini baltalamakla uğraşsın. Biz gençlerimizle 2053 vizyonumuzu şekillendirmek için çalışmaya devam ediyoruz. Türkiye 2053 hedeflerine ulaşacak, Türkiye 2053 vizyonunu hayata geçirecek inancı ve kararlılığıyla gerisini takdiriilahiye ve milletimizin irfanına bırakıyoruz. Büyük ve güçlü Türkiye’nin inşasında bizimle birlikte olan her bir vatandaşıma şükranlarımı sunuyorum. Geleceği başkalarının yaptıklarını izleyerek değil, kendisi bizzat inşa ederek şekillendirmeye talip her bir evladımıza şükranlarımı sunuyorum. İstiklalimiz ve istikbalimiz yolunda zerre miskal katkısı olan her bir kardeşimize şükranlarımı sunuyorum. Tüm bu projelerin hayata geçmesinde emeği, katkısı ve bakanlıklarımızı, kurumlarımızı, belediyelerimizi, sivil toplum kuruluşlarımızı, özel sektörümüzü tekrar tebrik ediyorum.

“19 yıldır üzerinde en çok hassasiyet gösterdiğimiz konu bütçe disiplinidir”

Aslında bugün bizim ülkemizde teknik anlamda enflasyon değil, fiili bir hayat pahalılığı sorunu vardır. Şöyle ki: Yaşananlara enflasyon diyebilmemiz için kamunun harcama disiplinin kaybolması, bütçenin çok yüksek açıklarla yönetilebilir olmaktan çıkması gerekir. Bizim 19 yıldır üzerinde en çok hassasiyet gösterdiğimiz konu bütçe disiplinidir. Vatandaşlarımız da kendi bütçelerini çok iyi yönettiler. Bireysel emeklilik sistemimizde 300 milyar liralık birikim oluştu. Bireysel döviz hesaplarının tutarı 110 milyar dolara çıktı. Değeri 650 milyar doları bulan konut yatırımlarıyla, 170 milyar doları bulan ithal araba filosuyla insanlarımız refah seviyelerini yükseltti. Bizim dönemimizde hem evi hem arabası olan kişi sayısı yaklaşık 3 kat arttı. Merkez Bankamızın kasasındaki ve vatandaşlarımızın yastık altındaki altın varlığımız 150 milyar doları buldu. Yani vatandaşlarımızın tasarruf tarafında da sorun yok. Tasarruflar böylede, borç tarafında bir felaketle mi karşı karşıyayız? Hayır. Hamdolsun orada da gayet iyi durumdayız. Tıpkı kamu borçları gibi vatandaşlarımızın borçları da özel sektörümüzün borçları da millî gelirle oranlanarak diğer ülkelerle karşılaştırıldığında çok düşük seviyelerde. Bizdeki konut, araç ve altın gibi gerçek varlıklara dayalı borçlanmalar gelişmiş ülkelerdeki türev piyasa şişkinliği içermediği için hiçbir zaman kriz sebebi olmaz. Biz işte bu tabloyu yaşayarak gördüğümüz için teşhisi ve ona dayalı tedaviyi, yani ekonomi programı stratejimizi kökten değiştirdik. Faizi artırarak zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapacak emperyalist finans kurumlarının dayatması ekonomi reçetelerini bir kenara bıraktık. Bunun yerine ülkemizin asıl ihtiyacı olan yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla büyüme esaslı kendi Türkiye ekonomi programımızı uygulamaya başladık. Şimdi gelelim en kritik soruya. Bu programla insanlarımızın canını yakan, hayatını zorlaştıran, refah seviyesini düşüren fiyat artışlarını nasıl engelleyeceğiz? Fiyat artışları normal şartlarda ya üretim azlığı ya da talep fazlalığı sebebiyle ortaya çıkar. Bizde enflasyonun sebebi olarak gösterilen bütçe açığı da tasarruf eksiği de borçlanma seviyesi de olmadığına göre talep kaynaklı bir fiyat artışından söz edilemez. Üretim tarafında da hamdolsun üstesinden gelinemeyecek herhangi bir sıkıntıyla karşı karşıya değiliz. Öyleyse sorun nereden kaynaklanıyor? Sorunun bir tarafında vatandaşlarımızın bir kısmının tasarruflarını hâlâ döviz cinsinden yapmaktaki ısrarı vardır. Sorunun diğer tarafında ise büyüyen üretimimizin gerektirdiği ithal girdilere ve şirketlerimizin genişleyen küresel ağlarının ortaya çıkardığı ihtiyaca bağlı döviz talebi vardır. İşte bunun için vatandaşlarımıza kur korumalı mevduat gibi kur ve altın hesabına dayalı konut kredisi gibi tasarruflarını kendi paramıza dayalı enstrümanlara kaydırmalarını sağlayacak alternatifler sunuyoruz. Aynı şekilde ihracatı teşvik ederek, turizmi destekleyerek, uluslararası yatırımların gelişini kolaylaştıracak, ülkemize döviz girişini hızlandıracak yeni yöntemler geliştiriyoruz.

“Faizi düşürmeye devam edeceğiz”

İhracatçılarımız hemen her ay rekorlar kırarak yıllık 242,6 milyar dolarlık rakama ulaşarak sağ olsunlar kendilerine olan güvenimizi boşa çıkarmıyorlar. Enerji fiyatlarındaki fahiş artışların ithalatımızda yol açtığı bozulmayı bir kenara bıraktığımızda fiilen cari fazlaya geçtiğimizi söyleyebiliriz. Karadeniz’de keşfettiğimiz doğal gaz ile yerli ve yenilenebilir enerji yatırımlarımızın çıktıları sisteme eklendikçe bu tablo lehimize düzelmeye başlayacaktır. Gelişmiş ülkelerin tamamında ödemeler dengesinde çok ağır sancılar yaşanırken, biz hepsinden daha iyi durumdayız. Bu ülkelerin merkez bankası bilançoları neredeyse millî gelirlerinin yüzde 40’na dayandı. Banka aktifleri millî gelirlerini katbekat aşan bu ülkelerin bize sürekli dayatılan faiz artışlarından köşe bucak kaçmalarının sebebi resesyona, yani durgunluğa girme korkularıdır. Kimse bizden şunu beklemesin: Bu iktidar faizi artırmayacaktır. Tam aksine biz faizi düşürmeye devam edeceğiz. Gelişmiş ülkelerin hiçbiri bu aşamada faizleri enflasyona göre olması gereken seviyelere yükselterek cari açık verme dolayısıyla, devasa işsizlik sorunlarıyla karşı karşıya gelme riskine girmez, giremez. Sayın Başkan niçin faizsiz düşünmekten bahsediyorsun? Benim derdim şu: Bu ülkede yatırımcı birinci derecede kamu bankalarıyla, buna eğer özel sektör bankaları da dâhil olursa özel sektör bankalarıyla da düşük faizle sağladığı kredi ile ne yapsın? Yatırıma girsin. Mevcut yatırımlarını daha da geliştirsin, genişletsin. Bununla istihdam sağlayalım, bununla üretimi arttıralım, bununla ihracatı daha da attıralım ve bununla evet büyümeyi sağlayalım bizim derdimiz bu. Bu oldukça işte işsizlik de ne yapacaktır? Bugün olduğu gibi daha da azalacaktır.

3600 ek gösterge

Konuşmamın son bölümünde Kabine çalışmalarımızla bağlantılı bazı hususları sizlerle paylaşmak istiyorum. Biraz önce de ifade ettiğim gibi, memurlarımızın ek gösterge düzenlemesiyle ilgili çalışmayı tamamladık, Meclisimizin takdirine sunacak safhaya getirdik. Bilindiği gibi, bu konu ilk gündeme geldiğinde öğretmenlerimize, polislerimize, sağlık çalışanlarımıza ve din görevlilerimize ek göstergelerini 3600’e çıkarma sözü vermiştik. Ancak, sadece bu kesimler için yapılacak bir ek gösterge artışının memurlarımız arasında adaletsizliğe yol açacağını ve hiyerarşik dengeyi de bozacağını gördük. Bunun için şartlarımızı zorlama pahasına kamu çalışanları lehine bir fedakârlıkta bulunarak tüm memurlarımızın ek göstergelerinde 600 puanlık bir yükseltmeye gitmeyi kararlaştırdık. Yardımcı hizmetler sınıfındakiler de dâhil ülkemizdeki 5,3 milyon kamu görevlimizin tamamı önümüzdeki yılbaşından itibaren bu düzenlemeden yararlanacaktır. Düzenlemenin hayata geçmesiyle birlikte birinci dereceye gelmiş olma şartıyla, söz verdiğimiz tüm meslek gruplarındaki hak sahipleri hemen 3600 ek göstergeye yükseltilecektir. Bunun yanında, genel müdür yardımcılarının ek göstergeleri 3600’den 4400’e, şube müdürü ve ilçe müdürü seviyesindeki yöneticilerin ek göstergeleri de 2200’den 3000’e çıkartılacaktır. Ek gösterge düzenlemesi memurlarımızın mevcut maaşlarda küçük de olsa bir artış sağlamasının ötesinde, asıl emekli ikramiyeleri ve emekli maaşlarında ciddi kazanımlar getiriyor. Somut örnek verecek olursak ek göstergesi 3600’e çıkan 30 yıllık hizmeti bulunan bir memurun emekli aylığı bin 234 ile bin 391 lira arasında, emekli ikramiyesi ise 44 bin 500 lira ile 50 bin 150 lira arasında artacaktır. Mevcut maaşlara göre hesaplanan bu tutarlar düzenlemenin yürürlüğe gireceği yılbaşındaki rakamlara göre çok daha yüksek seviyelerde gerçekleşecektir. Yapılan artışlar elbette hâlen emekli olan kamu görevlilerinin maaşlarına da yansıtılacaktır. Ayrıca, mülki idare amirleri başta olmak üzere, yaptıkları işle özlük hakları arasındaki makas açılan kamu görevlileriyle ilgili iyileştirici bir düzenlemeyi de bu kapsamda gerçekleştireceğiz. Ek gösterge düzenlemesinin memurlarımıza, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

“Enerji verimliliğine büyük önem veriyoruz”

Enerjide dışa bağımlılığımızı azaltmaya yönelik çalışmalar kapsamında enerji verimliliğine büyük önem veriyoruz. Ülkemizdeki yapı stokunun önemli bir kısmının yalıtımsız olması, konutların ısıtılmasında ve soğutulmasında gereğinden fazla enerji kullanımına yol açıyor. Yalıtımlı konut sayısını artırmak için yeni bir çalışma başlatıyoruz. Vatandaşlarımıza binalarının yalıtım çalışmalarında kullanılmak üzere daire başına 50 bin liraya kadar 60 ay vadeli ve 0,99 faiz oranıyla kredi imkânı getiriyoruz. Burada tabii Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızla Çevre Şehircilik Bakanlığımızın üzerine büyük bir yük düşüyor, zira bunu başarmamız lazım. Hem aile bütçesine hem devlet bütçesine olumlu katkısı olacağına inandığım bu paketle ilgili detaylar ilgili bakanlıklarımız tarafından kamuoyuna açıklanacak. Bu çalışmanın da ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum.”

Haber Merkezi

İlgili Haberler

Çanakkale İl Özel İdaresi, Yeni Araçlarıyla Güçlendi
17.01.2024
Depremi erken haber veren teknoloji Türkiye'de ilk kez uygulanacak
17.01.2024
TBMM'de 'teröre karşı bildiri' konulu tezkere kabul edildi
17.01.2024
Gökhan, Salou Belediye Başkanını ziyaret etti
16.01.2024
Kabine toplantısı ne zaman? Ne konuşulacak?
16.01.2024
Eceabat Toplum Sağlığı Merkezi'nden, Behramlı Köyünde Kadına Şiddete Mücadele Eğitimi
15.01.2024
Kırklareli'de STK'lar Şehitler İçin Bir Araya Geldi
13.01.2024
Vali İlhami Aktaş, İdareciler Günü Münasebetiyle Mülki İdare Amirleri İle Bir Araya Geldi
13.01.2024
Çanakkale ve İlçelerindeki Etkinlikler, Şehit Haberleri Nedeniyle Ertelendi
13.01.2024
Çanakkale'de Aziz Şehitlerimiz ve Kahraman Gazilerimiz Mevlid-i Şerif Programında Rahmet ve Şükranla Anıldı
13.01.2024
Çanakkale’den Filistin’e Destek! İsrail’in Saldırıları Protesto Edildi!
13.01.2024
Beyaz Baston Görme Engelliler Haftası Nedeniyle Vali İlhami Aktaş’a Ziyaret
13.01.2024
İstanbul Ankara arası 1,5 saate düşebilir!
13.01.2024
Gelibolu Belediye Başkanı Mustafa Özacar’dan kandil ziyareti
12.01.2024
Millî İstihbarat Akademisi faaliyetlerine başladı
12.01.2024
Lapseki Belediye Başkanı Eyüp Yılmaz, Regaip Kandili'nde Vatandaşlara Lokma İkramında Bulundu
11.01.2024