İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasının kadına yönelik şiddetle mücadelede bir engel olduğuna dikkat çekilen metinde “Sesimizi her geçen gün daha güçlü bir şekilde yükselteceğiz” ifadeleri yer aldı.
“Anayasal güvencelerin kağıt üzerinde kaldığını göstermektedir”
Devletin birincil sorumluluğunun kadına yönelik şiddetle mücadele olduğunun altı çizilerek “Kadına yönelik şiddetle mücadele, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve Birleşmiş Milletler kararları doğrultusunda, devletin birincil sorumluluklarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 17’nci maddesi, ‘kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığını’ güvence altına alırken, ‘hiçbir bireyin insan onuruyla bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamayacağını’ açıkça belirtmektedir. Ancak kadına yönelik şiddetin artışı, bu anayasal güvencelerin kâğıt üzerinde kaldığını göstermektedir” dendi.
“Türkiye en kötü performansa sahip ülkelerden biridir”
OECD verilerin Türkiye’nin kadına yönelik şiddetle mücadelede kötü bir tablo çizdiği ifade edilerek “Türkiye, kadına yönelik şiddet konusunda OECD ülkeleri arasında en kötü performansa sahip ülkelerden biridir. OECD verilerine göre, kadınların hayatlarında en az bir kez eş veya partner şiddetine maruz kalma oranı OECD ortalamasında %21,6 iken, Türkiye’de bu oran %38’dir. 2024 yılının ilk 10 ayında, erkekler en az 327 kadını öldürmüş; AKP iktidarının başladığı 2002’den bu yana öldürülen kadın sayısı 8 bin 500’ü aşmıştır. Bu acı tablo, kadınların can güvenliğini sağlayacak politikaların eksikliğini ve siyasi iktidarın sorumluluğunu açıkça ortaya koymaktadır” açıklaması yapıldı.
“Toplumsal eşitlik mücadelesine vurulmuş bir darbedir”
İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasının şiddet gören kadınların başvurabileceği mekanizmaları etkisizleştirdiği ifade edildi. Mesajda “Kadın cinayetlerinin bu vahim boyutlara ulaşmasında, iktidarın kadınları değersizleştiren ve cinsiyet eşitliğini hedef alan politikalarının büyük etkisi vardır. Özellikle İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı, kadınların yasal ve sosyal güvencelerini ciddi biçimde zayıflatmıştır. İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddeti önlemede uluslararası bir rehber niteliğindeyken ve devletlere bağlayıcı yükümlülükler getirirken, bu sözleşmeden çıkılması, şiddet gören kadınların başvurabileceği mekanizmaları etkisizleştirmiş, kadın cinayetlerinin artışına zemin hazırlamıştır. Bu adım, kadınların can güvenliğini hiçe sayan bir anlayışın yansımasıdır ve toplumsal eşitlik mücadelesine vurulmuş bir darbedir” ifadeleri yer aldı.
“Mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz”
Toplumsal cinsiyet eşitliği, kadına yönelik şiddetin son bulması ve İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması uğrunda verilen mücadelenin devam edeceğini açıklayan Eğitim-İş, “Eğitim-İş olarak, kadına yönelik şiddetin son bulması, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve kadınların hayatın her alanında özgürce var olabileceği bir düzen kurulması için mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz. İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden hayata geçirilmesi, kadınların yaşam haklarının korunması ve şiddetin kökünden kazınması için sesimizi her geçen gün daha güçlü bir şekilde yükselteceğiz. Kadına yönelik şiddetin olmadığı, eşit ve özgür bir dünya mümkün! Eğitim-İş olarak, bu hedef doğrultusunda dayanışma içinde mücadeleye devam edeceğiz” dedi.